Mümtehine Sûresi 1. Âyet
Medine · Cüz 28 · Sayfa 549
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَتَّخِذُواْ عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمۡ أَوۡلِيَآءَ تُلۡقُونَ إِلَيۡهِم بِٱلۡمَوَدَّةِ وَقَدۡ كَفَرُواْ بِمَا جَآءَكُم مِّنَ ٱلۡحَقِّ يُخۡرِجُونَ ٱلرَّسُولَ وَإِيَّاكُمۡ أَن تُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ رَبِّكُمۡ إِن كُنتُمۡ خَرَجۡتُمۡ جِهَٰدࣰا فِي سَبِيلِي وَٱبۡتِغَآءَ مَرۡضَاتِيۚ تُسِرُّونَ إِلَيۡهِم بِٱلۡمَوَدَّةِ وَأَنَا۠ أَعۡلَمُ بِمَآ أَخۡفَيۡتُمۡ وَمَآ أَعۡلَنتُمۡۚ وَمَن يَفۡعَلۡهُ مِنكُمۡ فَقَدۡ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ ١
Ey inananlar! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar size gelen gerçeği inkar ettikleri, Rabbiniz Allah’a inandığınızdan dolayı Resulü ve sizi (yurdunuzdan sürüp) çıkardıkları halde siz onlara sevgi ulaştırıyorsunuz. Eğer benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için çıktınızsa içinizde onlara sevgi mi gizliyorsunuz? Oysa ben sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilirim. Sizden kim bunu yaparsa doğru yoldan sapmış olur
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَاتَتَّخِذُوا عَدُوّٖى وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَآءَ – bunun sebebi nüzulü Hâtıb İbni ebî Belte’anın bir mektubu olmuştur. Bu babda tefsir ve hadîs kitablarında varid olan rivayetlerin haslı: Resulullah Sallâllahü aleyhi vesellem Mekke fethine hazırlık yaptığı sıra halk arasında Hayber (yâhud Huneyn) diye ışa’a edilmiş, eshabdan ba’zı kimselere ise muradı Mekke olduğunu sirren söylemişti, Hâtıp ibni ebî Belte’a da bunlardan idi. Abdülmuttalib oğullarından birinin azadlısı Sâre namında bir kadın Mekkeden Medîneye Resulullaha gelmişti, Resulullah ona müsliman olarakmı geldin? Buyurdu, kadın hayır dedi, muhacir olarak mı geldin? Buyurdu, hayır dedi, o halde ne sebeble geldin buyurdu, kadın, ehil, Efendiler, aşiret sizsiniz, Efendiler gittiler, ben de şiddetli ihtiyaca düştüm, dedi, bunun üzerine Resulullah bu kadına muavenette bulunmak üzere Abdülmuttalib oğullarını teşvık etti, giydirdiler kuşattılar erzak tedarük ettiler, yüklediler, Hatıb ibni ebî beltea da bu kadına varıp on dîynar vermiş ve bir bürd iksa etmiş ve Mekke ehalisine hıtaben onunla gizli bir mektub göndermişti, kadın yola çıktıktan sonra Cibril nâzil olup Peygambere haber verdi. Bunu Buharî, Müslim, Tirmizî ve saire müteaddid tarıklerle Hazreti Aliden - Radıyallahü anh ve kerremallahü vecheh - Şöyle rivayet etmişlerdir: Hazreti Ali demiştirki: Resulullah sallallahü aleyhi vesellem benimle Zübeyri ve Mıkdadı gönderdi «hemen dedi gidin, ta ravzai haha kadar varın orada bir zaîne (ya’ni hevdec içinde yolcu bir kadın) var, onda bir mektub var, çabuk o mektubu ondan alıp bana getirin hemen çıkdık, atlarımızı koşturarak tam ravzaya vardık, bir de bakdık ki zaînenin yanındayız, mektubu çıkar dedik, bende mektub yok dedi, ya mektubu çıkarırsın yâhud esvabını soyunursun dedik, bunun üzerine ıkasından, ya’ni saç bağından (İbni cerir ve İbni asakirde rivayetlerin ba’zısında hüczesinden ya’ni uçkurluğundan diğer ba’zısında kubülünden) çıkardı biz de mektubu alıp Peygamber sallallahü aleyhi vesellem Hazretlerine getirdik, bunda «مِنْ حَاطِبِ بْنِ اَبِى بَلْتَعَةَ اِلٰى اُنَاسٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ بِمَكَّةَ» diyor, onlara Peygamberin ba’zı emrini haber veriyordu. Bunun üzerine Peygamber sallallahü aleyhi vesellem, bu ne ya Hâtıb! dedi, Yaresulallah acele buyurma ben Kureyşe mülsak bir kişiyim, kendilerinden değilim, maıyyetinizde bulunan muhacirînin onlara akribalıkları var, Mekkedeki ailelerini ve mallarını o sebeble himaye ederler. Benim ise içlerinden neseb cihetinden münasebetim olmadığı için yakınlarımı himaye etmelerine bir vesîle olmak üzere onlara bir cemîle yapmak istedim, yoksa bunu ne bir küfür, ne dinimden irtidad, ne de islâmdan sonra küfre rıza için yapmadım dedi. Resulullah da «dosdoğru söyledi» buyurdu, Hazreti Ömer radıyallahü anh «Yaresulallah! bana müsaade buyur boynunu vurayım, dedi, Aleyhissalâtü vesselam da buyurduki, o Bedirde bulundu ne bilirsin; Allah tealânın ehli Bedir hakkında bildiği varki onlara «اَعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ= dilediğinizi yapın, ben size mağfiret ettim» buyurdu, bunun üzerine «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَاتَتَّخِذُوا عَدُوّٖى وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَآءَ» nâzil oldu اه. Buharî bu rivayette «اَلْاٰيَةَ» dememiş, ba’zı rivayetlerdeki «اَلْاٰيَةَ» ta’birinin hadisden mi, yoksa ravîlerden Amr ibni Dînarın kavlimi olduğunu «لَا اَدْرِى» ile rivayet eylemiş olmakla «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَاتَتَّخِذُوا عَدُوّٖى وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَآءَ» nâzil oldu denilmekten murad bir veya bir kaç âyetmi yoksa bütün Sûremi olduğunu kestirmemiştir. Kezalik Müslim dahi bu hadîste «اَلْاٰيَةَ» yok demiştir. Ba’zı rivayette bulunduğuna da işaret eylemiştir. İbni Cerîr bu Sûrenin evvelindeki âyetler demiş ve bir kaç rivayet nakleylemiştir:
1: Habib ibni sabitten «اَلْاٰيَةَ».
2: Muhammed İbni Sa’dden «إِلٰى اٰخِرِ الْاٰيَةِ» 3: Mücahidden: «إِلٰى قَوْلِهِ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ» 4: Süfyandan «إِلٰى قَوْلِهِ حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُٓ» 5: Muhammed İbni İshaktan: «إِلٰى قَوْلِهِ وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا إِلٰى آخرالقَصَّةِ» 6: Zührîden: اه. «حَتَّى غَفُورٌرَحٖيمٌ» Mukaddimede geçtiği üzere bu gibi mevaki’de «اَلْاٰيَةَ» ta’biri bir kıssaya kadar müteaddid âyetlere şamil olabileceğinden bu rivayetlerin mecmuu «اَلْاٰيَةَ» ta’birinin Sûrenin evvelinden bir necim, bir kıssa teşkil eden âyetler ma’nasına olduğunu ifade etmekle taberî evvelindeki âyetler demiştir. Ma’na ı’tibariyle kıssa «بَصِيرٌ» veya «اَلْحَمِيدُ» veya «غَفُورٌرَحٖيمٌ» olabilirse de tamamı «اُولٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ» fasılasına kadar olmak zâhirdir. Bu surette bundan sonraki âyetlerin sebebi nüzulü başka olmak lâzım gelir. Netekim olbabdaki rivayetler de naklolunacaktır. Fakat Tirmizî mektub hakkındaki Hazreti Ali hadîsini rivayetten sonra «اَلْاَٰيَةَ» yerine «هٰذِهِ السُّورَةُ» diye tasrih ederek mezkûr hâdiseyi bütün Sûrenin sebebi nüzulü olarak göstermiş ve hâdîse Haseni sahih demiştir. Ebû Hayyan da Bahirde bu Sûre medenîdir ve Hâtıb İbni ebî Belte’a sebebiyle nâzil olmuştur demekle bunu ıhtiyar eylemiştir. Müfessirînin çoğu ise mutlak olarak o dairede idarei kelâm eylemişlerdir. «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَاتَتَّخِذُوا عَدُوّٖى وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَآءَ نَزَلَتْ فٖى حَاطِبِ ابْنِ أَبٖى بَلْتَعَةَ» deyip de hâdiseyi nakl ile iktifa etmişlerdir ki âyete de Sûreye de muhtemildir. Muhacirînden ve ehli Bedirden olan Hâtıbın validesi ile oğulları ve kardeşleri Mekkede kalmış, mektub sebebiyle himaye etmek istediği de onlar olmuştu. Mektubun suretini Âlûsî ba’zı rivayetlere göre şöyle nakletmiştir: «اَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ تَوَجَّهَ اِلَيْكُمْ بِجَيْشٍ كَالَّيْلِ يَسِيرُ كَالسَّيْلِ وَ اُقْسِمُ بِاللّٰهِ لَوْ سَارَ اِلَيْكُمْ وَحْدَهُ لَنَصَرَهُ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ فَاِنَّهُ مُنْجِزٌ لَهُ مَا وَعَدَهُ= ya’ni haberiniz olsun ki Resulullah Sallâllahü aleyhi vesellem size doğru gece gibi bir ordu ile teveccüh etti, seyl gibi varıyor. Allaha kasem ederim ki yalnız başına da varsa her halde Allah onu size karşı mensur ederdi, çünkü ona olan va’dini muhakkak incaz buyuracaktır.» اه. Görülüyor ki bu mektubun mündericatında esas ı’tibariyle yanlış ve iymana muhalif bir şey yok, bil’akis kuvvetli ve dos doğru bir iyman delili vardır. Ancak bunun büyük bir mahzuru vardı ki o da mektum tutulması lâzım gelen bir sirri bir harp hedefini düşman tarafına gizlice ilka ediyordu. Bunu gizlice götüren kadın da Peygamberden gördüğü taltîf ve ıaneye rağmen bir casusluk yapıyordu, fakat bu sebeble Resulullahın açık bir mu’cizesi göründü, yolda deve üzerinde hevdec denilen mahfe içinde giden o kadının yakalanacağı ravzai hah mevkiı bile aynen haber verilerek ekâbiri Eshabdan koşturulan süvarilerle mektub çıkartılıp getirtildi. Mündericatı okundu, gönderen Hâtıb ibni ebî Belte’a muhakeme edildi, maksadını dos doğru söylemesine ve mağifretle mübesşer bulunan Eshabı Bedirden bulunmasına mebni afvolundu. Tutulmuş olan kadının getirilmesinde ısrar edilmedi. Maamafih Mekkenin fethinde eman verilmeyip katlolunan üç erkek ile iki kadından birisi ba’zılarının kavlince bu kadındır. Mümtehane budur. İşte bu hadise sebebiyle bu mümtehane Sûresi nâzil olmuş, bu gibi ahvalde mü’minlerin vazifelerine dair nesayihi mühimme ile dari harbden muhacir olarak gelen kadınlar hakkında bile bir imtihan ta’limatı vermiştir. Binaenaleyh her zaman için nazarı dikkatten dur tutulmaması lâzım gelen bu Sûre bilhassa kıyamet gününü andıran büyük bir imtihan demek olan harb hengâmlarında daha ziyade ı’tina ile ta’kıyb ve tatbık olunmak bilcümle mü’minlerin vecibesidir. Evvelâ buyuruluyor ki: Ey o bütün iyman edenler! adüvvümü ve adüvvünüzü dostlar yerine tutmayın, dostun zıddı, adavet edici düşman demek olan adüvv esasen fe’ûl vezninde mübalega sıygası olmakla cem’ınde a’da ve onun cem’ınde eâdî denilirse de masdar mecrasında olarak ferde de cem’a de ıtlak olunur. Burada murad cem’iyyet olmakla beraber cem’iyyetin ferdde temessülüne işaret için müfred getirilmiş, evliyanın cem’iyle de cem’iyyete tenbih olunmuştur. Bunun izafetinde zâhir olan mef’ulüne muzaf olmaktır. Binaenaleyh «عَدُوّٖى وَعَدُوَّكُمْ» bana ve size adavet edici düşmanları dostlar yerine tutmayın demektir. Yoksa neyih hasılı tahsil olurdu. Allah düşmanı, Allaha adavet eden, Allah dinini, Allah hukukunu tanımıyan, Allah ve Resulü ile yarışa kalkışan ve sûrei Mücadelede «اِنَّ الَّذٖينَ يُحَآدُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ» ve emsâli âyetlerde halleri beyan olunan kâfirler, müşrikler zalimlerdir. Burada asıl sebebi nüzul Mekke müşrikleri olmakla beraber mefhum eamdır. Maamafih bu mefhum ve bu nehiy gerek bu âyette, gerek âtîdeki «لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ», «اِنَّمَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ» âyetleriyle takyîden tefsir ve ta’rif de olunacaktır. Mü’minlerin buğzu kendi hususî garaz ve hislerine göre değil, her şeyden evvel Allah ve menafiı amme için Allah düşmanlarına karşı bugz fîllah olması adavetin ancak o miyar ile ölçülüp gerek nefret ve gerek mahabbet hareketlerinde hak noktai nazarından ayrılmamak lüzumuna tenbih için düşmanlardan ihtiraz ibtida Allah düşmanı olan adüvv, a’dâi mü’minînin başında zikredilip buyurulmuşturki «لَاتَتَّخِذُوا عَدُوّٖى وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَآءَ» تُلْقُونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ – müveddet, mahabbet ve sevgi demek olduğu gibi bizim mahabbetname, meveddetname ta’birlerimiz vechile mektûba da ıtlak olunurki meveddetin lâzımıdır. Burada bu ma’na da verilmiştir. «باء» da sıle veya sebebiyye olabilir. Bu cümle «لَاتَتَّخِذُوا» nun failinden hal veya menhî olan ittihazın tefsiri, yâhud evliyaya sıfatı kâşife olmak muhtemil olduğu gibi istinaf veya ı’tırazzıyye olması da muhtemil ve sebebi nüzûle daha muvafıktır. Evvelki vecihlere göre ma’na: onlara meveddet ilka ederek veya meveddetname ile haber ilka ederek, yâhud meveddet ilka etmeniz veya meveddet sebebiyle haber ilka edeceğiniz evliya ittihaz etmeyin, hasılı meveddetle ahvalinizden haber kaçırmayın demek olur. İstinaf veya ı’tiraz olduğu takdirde ise siz onlara meveddet ilka edersiniz, yâhud içlerinde alâkadar olduklarınıza sevginiz dolayısiyle o düşmanlar cem’iyyetine mektub göndererek ıhbaratta bulunuyorsunuz ki bu onların hepsini dost yerine tutmaktır. وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَآءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ – vav, haliyyedir. Cümle اِلَيْهِمْ zamirinden haldir. Ya’ni hal bu ise onlar, o sizin meveddetle haber ilka ettiğiniz düşman cemaati o haldelerki size gelen hakka Haktealâdan risalet ve kitab ile gelen ve iymanı iktiza eden hak dininize ve hukukunuza küfrettiler ve hâlâ etmekteler küfürleriyle ne Allahın ne de ıbadullahın hukukunu tanımıyor, Allaha ve mü’minlere adavet ediyorlar يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَاِيَّاكُمْ اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ رَبِّكُمْ Peygamberi ve sizi rabbiniz Allahâ iyman ediyorsunuz diye çıkarıyorlar. -Hiçretinize bâis oluyorlar. Bu cümle, küfür ve adavetlerinin derecesini beyan için istinaftır, «كَفَرُوا» nun fâılinden hal olmasını da tecviz etmişlerdir. اِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فٖى سَبٖيلٖى وَابْتِغَآءَ مَرْضَاتٖى eğer siz benim yolumda cihad etmek ve rızamı aramak için bütün gücünüzle çalışıp uğraşacak mücahidler olarak çıkdınızsa... - Bu cümlei şartıyye makabli karînesiyle cezası mahzuf olmakla, ma’nen yukarıya merbuttur. Te’hırinin nüktesi: bu şart altında o mazmunu, ya’ni nehyi tekrar ile te’kid ve şartın mazmunu mucebince iymanda ıhlâs ile cihadda metanete teşvıktir. Bu suretle «لَاتَتَّخِذُوا» ve müteallikatının kaydi mesâbesinde olan bu şart bilhassa ihraca sebeb yapılan «اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ رَبِّكُمْ» fıkrasına ittisal ile iymanı tevhidde şübheyi nefi ve ıhlâsı tesbit ve hurucun ıhraca tenazurunu takrir için bu noktaya te’hır olunmuş ve maba’di ile makabli arasında bir cümlei mu’terıza vaz’iyyetine konulmuştur. Ya’ni siz mü’minlerin hurucunuz, vatanlarınızdan çıkışınız Allah yolunda cihadetmek ve Allahın rızası sebeblerini aramak ve binaenaleyh Allah düşmanlarına karşı Allah dostları mücahidler olmak için ise öyle yapın, o Allah düşmanı düşmanlarınızı dostlar yerine tutmayın, bahusus cihad esnasında onlara meveddet yollu haber kaçırmayın da halîs bir iyman ile Allahın rızasına irdirecek mücahede yapın. Bu âyette «اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ رَبِّكُمْ» de muhatabları gaibleri tağlib ve tekellümden gıyaba iltifat vardır. لَانْ, اَنْ ma’nasına ihracı ta’lildir. «جِهَادًا» mef’uli leh veya Mücahidîn ma’nasına haldir.
Bu ta’limattan sonra sebebi nüzul olan hâdiseyi ıhbar ile ıtab ve tevbıh makamında istiynaf veya «تُلْقُونَ» den bedel tarikıyle buyuruluyor ki: تُسِرُّونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ meveddetle onlara sir veriyorsunuz-o düşmanlara cemîle yaparak gizli meveddetname gönderiyor, sirren havadis kaçırıyorsunuz وَاَنَا halbuki ben - Allah اَعْلَمُ بِمَآ اَخْفَيْتُمْ وَمَآ اَعْلَنْتُمْ sizin gizlediğiniz şey’e de açıkladığınız şey’e de a’lemin - hepsini de pek âlâ bilirim. Burada «اَعْلَمُ», ismi tafdıl de, muzari’ nefsi mütekellim de olabilir. «بَاء» evvelkine daha muvafıktır. Sonra «تُسِرُّونَ» ye nazaran «بِمَا اَسْرَرْتُمْ» denilmek daha münasib görünürken «بِمَآ اَخْفَيْتُمْ» buyurulması da şayanı dikkattir. Çünkü ihfa, isrardan daha gizlidir. Netekim «يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى» buyurulmuştur. İsrar, başkasına sir vermek, gizli konuşmaktır. Bunda ise bir nevi’ i’lân vardır. Halbuki ıhfa gönülde gizlenene de şamildir. «عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى» olan Allah ılminde gizliyi de açığı da hepsini bilir, binaenaleyh Resulüne de bildirir. O halde açıklamasından çekindiğiniz bir günahı gizli ne için yaparsınız. Gizlemekle onun zararından, cezasından kurtulacağınızı mı zannedersiniz? وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ hem içinizden her kim onu yaparsa - nehyolunan o fi’li, o ittihazı, bahusus cihad halinde meveddet ilka ve israr, hattâ gönülde ıhfayı siz mü’minler içinden her kim yaparsa فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ السَّبٖيلِ artık düz yolun ortasında sapıtmış, şaşkınlıkla kendisini kaybetmiş olur. Iyman ile doğru Allah yolunda giderken Şeytan yoluna sapmış, düşmanın casusu mekvıine düşmüş, cezaya müstehıkk olmuş, kendisini felâkete sürüklemiş olur. Çünkü