Mücâdele Sûresi 1. Âyet
Medine · Cüz 28 · Sayfa 542
قَدۡ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوۡلَ ٱلَّتِي تُجَٰدِلُكَ فِي زَوۡجِهَا وَتَشۡتَكِيٓ إِلَى ٱللَّهِ وَٱللَّهُ يَسۡمَعُ تَحَاوُرَكُمَآۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرٌ ١
Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah, işitendir, bilendir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ – «قد» tahkık ve tevkı’ ya’ni vukua intizar ma’nalarına geldiğinden meal şu olur: evet Allah işitti, hakikaten beklendiği gibi işitti, dinleyip iycabını icra etti قَوْلَ الَّتٖى تُجَادِلُكَ فِى زَوْجِهَا وَتَشْتَكٖٓى اِلَى اللّٰهِ o kadının sözünü ki zevci hakkında sana mücadele ediyor ve Allaha şikâyet eyliyordu - gam ve kederini döküyor, çaresini istiyordu. Rivayetlerin hasılına göre bu âyetlerin inmesine sebeb olan bu kadın Ensardan Evs ibni Samitin zevcesi Havle binti Sa’lebe idi. Vak’a şöyle olmuştu: Zevci bulunan Evs ibni Samit - ki Ubade ibni Samitin biraderi idi - ıhtiyarlamış, titizlenmişdi bir gün kadın kendisinden bir şey istemiş, oda öfkelenib «اَنْتِ عَلَىَّ كَظَهْرِ اُمّٖى= sen bana anamın sırtı gibisin» deyivermişti ki buna zıhar ta’bir olunur. Cahiliyye örfünde bir adam karısına bu sözü söylediği zaman o kadın ona haram olurdu. Bir daha alamazdı. Bu hadise islâmda ilk vaki’ olan bir zıhar olmuştu, derken çok geçmeden söylediğine pişman olup kadını kendine çağırmış, kadın imtina’ etmiş «canım elinde olan rabbime kasem ederimki sen o lakırdıyı söyledikten sonra Allah ve Resulü hukmünü verinciye kadar sen benim yanıma gelemezsin, git Resulullaha danış» demişti. Zevc «Ben utanırım Resulullaha bunu soramam» cevabında bulunmakla kadın «ben gider sorarım» deyip Resulullahın hanei saadetinde huzuruna vardı. «Ya Resulallah: Evs beni tezevvüc ettiğinde ben genc idim, mergub idim, vaktâki yaşım ilerledi, bir çok evlâdları oldu, şimdi beni anası gibi kıldı, kimsesiz bırakıverdi, eğer bana bir ruhsat bulur da beni yine onunla geçindirirsen beyan buyur ya Resulâllah» diye arzıhal etti. Resulullah «Ben şimdiye kadar bu babda bir şey ile emrolunmadım, re’yim haram olmuşsun» buyurdu. Kadın «vallahi talâk zikretmedi» dedi. Resulullâh «Haram olmuşsun» buyurdu. «Kurbanın olayım nazar buyur ya Nebiyyallah» dedi, bu yolda Resulullaha kirâren mirâren mücadele etti, sonra da Allaha arzı şikâyet ederek «Allahım yalnızlığımın şiddetinden ve bana zor gelecek olan ayrılmamın acısından sana şikâyet ederim, küçük çocuklarım var, onları ona bıraksam zayi’ olacaklar, kendime alsam aç kalacaklar» diye ağılyor, başını göğe kaldırıyor «Allahım sana şikâyet ederim, Allahım Peygamberinin lisanına bir vahiy indir» diyordu. Oradan ayrılmamıştı, nihayet hakkında Kur’an nâzil oldu, vahyin şiddeti açıldıktan sonra Resulullah Sallâllahü aleyhi vesellem «Ya Havle müjde» buyurdu. «قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّتٖى تُجَادِلُكَ فِى زَوْجِهَا اِلَى وَلِلْكَافِرٖينَ عَذَابٌ اَلٖيمٌ» okudu. Bunun üzerine kadının zevcini çağırttı «O yaptığın yemin ile muradın ne idi?» buyurdu, onun keffareti var mı? Dedi, Aleyhissalâtü vesselâm «Bir rakabe âzad etmeğe gücün yeter mi?» diye sordu, «Lâ vallah ya Resulâllah ona gücüm yetmez, malımın hepsi gider, rakabe bahalıdır benimse malım azdır» dedi, «Ona gücün yetmezse iki ay sırasiyle oruc tutabilir misin?» buyurdu, «Lâ vallah ben günde üç kerre yemezsem gözümün feri kaçar» dedi, «O halde altmış miskin doyurabilir misin?» buyurdu «Lâ vallah meğer ki bana iane buyurasınız» dedi, Resulullah da «Ben sana onbeş sâ’ ile yardım ederim ve bereketine duâ eylerim» buyurdu, bu suretle aralarını düzeltti. Hazreti Aişe radıyallahü anhten rivayet olunur ki şöyle dermiş: «تَبَارَكَ الَّذِى وَسِعَ سَمْعُه اْلَاصْوَاتَ كُلَّهَا» Ne büyüktür o işitmesi seslerin hepsini ihata buyuran Allah tebareke ve tealâ, ki kadın, Peygamber Sallallahü aleyhi vesellem Hazretlerine halini arzederken öyle yavaş fısıltı ile söylüyordu ki yanlarında ben söylediklerinin ba’zısını işitiyordum, ba’zısını işitmiyordum. Resulullaha zevcinden şikâyet ediyor, ya Resulâllah gençliğimi yedi, karmın ona saçıldı «نَثَرْتُ لَهُ بَطْنِى» ya’ni ona evlâdlar doğurdum, nihayet sinnim ilerleyip çocuktan kesildiğim zaman bana zıhar yaptı, Allahım sana şikâyet ediyorum diyordu. Yerinden ayrılmadan nihayet Cibril Aleyhisselâm şu âyetlerle nâzil oldu: «قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّتٖى تُجَادِلُكَ فِى زَوْجِهَا وَتَشْتَكٖٓى اِلَى اللّٰهِ» ve yine rivayet olunur ki Hazreti Ömer radıyallahü anh bu kadın yanına geldiği zaman ona ikram ederdi ve Allah tealâ onu dinledi derdi. İbni ebî Hâtim ve Esma ve sıfatta Beyhekî rivayet etmişlerdir: Hazreti Ömer radıyallahü anh nâs ile beraber giderken bu kadın onun durmasını istedi, Hazreti Ömer de durdu ve ona yaklaştı ve elini onun omuzuna koyup onu ı’tina ile dinledi, o da hacetini bitirdi, çekildi gitti, birisi ya emîrelmü’minîn! Şu koca karının karşısında Kureyşin ricalini beklettin dedi, yuf sana kim o biliyor musun? Buyurdu, hayır dedi, bu o kadındır ki Allah tealâ yedi semanın fevkınden onun şikâyetini dinledi, bu Havle binti Sa’lebedir, vallah geceye kadar gitmese idi o hacetini bitirmeden ben ayrılmazdım buyurdu. Buharînin tarihinde rivayetine göre müşarünileyha kadın Hazreti Ömere dur ya Ömer! Dedi, o da durdu, kadın ona iri söz söyledi. Birisi ya Emîrelmü’minîn ben bugün gibisini görmedim dedi, Hazreti Ömer radıyallahü anh de şöyle dedi: Nasıl dinlemem ki onu Allah tealâ dinledi de hakkında «قَدْ سَمِعَ اللّٰهُ» âyetlerini indirdi. اه. Sebebi nüzulüne dair olan bu rivayetlerden şu da anlaşılıyor ki orf-ü âdet neshedilmedikçe mu’teber olur. Zıhar hakkında henüz bir huküm nâzil olmamış bulunduğu için Resulullah urf-ü teamül mucebince kadına haram olmuşsun buyurmuştur. Bu gibi delîllerden dolayıdır ki âdet muhakkemdir kazıyyesi Fıkıhta bir kaidei külliyye ittihaz olunmuştur. Yukarıda da geçtiği üzere zıhar islâmdan evvel Arabların orfünde kat’î bir hürmet ifade ediyordu ve bunun hılline bir çare yoktu. Kur’an zıhar olmak üzere söylenen sözün islâma yakışmaz bir münker ve zûr, ya’ni çirkin bir yalan olduğunu beyan etmiş, evvel emirde ondan ihtiraz olunması lâzım geldiğini ve maamafih söylendiği takdirde de hiç hukümsüz kalmayıp yine hürmet hukmünü ifade edeceğini ve ancak münker olarak söylenen o sözü bir keffaret ile telâfî ederek geri alıp o hurmeti kaldırmak lâzım geleceğini beyan ile mezkûr orfü kısmen ibka ve kısmen nesh ile ta’dil etmiş ve bu suretle çirkin âdetlerin ıslahı lüzumunu göstermiştir. Şöyle ki: