AyetSûreler

الماعون

Maûn Sûresi

107. sûre · Mekke · 7 âyet

Sûre hakkında · Elmalılı

MÂ’ÛN ٧ ١ سُورَةُ الْمَاعُونِ Bu Mâun Sûresine «اَرَاَيْتَ» Sûresi, «دِينْ» Sûresi dahi denilir, cumhur kavlinde Mekkîdir. Dürri mensûrda mezkûr olduğu üzere İbni Abbastan ve İbni Zübeyrden de İbni Merdûye öyle tahric eylemiştir. Lâkin Bahirde İbni Abbas ve Katâde kavlinde medenî olduğu söylenmiş, Dahhâkten de böyle nakl edilmiştir. Âlûsînin nakline göre müfessir Hibetullahı darîr «yarısı Mekkede As İbni Vâil, yarısı da Medînede Münafık Abdullah İbni Übeyy sebebiyle nâzil oldu» diye de bir kavil söylemiştir. Mâun, zekât ma’nasına da geldiğine ve zekât Medînede farz kılınmış olduğuna göre bu Sûrenin temamen veya kısmen Medenî olması dahi melhuz ise de Mekkî Sûrelerde de mutlak zekâta dair âyetlerin bulunduğu ve Mekkede zekât tafsîlen farz kılınmamış ise de icmalen tergîb ve teşvîk yapılmış olduğu inkâr olunamıyacağı, kezâlik Münafıklar Medînede olmuş olmakla beraber Mekkede henüz islâmın intişar etmemiş bulunduğu azlık içinde de riya ve nifak yapanların bulunabilmesi dahi müsteb’ad olmıyacağı cihetle cümhûrun dediği gibi meşhûru üzere Sûrenin temamen Mekkî olması elbette daha doğrudur. Âyetleri - Irakîde yedi, bakîsinde altıdır, Fark «لِلْمُصَلّٖينَ» dedir.

Fasılası - ن م harfleridir. Bundan evvel de işaret olunduğu üzere Fîl Sûresiyle, Kureyş Sûresinin âhiri Vettîni Sûresinde «وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَمٖينِ» âyetindeki emniyyeti bir iyzah ve ıhtar olduğu gibi dînin ve ibadetin ruh ve ehemmiyyetini tanıtmak üzere dinsizlerle mürâ’îlerin, Münafıkların huylarını birer numune ile göstererek hulâsa eden bir Sûre dahi Kureyş Sûresindeki «فَلْيَعْبُدُوا» emrini tanımıyanların ba’s-ü cezaya inanmıyanların halinden tutarak evvelki Sûreleri de düşündürmek üzere ta Vettîni Sûresindeki «فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدّٖينِ» âyetini ıhtar eyliyen bir âyet ile başlamıştır ki bu ıhtarın hasılı: bak! Dîni tekzib edenler insanın yaratıldığı «ahseni takvîm» den ne kadar aşağı düşüyorlar? Gör anla da dînin ve ruh ve kıymetini bil demek olur.

MÂUN - Lügat ve tafsirlerin beyanına göre zekâta, atıyye ve ihsana ve az, çok menfeati bulunan her

hangi bir şey’e, ve konu komşu arasında âriyet olarak verilip alınmak şanından olan, çanak çömlek, kap kacak, sufra, balta kürek ve daha böyle ev metaı ve alât ve edevâta dair yardımlık şeylere ve kimseden kıskanılmaz olan mübtezel şeylere ıtlak olunur şümûllü bir kelimedir. Bunun aslında, iştikakında ıhtilâf edilmiş, Kutrub gibi ba’zıları az bir şey’ ma’nasına «معن» den fâ’ul vezninde olduğunu söylemiştir ki «ma’n» «mâlehu ma’netün» denilirki onun birazcık bile bir şeyi yok, demektir. Bu bizim türkçemizde onun bir kıymığı bile yok, yâhud bir zırnığı bile yok ta’birimize benzer, bu surette mîmi, aslîdir, Kamusta bu esas üzere almıştır. Ba’zıları da aslı iane ve yardım demek olan «me’unet» dir. Elif «ha» dan ıvazdır demişler, bu surette mîm, zâiddir, aslı mekrüm gibi mef’ul vezninde iken elifin de ziyadesiyle «ma’ful» veznini almıştır. Diğer ba’zıları da iane ma’nasına avn den ismi mef’ul olup aslı ma’vun iken aynülfi’li fâülfi’li yerine geçirilerek mev’un yapılıp vav, elife kalb olunarak mâun denilmiş olduğuna kail olmuşlardır. Şu halde bu üç veche göre mâ’un esasında azçok menfeati olan bir cıymık şey, yâhud yardım veya yardımlık demek gibi olarak zikolunan ma’nalarda kullanılmıştır. Bu Sûrede Hazreti Alîden, ve oğlu Muhammed ibin Hanefiyyeden, ve İbni Abbastan ve İbni Ömerden ve Zeyd ibni Eslemden ve Dahhâk ve Ikrimeden rivayeten zekât ma’nasına tefsir edilmiş, Ra’înin şu beytinde de bu ma’naya kullanılmıştır: عرب نرى للّه من اموالنا حق الزكاة هنزلا تنزيلا قوم على الاسلام لما يمنعوا ما عونهم و يضيعون التهليلا Diğer bir çokları da İbni Mes’uddan, çanak çömlek gibi nâsın âriyet alıp verir olduğu kıskanılmaz, cüz’î şey ma’nasiyle tefsir eylemişlerdir. Sûrenin ismi de olmak hasebiyle aynen muhafaza etmek daha muvafık olursa da biraz bir mefhum anlaşılabilmek için mealde yardımlık diye terceme ederek iki ma’naya da işaret eylemeği daha fâideli gördük. بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ اَرَاَيْتَ الَّذٖى يُكَذِّبُ بِالدّٖينِ ٢ فَذٰلِكَ الَّذٖى يَدُعُّ الْيَتٖيمَ ٣ وَلَايَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْكٖينِ ٤ فَوَيْلٌ لِلْمُصَلّٖينَ ٥ اَلَّذٖينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ ٦ اَلَّذٖينَ هُمْ يُرَآؤُنَ ٧ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ

Meali Şerifi

1أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِDini yalanlayanı gördün mü2فَذَٰلِكَ ٱلَّذِي يَدُعُّ ٱلۡيَتِيمَİşte o, öksüzü iter, kakar3وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِYoksulu doyurmaya önayak olmaz4فَوَيۡلࣱ لِّلۡمُصَلِّينَVay haline o namaz kılanların ki5ٱلَّذِينَ هُمۡ عَن صَلَاتِهِمۡ سَاهُونَKıldıkları namazın değerine aldırış etmezler6ٱلَّذِينَ هُمۡ يُرَآءُونَGösteriş yaparlar onlar7وَيَمۡنَعُونَ ٱلۡمَاعُونَVe yardımlığı sakınırlar (zekatı vermezler)