AyetSûreler

Mâide Sûresi 82. Âyet

Medine · Cüz 7 · Sayfa 121

۞لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ ٱلنَّاسِ عَدَٰوَةࣰ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلۡيَهُودَ وَٱلَّذِينَ أَشۡرَكُواْۖ وَلَتَجِدَنَّ أَقۡرَبَهُم مَّوَدَّةࣰ لِّلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱلَّذِينَ قَالُوٓاْ إِنَّا نَصَٰرَىٰۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّ مِنۡهُمۡ قِسِّيسِينَ وَرُهۡبَانࣰا وَأَنَّهُمۡ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ ۝٨٢

İman edenlere karşı düşmanlık yönünden insanların en şiddetlisi olarak yahudileri ve Allah’a ortak koşanları bulursun. Ve yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Biz hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Çünkü onların içlerinde keşişler ve rahipler vardır. Ve onlar büyüklük taslamazlar

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذٖينَ اَشْرَكُوا Gerek Yehud ve Nesârâ Ehli kitâb, gerekse bunların gayrı alel’umum kâfir olan nâs içinde mü’minlere adavetce en şiddetlisini kasem olsun ki Yehudîler ve müşrikler bulacaksın -Ehli iymana şiddeti adavet noktai nazarından Yehudîleri müşriklerin de önünde göreceksin.»- Demek ki bunlar iymandan uzaktırlar, kesîri fasikun bunlarda daha ziyadedir. Çünkü bunların Dünyaya hırsı hepsinden çoktur. «وَلَتَجِدَنَّهُمْ اَحْرَصَ النَّاسِ عَلٰى حَيٰوةٍ وَمِنَ الَّذٖينَ اَشْرَكُوا الخ» Ve çünkü bunların kalbleri kasvetlidir «وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً». Hevaya inhimakleri, fesada meyilleri, hakka karşı kibr-ü inadları pek kuvvetlidir. Enbiyayı tekzib ve katilde, ısyan-ü ihtilâlde mümareseleri pek ziyadedir. وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا الَّذٖينَ قَالُوٓا اِنَّا نَصَارٰى Ve yine kasem olsunki bütün bu nâsın mü’minlere meveddetçe en yakınını «biz Nesârâyız» deyenler bulacaksın -Gerçi bunlar da umumiyyetle mü’min değildir. Ve müminlere adavet bunlarda da vardır. Fakat cins cinse mülâhaza edildiği zaman o birlerinin adavette şiddeti ziyade, bunların da mü’minleri sevebilmek kabiliyyeti ziyadedir. Ya’ni onların meveddetleri ihtimali büsbütün yok değil, lâkin bunların meveddeti daha ziyade melhuz ve daha ziyade yakın bir ihtimaldir. Bunlardan iyman kabiliyyeti, ehli iyman mahabbeti o birlerinden fazla bulunur. ذٰلِكَ Bunların akreb bulunması şu sebebledir ki بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّٖ يسٖ ينَ bunlardan Kıssisler, ya’ni ilm-ü ıbadetle meşgul keşişler وَرُهْبَانًا ve Rahibler, ya’ni Âhıret korkusile manastırlarda nefislerini ezen taabbüdat ile meşgul tariki Dünyalar vardır. وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ Bir de bunlar mütekebbir değildirler. -Mütevazı’ ve munisdirler. Bu iki sebeble mü’minleri sevebilmeleri daha ziyade melhuzdur. Ve binaenaleyh kulaklarına söz girmek ve anladıkları zaman hakkı kabul etmek ihtimalleri fazladır.

KISSİS: Gece bir şeyi taleb ve tetebbu’ etmek ma’nasına «kasse» den mubalâga sıygasıdır. Ilm-ü dini tetebbu’leri i’tibariyle Nesârâ rüessasından âlim ve âbid olanlara da «kass» ve «kıssis» denilmiştir. İbni Zeydin beyanına göre Kıssis Ruhbanın reisi demektir. İbni Atıyye aslı arabî olmayıb muarreb bulunduğunu, Kurtub da aslı Rumca olub âlim demek olduğunu söylemişlerdir ki Kamus mütercimi de «keşiş olacaktır» diyor. Ragıbın Müfredatında dahi beyan olunduğu üzere ruhban; rehbetten rahibin cem’idir. Su’ban gibi müfred olarak isti’mal edildiği de zikredilmiştir ki o zaman cem’i rehabîn ve rehabine gelir. Rehbet ıztırab ile korkub çekinmektir. Terehhüb manastırda taabbüd etmektir ki isti’mali rehbet demektir. Rehbaniyyet de fartı rehbetten taabbüde tahammülde gulüvv-ü ifrat etmektir. İlh. Eski Nesârâda et yememek, savmi visal tutmak, nefislerine eziyet için boyunlarına zencir takmak ve hatta kendilerini iğdiş etmek derecesine varanlar olmuştur ki bunlar nefs ile mücahede ederek ıhtirasatını kal’etmek, nefsi sabr-ü tahammül ile taâte alıştırmak ve Nesârâ ta’birince zenbi fıtrî ile alûde olan nefsi tathir-ü takdis ederek rızayı İlâhîyi isticlâb etmek gibi makasıdı tazammun eden bir hareket ise de haddi zatında «لَا تَغْلُوا فٖى دٖينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ» hukmünde dahil olan gayri fıtrî gulüvv ve teşdidat cümlesindendir. Nesârâ gûya Hazreti Yahya ve Isâ aleyhimesselâmın hayatı tecerrüdlerini ileri götürmek ve bu suretle rızaullaha ermek maksadiyle bu tarzı rehbaniyyeti rüesayı din hakkında bir fariza olmak üzere ibda’ eylemiş iseler de sûrei «Hadid» de «وَقَفَّيْنَا بِعٖيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْجٖيلَ وَجَعَلْنَا فٖى قُلُوبِ الَّذٖينَ اتَّبَعُوهُ رَاْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّاابْتِغَآءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا» âyetinde ıhtar olunduğu üzere bunu hakkıyle riayet edememişler ve meşru’dan kaçarken gayri meşru’ halâta düşmüşlerdir. Ve bunun için «لَا رُهْبَانِيَةَ فِى اْلِاسْلَامِ» dır. Ve böyle olduğu bu âyetleri müteakıb anlatılacaktır. Fakat her nevi ahlâkı zemimenin başı olan hırsı dünya ve ittibaı şehevat tuğyanı ile bunun temamen zıddı demek olan rehbaniyyet mukayese edildiği zaman her halde Dünya ıhtirasatına karşı rehbaniyyet mücehedesinin bir fazilet olduğu da inkâr edilemez. Zira hubbi Dünya re’si külli hatıedir. Bir millet içinde böyle ciddî bir rehbet ile son derece zahidâne ve müteabbidâne bir tecerrüd ve sabr-ü tahammül hayatı ta’kıb edebilenler o millette bir hissi i’tidal uyandırabilecek bir nümunei tehzib olmaktan halî kalmazlar. İşte bu haysiyetledir ki sahihan ilm-ü amele ihtimam eden kıssisînin ve şehevatı Dünyeviyeden tecerrüde çalışan ruhbanın mevcudiyyetleri Nesârânın kibirlerini kıran ve mü’minlere kurbi meveddetlerine sebeb olan menakıblarından sayılmıştır. Yoksa rehbaniyyet namı altında Dünya peşinde koşanların, halâlı men’edib harama göz yumanların din-ü Dünyaya muzır «كَثٖيرٌ فَاسِقُونَ» den olduklarında şübhe yoktur. Netekim sûrei «Hadid» de «فَاٰتَيْنَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْ وَكَثٖيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ» buyurulmuştur. Velhasıl âyet bize gösteriyor ki ılim ve ulemaya mahabbet, Âhıret düşüncesi, akıbet endişesi, kezalik kibirsizlik velevse kafir de olsun haddi zatında mahmud, en nafi’ en güzel esbabı tekarrüb cümlesindendir. Ve bu sebebledir ki Nesârâ ehli iymana meveddet noktai nazarından daha yakın bir vaz’ıyyetidir. Ve binaenaleyh bu ahlâkıyyet mevcud oldukça Nesârâda kabiliyyeti iyman daha fazladır. Ve bunlardan cidden iymana gelenler Yehudîlerden daha çok olmuştur. Bu suretle bunlar kibirsiz ve ehli iymana meveddetçe diğerlerinden akreb bulunduğu gibi içlerinde bilfi’ıl iyman eden ve edecek olan ince kalbli, hakk -aşina mü’minler dahi bulunduğunu isbat ile ehli iymana nakli hıtab için şöyle buyuruluyor: