AyetSûreler

Kureyş Sûresi 4. Âyet

Mekke · Cüz 30 · Sayfa 602

ٱلَّذِيٓ أَطۡعَمَهُم مِّن جُوعࣲ وَءَامَنَهُم مِّنۡ خَوۡفِۭ ۝٤

O, kendilerini açlıktan kurtararak beslemiştir ve her tehlikeye karşı onlara emniyet vermiştir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اَلَّذٖٓى – Rabbın sıfatıdır, ya’ni bu beytin o Rabbı ki اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ onları, o Kureyşi büyük bir açlıktan doyurduc û’un ve havfın tenvinleri tefhıym ve tehvil içindir. Bu açlık ve doyum hakkında üç kavil vardır. Birisi: İbrahim aleyhisselâmın «رَبَّنَآ اِنّٖىٓ اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتٖى بِوَادٍ غَيْرِ ذٖى زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقٖيمُواالصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوٖٓى اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ» duâsına işaret olmasıdır ki Beyti muharremin yanında Mekke ziraatsız bir vâdî olduğu halde Hazreti İbrahimin duâsı ve Kâ’benin hurmeti sayesinde İbrahim zürriyyetinden İsmail ve evlâdının ve onlardan olan Kureyşin «وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ» mısdakınca semerattan merzuk olarak yaşıyabilmesidir. İkincisi de yine bu duâ semeresi ve Beytin bereketi olarak Kureyşin beyan olunduğu üzere yaz ve kış ticâret seferlerine iylâfı vasıtasıyle o muhîtte tabi’î olması lâzım gelen açlıktan korunmuş olmalarıdırki burada en zâhir olan budur. Üçüncüsü de Yusüf seneleri gibi süren şiddetli kahta işaret olunduğu dahi söylemişlerdir ki cîfeleri ve kemikleri bile yemişler ve Hazreti Peygamberin duâsı berekâtiyle kurtulmuşlardı da Kureyş kâfirleri yine iymana gelmemişlerdi. Sûrei A’rafta «وَمَآ اَرْسَلْنَا فٖى قَرْيَةٍ مِنْ نَبِىٍّ اِلَّآ اَخَذْنَآ اَهْلَهَا بِالْبَاْسَآءِ وَالضَّرَّآءِ» âyetinde ve daha ba’zı yerlerde buna dair söz geçmişti, bak. وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ Ve müdhiş bir korkudan emîn buyurduk i bu da Ashabi fîlin def’ edilmiş olan korkusudur. Bununla beraber «اَوَ لَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا اٰمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ» buyurulduğu üzere etraflarından halk vahşet ve şakavet içinde vurulup çarpılıp dururken Kureyş Beytin civarında haremi âmin, beledi emîn olan Mekke ve havalisinde emniyyet buldukları gibi Ehli harem seferlerinde de iylâf ile korkudan emîn olarak gidip geliyorlardı, halbuki o Beytin o haremin ehli olabilmek için bütün cihana karşı o etrafın cehalet ve şakavetini ıslah ve emniyyet-ü âsayişini te’sis ve ihtiyac içinde kıvranan fukara ve mesakîne gereği vechile yardım etmek ve Allahın birliğini bilerek onun yolunda ve onun ahkâmını icra uğrunda mücahede ederek ona lâyık kul olmak, hasılı hak ve tevhid dîni olan islâma kemali iyman ve sıdk-u sadakatle sarılarak Vel’asri Sûresinde icmal olunan esas üzere çalışmak lâzımdır.

Görülüyor ki Elemtere Sûresine merbut gibi görünen bu Sûre buradan yukarıki Sûrelere de ircaı nazar ettirerek ta Vettini Sûresindeki «وَهٰذَا الْبَلَدِ الْاَمٖينِ» âyetini hatırlatmıştır, orada «فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدّٖينِ» buyurulduğu gibi buraya kadar dîni kayyimenin esasları hulâsa edildikten sonra burada da «اَرَاَيْتَ الَّذٖى يُكَذِّبُ بِالدّٖينِ» diye Mâun Sûresi başlıyacaktır.