AyetSûreler

الكوثر

Kevser Sûresi

108. sûre · Mekke · 3 âyet

Sûre hakkında · Elmalılı

KEVSER ٨ ١ سُورَةُ الْكَوْثَرِ Kur’ânda en kısa Sûre Sûrei Kevserdir. Bika’înin ve Şıhâbın tasrihleri vechile buna Sûrei Nahır dahi denilir, Keşşafta, Râzîde, Beyzâvîde, Ebüssü’udda ve daha bir çoklarında hep Mekkiyye demişlerdir. Ebu Hayyan meşhurda ve cumhur kavlinde Mekkî, Hasen ve Ikrime ve Katâde kavlinde Medenî, demiştir. Buharî şerhı Aynîde «Sûrei Kevser Indelcumhur Mekkîdir, Katâde ve Hasen ve Ikrime Medenî dedi de denilmiştir, bu ıhtilâfın sebebi ise sebebi nüzulündeki ıhtilâftır. İbni Abbastan: Âs ibni vâilde nâzil olmuştur. Çünkü Hazreti Peygamberin hakkında ebter demişti. Ukbe ibni ebî ma’yette denilmiş, Ikrimeden: Kureyşten bir cemaat hakkındadır, Ebu Cehil de denilmiş, Sûheylî, Ka’b ibni Eşref hakkında olduğunu da söylemiş ve bundan Sûrenin Medenî olması lâzım gelir demiş, halbuki bu cayi te’emmüldür» der. Beyzavî haşiyesinde Şıhâb derki: Mekkî veya Medenî olduğunda «Erravzulünüf» de bir ıhtilâf nakletmiştir ki sebebi nüzulünde nakl ettiği akval üzerine mebniy bir ıhtilâftır: Ebu cehil «اِنَّ مُحَمَّدًا اَبْتَرُ» dediği zaman nâzil oldu denilmiş, onu Âs ibni Vâil söyledi de denilmiş buna nazaran mekkîdir, meşhûr da budur, onu Kâ’b İbni Eşref söyledi de nâzil oldu dahi denilmiş, bir de Nebiyyi Ekrem sallâllahü aleyhi vesellem Hazretlerinin oğlu Hazreti Kasım vefat ettiğinde Âs «اَصْبَحَ مُحَمَّدٌ اَبْتَرَ= Muhammed ebter oldu» demişti. Onun üzerine nâzil oldu denilmiş, bu ikisine nazaran da Medenîdir اه. Fakat Şihâbın bu son fıkrasında açık bir yanlış vardır. Erravzul’ünüfte Süheylînin ifadesinde bu dördüncü fıkra yoktur. Hazreti Kasimin vefatı ve Âsın lakırdısı Medenî gösterilmek açık bir zühüldür. Bunların Mekkî olduğu ma’lûmdur. Gerçi Yehûdî Kâ’b ibni Eşref Medîneli ise de geleceği üzere lakırdısı Mekkede olmuştur. Aynînin «وَ فِيهِ تَاَمَّلٌ» dediği de budur. Sonra Şihâb Neşirden şunu nakl eylemiştir: Müslim ve Ebu Davud ve Neseîde Enes ibni Mâlikten: demiştir ki: «Hazreti Peygamber sallâllahü aleyhi vesellem, bir iğfa, ya’ni bir ımızganma halinde dalmıştı, derken tebessüm ederek başını kaldırdı, bana ânifen bir Sûre inzâl olundu buyurdu da okudu: «بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ اِنَّآ اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ الخ» bitirdikten sonra da buyurdu ki bilir misiniz Kevser nedir? Allah ve Resulü a’lem dediler, buyurdu ki: bir nehirdir onu bana rabbim azze ve celle Cennette verdi, onda pek çok hayır «hayri kesîr» var, ümmetim Kıyamet günü ona vürud edecek, kapları yıldızlar sayısıncadır, derken içlerinden bir kul halecan ile çekilir atılır, yareb! O benim ümmetimdendir derim, buyurulur ki: bilmezsin senden sonra onlar neler ihdas ettiler?» Bu, sahih bir hadîstir. Besmelenin Sûre ile beraber nüzulüne ve Sûrenin Medenî oluduğuna delâlet eyler, halbuki bunu bilenler onun Mekkî olduğuna icma’ etmişlerdir اه. Ya’ni Mekkî olması daha kuvvetlidir. Eimmei Hanefiyye ve Mâlikiyye bu hadîsi bildikleri halde daha kuvvetli delîllerden dolayı bu hadîs ile Besmelenin Sûreden cüz olmasına istidlâl etmedikleri gibi bunu bilen müfessirîn de bununla Sûrenin Medenî olmasına istidlâl eylememişler, Mekkî olduğunda ittifak etmişlerdir. Çünkü bu hadîsin tarıkleri müteaddid olmakla beraber hepsi Hazreti Enesten merviy olduğu için nihayet haberi vâhiddir, haberi vâhid ise müstefîz’ meşhur ve mütevatir gibi daha kuvvetli bir rivayet ile teâruz ettiği noktada istidlâlden sakıt olur, şu halde Mekkî olduğu meşhur iken hılâfına pek de sarih olmıyan haberi vâhidle istidlâl doğru olmamak lâzım gelir, icmaa karşı ise evleviyyetle öyledir. Ancak bu babda Neşrin söylediği icma’, tesbit edilmiş değildir, bâlâda geçtiği üzere hılâf da merviydir. Ona binâen Şihâb şöyle demiştir: neşrin icmaa dair zikr ettiği, bâlâda işittiğin hılâftan dolayı sahih değildir, lâkin savab olan Medenî olmasıdır. Ba’zılarının bu babda bir te’lifi vardır. Onda bu Sûrenin iki kerre nâzil olduğunu tashih eylemiştir, ve o halde işkâl yoktur اه. Lâkin icmâ’ olmasa bile Mekkiyyetin meşhur olduğunu söylemiş olan Şıhâbın sonra bu istidlâl ile Medenî olmasına savab diye hükm etmesi doğru olamıyacağı gibi buna savab dedikten sonra iki kerre nüzulün sıhhatı ile te’lifin işkâli kaldıracağını söylemesi de doğru olmaz. Çünkü savabın hilâfı hata demek olur. Bununla beraber ona savab demekte Şıhab yalnız değildir. Süyutî de İtkanda demiştirki: Sûrei kevser; savab olan medenî olmasıdır. Nevevînin Müslim şerhindeki tercihinden dolayı ki, Müslim, Enesten tahric eylediği hadîste şöyle demiştir. «بَيْنَا رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ بَيْنَ أَظْهُرِنَا» Resulullah bizim aramızda bulunduğu bir sıra «اِذْ اُغْفِىَ اِغْفَاءَةً فَرَفَعَ رَاْسَهُ مُتَبَسِّمًا فَقَالَ اُنْزِلَتْ عَلَىَّ اٰنِفًا سُورَةٌ فَقَرَاَ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ اِنَّآ اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ حَتّٰى خَتَمَهَا الْحَدِيثَ اه» Ma’lûm ki ımızganma gibi iğfa hali Resulullahın vahıy hallerindendir. Bu hadîsin diğer rivayetlerinde «بَيْنَ أَظْهُرِنَا» kaydi yoktur. Burada ise bu zikr olunmuştur. Medenî olmasına delil olan da bu kayıddır, yoksa Hazreti Enes, Medenî olduğundan dolayı her rivayet ettiğinin Medenî olması ıktiza etmez. Çünkü hepsinde bizzat meşhudunu rivayet etmiş olmak lâzım gelmez. Mi’rac ve saire gibi Mekkî vukuatta olduğu vechile mesmuunu rivayet etmiş olması da kâfidir ve çoktur. Netekim kevserin Cennette bir nehr olduğuna dair Buharînin, Tirmizînin ve İbni Cerîrin Enesten rivayet eyledikleri müte’addid hadîsler Mi’raca müteallıktır, ezcümle Katâdenin Enesten rivayetlerinde nebiyyullah sallallâhü aleyhi vesellem Mi’raca çıkarıldığı vakıt Cennette ona mücevveh bir nehir arz olundu, yanındaki Melek eliyle vurdu ondan bir misk çıkardı, Muhammed o meleke bu ne? Dedi, bu sana Allahın verdiği Kevser dedi ve Sidrei müntehâ refi’ olundu. İşte o zaman Peygamber azîm bir eser gördü, diğer birinde: Resulullah sallâllahü aleyhi vesellem buyurduki: ben Semaya uruc ettirildiğim zaman bir nehre vardım, kenarları mücevveh inci kubbeleri idi, bu ne ya Cibrîl? Dedim, bu sana Rabbının verdiği kevserdir dedi ilh, diye tahric olunmuş ve bunlar daha diğer rivayetlerle te’yid edilmiştir. Mi’racın ise Mekke de olduğu ma’lûm bulunduğundan Hazreti Enes bunlarla meşhudunu değil, merfuan veya mürselen mesmuunu haber vermiştir, şu halde igfa hadîsi de diğer Mi’rac hadîslerindeki beynennevmi velyekaza gibi Mekkî olan vak’anın şöhretine veya Resulullahdan semaına binaen rivayet olabilirdi. Ancan, «بَيْنَ أَظْهُرِنَا» kaydı bulunduğuna göre meşhudu rivayette zâhir ve hazreti Enes, Medenî olduğu cihetle bu Sûrenin Medenî olduğuna delâlet eyler. Nevevî besmele hakkında bu hadîsi tercih etmiş olduğundan Süyutî bunu nazarı ı’tibara alarak savab olan Medenî olmasıdır diye meşhure karşı bunu tasvîbe kadar gîtmiş ise de meşhur olan Cumhur kavlini böyle bir haberi vâhidin ne kadar sahih olursa olsun bir tarikiyle tahtıe etmek savab olamaz. Olsa olsa bunu ikinci bir nüzul rivayeti saymak kabil olur. Gerçi ikinci bir nüzulün ma’na ve fâidesini inkâr edenler olmuş ise de yine İtkanda tafsîl olunduğu üzere Fatihada ve Ihlâsta söylendiği gibi vukuunu ve ba’zı ahkâm noktai nazarından fâidesini isbat edenler de vardır, Mücahid de bunlardandır. Burada da fâidesi kurban kesmek emrinin ve Bayram namazının tatbikatı ı’tibariyle mülâhaza olunabilir. Ve medenî olmasını terciha meyl edenler de bu cihetin bir te’siri vardır. Lâkin icma’ ile olmasa bile ekseriyyetle müfessirînin söyledikleri vechile bu Sûrenin mekkî olması hakkındaki meşhur kavli mercuh veya hattâ add etmek için sebeb yoktur. İbni Cerirîn tafsîl ettiği rivayetlerde Katade ve Ikrime ve Mücahidden dahi menkul olan mekkî olmasıdır. Ebu hayyanın ve ona tebean Âlûsînin bunları medenî kavlinde göstermeleri dahi sağlam değildir. Nevevînin tercihi sözüne gelince; Müslim şerhinde Nevevî bu Sûrenin Medenî olmasını tercih etmiş değildir, bil’akis sebebi nüzul yalnız A’s ibni Vâil dediklerini söylemekle mekkî olduğunu tercih eylemiş demektir, ancak Nevevî bu hadîs ile Şafiî kavlinde olduğu gibi Besmelenin Sûreden cüz olduğunu tercih etmek istemiştir. Çünkü bundan evvel Müslim onun hılâfını isbat eden hadîsleri tercihan rivayet etmiştir. Demek ki Hanefiyye ve Mâlikiyyenin dedikleri gibi bu hadîs daha kuvvetlileriyle muarız olduğundan dolayı ma’mulün bih değildir, Neşrin bunu bilenler hılâfına icma’ etmiştir demesi de buna işarettir. Şu halde Nevevînin Besmele hakkındaki tercihinden Süyutînin bu Sûrede medeniyyeti tasvibe istidlâl etmesi doğru değildir. Çünkü Nevevî sebebi nüzul, A’s ibni Vâil diye tasrih ediyor, sarahat karşısında delâlete ı’tibar olunmaz.

Sebebi nüzule gelince: bu babdaki rivayetler, kısmen bâlâda geçtiği üzere Hazreti Peygambere dîninden dolayı bugz eden bazı düşmanları tarafından «ebter» denilmiş olması sebebiyle bu Sûrenin nâzil olduğu esasında müttefıktır. Ancak söyliyen kimdir? Ve ne suretle söylenmiştir, bunun hakkında rivayetler muhteliftir, çokları İbni Abbastan, Saıyd İbni Cübeyrden, Mücahidden, Katadeden merviy olduğu üzere As ibni Vâilin söylediğini zikretmişler mücahidden A’s ibni vâil «اَنَا شَانِىُٔ مُحَمَّدٍ وَ مَنْ شَنَاَهُ النَّاسُ فَهُوَ اَبْتَرُ» ya’ni benim Muhammede bugzum var, nâsın buğz ettiği de ebterdir, demişti; Katâdeden: A’s ibni Vâil: ben Muhammedin şâniiyim, o ebterdir, arkası yoktur «لا عقب له» demiştir; ba’zıları da Ukbe ibni ebi Ma’yet, Peygamber hakkında onun veledi yok o ebterdir, dedi, demişler, İbni Zeyd demişki: bir recül «Muhammed ebterdir, zann ettiğiniz gibi onun akıbı (arkası) yoktur» diyordu, Allah tealâ «اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ» buyurdu. Yine İbni Cerîrin Ikrimeden üç tarık ile rivayeti vechile diğerleri de Kureyşten bir cemaat demişler.

1- Ikrimeden: «اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ اُوتُوا نَصٖيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُؤْمِنُونَ بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا هٰٓؤُلَآءِ اَهْدٰى مِنَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا سَبٖيلًا» âyetinde demiştir ki: Kâ’b ibni Eşref Mekkeye gelmişti, ehli Mekke ona bizmi hayırlıyız yoksa şu kavminden münbetir sanevber mi (kopuk çammı)? Biz hüccacın ehliyiz ve «menharibüdün = ya’ni develerin, iri kurbanların, kesildiği yer» bizim yanımızdadır, dediler, Kâ’b ibni eşref de siz hayırlısınız, dedi. Allah tealâ da onun hakkında bu âyeti ve Peygambere o lakırdıyı söyliyenler hakkında da «اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ» i indirdi.

2- Yine Ikrimeden: Hazreti Peygambere vahiy gelince Kureyş «بَتَرَ مُحَمَّدٌ مِنَّا= Muhammed bizden koptu» demişlerdi. «اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ» nâzil oldu, ya’ni sana kopuklukla atan kendisi kopuktur.

3-Ikrimeden, İbni Abbastan: Kâ’b ibni Eşref Mekkeye geldiği vakıt ona vardılar da «biz ehli sıkayet ve sedânetiz, sen de ehli Medînenin seyyidisin, bizmi hayırlıyız yoksa şu kavminden münbetir sanevbermi? O kendisini bizden hayırlı zu’m ediyor, dediler, o da hayır siz hayırlısınız, dedi, bunun üzerine «اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ» nâzil oldu, ve yine onun üzerine «اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ اُوتُوا نَصٖيبًا مِنَ الْكِتَابِ» ilâ kavlihî «نَصٖيرًا» inzal buyuruldu اه. Bunun Mekkede söylendiği sarih olmakla beraber ba’zıları Kâ’b ibni Eşrefin Medîneli olduğu mütaleasiyle bundan nüzulün Medeniyyetini istidlâl eylemişler demek olur. Bunlardan anlaşılan ebter demekten maksatları tuttuğu işin, ya’ni nübüvvet da’vasının sonu gelmez, neticesi çıkmaz demek, yâhud kavminden ayrılmış, arkası yok zaıyf, hakîr demek olur. Âlûsînin nakline göre de: İbni Sa’d ve İbni asakir, Kelbî tarikıyle Ebî Salihten, o da İbni Abbastan şöyle tahric eylemişlerdir: Resulullahın ekber evlâdı Kasim, sonra Zeyneb, sonra Abdullah, sonra Ümmi Gülsûm, sonra Fâtıma, sonra Rukayye idi. Kasim aleyhisselâm Mekkede vefat etti ki evlâdından ilk ölen idi. Sonra da Abdullah aleyhisselâm vefat etti, bunun üzerine A’s ibni vâili Sehmî, onun nesli kesildi o ebterdir dedi. Allah tealâ da «اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ» inzal buyurdu. İbni ebî Hâtimin ve İbni Cerîrin şemir ibni atıyyeden tahriclerinde de: Ukbe ibni ebî ma’yet, Peygamber sallallâhü aleyhi vesellem hakkında onun akıbi kalmıyor o ebterdir, derdi, Allah tealâ da onun hakkında bunu indirdi: «اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ». Taberânî ile İbni merdûye de ebi Eyyubdan şöyle tahric etmişlerdir: demiştir ki: Resulullahın oğlu İbrahim vefat ettiğinde müşrikler birbirlerine gittiler, bu sâbî bu gece ebter oldu, dediler, Allah tealâ da «اِنَّآ اَعْطَيْنَاكَ» Sûresini inzal buyurdu. Abd ibni Humeyd ve gayrisi de İbni Abbasın bu âyette o Ebu Cehildir (ya’ni onun hakkında nâzil oldu) dediğini rivayet etmişlerdir. İbni Abbastan rivayetin bu kadarında be’is yoktur. Lâkin Ebu Hayyanın ondan, İbrahim ibni Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem vefat ettiği zaman Ebu Cehil ashabına çıktı «بَتَرَ مُحَمَّدٌ» dedi. Allah tealâ da «اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ» inzal buyurdu, diye hikâye etmesi sahih olamaz, çünkü Ebu Cehlin helâki İbrahim aleyhisselâmın vefatından evvel olduğu muhakkaktır. Atâdan da Ebu Leheb hakkında nâzil olduğu menkuldur, cümhur A’s ibni vâil hakkında nüzulü üzerindedir اه. Bu rivayetlerden anlaşılan da kâfirler ebter demekle nesli kesik ma’nasını kasd etmişler, bununla da asıl tuttuğu işin, ya’ni nübüvvet da’vasının arkası gelmeyip akîm, güdük kalacağı ma’nasını murad ederek şematet ve izharı adavet eylemişlerdir. İşte sebebi nüzul rivayetleri içinde yalnız Hazreti İbrahimin vefatı üzerine söylenmesi rivayettir, diğerlerinin hepsi de Mekkî olduğunu gösterir, meşhur olan cümhur kavli de budur.

Âyetleri - Hılâfsız üçtür. Fasılası - ر harfidir.

Bu Sûrei kerîme vecâzetile beraber nice letâif ve işaratı cami’ olarak geçen Sûrelerin bir tetimmesi ve sonraki Sûrenin de bir aslı gibidir. Bilhassa Mâ’un Sûresine münasebeti de ona mukabele gibi olmasıdır. Ezcümle orada dinsizin ve münafıkın sıfatı olan tekzîbe mukabil isbat, insafsızlığa ve buhle mukabil ata ile hayri kesîr, salâttan sehve mukabil, selâta devam; riyaya mukabil «لِرَبِّكَ» ihtisası ile ihlâs; Mâ’unu men’e mukabil, kurban ve fedakârlıkla tesadduk ve it’am arasındaki tekabül münasibetleri bilhassa ihtara şayandır. بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ اِنَّآ اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ ٢ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ ٣ اِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْاَبْتَرُ

Meali Şerifi

1إِنَّآ أَعۡطَيۡنَٰكَ ٱلۡكَوۡثَرَMuhakkak biz sana Kevser’i verdik2فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنۡحَرۡÖyleyse Rabb’in için namaz kıl ve kurban kes3إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُMuhakkak ki sonu kesik olan, sana buğzedendir