AyetSûreler

Hûd Sûresi 93. Âyet

Mekke · Cüz 12 · Sayfa 232

وَيَٰقَوۡمِ ٱعۡمَلُواْ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمۡ إِنِّي عَٰمِلࣱۖ سَوۡفَ تَعۡلَمُونَ مَن يَأۡتِيهِ عَذَابࣱ يُخۡزِيهِ وَمَنۡ هُوَ كَٰذِبࣱۖ وَٱرۡتَقِبُوٓاْ إِنِّي مَعَكُمۡ رَقِيبࣱ ۝٩٣

Ey kavmim! Var gücünüzle yapacağınız ne varsa yapın! Ben de görevimi yapmaya devam edeceğim. Perişan edecek azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu ilerde anlayacaksınız. Bekleyiniz, ben de sizinle beraber bekleyeceğim

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اِذْهَبُوا بِقَمٖيصٖى هٰذَا şu gömleğimi götürün فَاَلْقُوهُ عَلٰى وَجْهِ اَبٖى de babamın yüzüne bırakın ki يَاْتِ بَصٖيرًا gözü görerek gelir - yani siz şimdi başka düşünceleri bırakın da ilk işiniz bu olsun: Bununla babama tebşir ve davet hizmetine koşun. Bu gömleğin evvel götürülen kanlı gömleğe tekabülü hafî değildir. Demek ki yalandan kanlı bir gömlekle başlıyan ve yakube Dünyayı zindan eden müzmin bir derdi hicran bu kerre vuslet müjdesi götürecek olan mübarek bir gömleğin temassile hemen siliniverecekti. Acaba bu nasıl bir gömlekti bir rivayette denilmiş ki bu gömlek, vaktıle Hazreti İbrahim ateşe atıldığı zaman emri ilâhî ile Cebrailin Cennetten getirip giydirdiği gayet ince bir gömlek olup evlâd ve ahfadına miras kalmış ve Yakub onu bir nüsha içine koyarak gizlice Yusüfün boynuna takmış ve kuyuya atıldığı zaman Cibril onu nüshadan çıkarıb ona giydirmişti ve Cennet nesîminin kokusu her hangi bir mübtelâya messederse o afiyet bulur» demişti اه. Bu surette bu gömlek esrarengiz bir yadigâr ve bu iş, Yakuba sevgili Yusüfün nübüvveti haberini dahi tebşir eden bir mucize demek olur. Bir rivayet de denilmiş ki bu gömlek o sırada Yusüfün sırtında bulunan gömleği idi. Filhakika «بِقَمٖيصٖى هٰذَا» ifadesinden bu mana daha zâhirdir. Fakat bu surette de bir gömleğin yüze sürülmesile de gözlerin kuvvet iktisab edeceği aklen bilinebilecek bir şey görünmez. Onun için muhakkıkîn demişlerdir ki « bu da mutlak bir vahy ile olmuştur. Zira bir vahy olmasa idi Yusüf, bunu aklile bulamazdı ». Maamafih Fahruddini Razî der ki bunun makul ciheti de yok değildir. Dene bilir ki Yusüf, babasının görmemesi iç sıkıntısile çok ağlamaktan neş’et etme bir za’fı basar olduğunu anladığından belki şöyle düşünmüştür ki: gömleğin üzerine konulduğu zaman her halde çok inşirah bulur ve kalbine kuvvetli ferah gelir. Ve bununla ruhu kuvvet bulup kuvasından za’f zail olur. Ve binaenaleyh bâsırası da kuvvetlenir, gözüne fer gelir. Ve bu kadarı kalbile ma’rifeti mümkin olan şeylerdendir. Çünkü kavanîni tıbbiyye bu ma’nânın sıhhatine delâlet eder. اه. Lâkin bunun ma’nâsı «fennen bu mümkindir, kavaıdi tıbbiyyeden, tecribeden bu kadar bir ilham alınabilir» demek olur. Filvakı’ gerek maraz gerek sıhhat noktai nazarından teessüratı ruhiyyenin beden üzerindeki dahli ve o suretle tedavi, tıb noktai nazarından dahi inkâr olunamazsa da burada ma’kuliyyetin bu kadarcığı mes’elnnin halline kâfi değildir. Böyle bir düşünce ile «belki iyi olur» denebilirse de kat’î hukûm verilemez. Halbuki mes’elenin en mühim noktası «يَاْتِ بَصٖيرًا» hukmünün kat’ıyyetindedir. Akıl, ise tıbbın belki hiç bir devâsında bunu kestiremez. Ve buna işaret için olsa gerektir ki razî de «bu kadarını kalb ile ma’rifet mümkin olur» demiş, akıl ile dememiştir. Haydi Yusüfün aklına öyle bir imkân ve ihtimal gelmiş olsun fakat onun kalbine bu kat’î hukmü veren kuvvet nedir? Bu nokta muhakkıkînin dedikleri gibi vahyi haktan başka bir sebeble izah edilemez.

Yusüf, kardeşlerini tatyib eder etmez ilk iş olmak üzere onları böyle lâtif bir devai ı’cazkâr ile pederine tebşir ve da’vet hizmetile me’mur edip serian göndermiş ve demişti ki: Babamla beraber وَاْتُونٖى بِاَهْلِكُمْ اَجْمَعٖينَ bütün ehlininizi - ya’ni erkek dişi, büyük küçük hanedani Ya’kuba mensub bütün ailenizi - de toptan alıp bana getiriniz. - Rivayet olunur ki gömleği kardeşleri içinden Yehûda almış ve «evvel kanlı gömleği götürüp mahzun eden ben idim. O vakıt mahzun eden ben idim. O vakıt mahzun ettiğim gibi şimdide müjde edeyim» demiş ve yalın ayak başı kabak Mısırdan Ken’ana koşmuş ve aradaki mesafe seksen fersah imiş. Evvelki def’alarda kardeşlerini techiz eden Yusüfün bu kerre bu emirleri verirken ıktiza eden levazımı ile elbette daha mükemmel surette techiz edip uğrattığı ıhtara lüzum yoktur. Rivayet olunduğuna göre bu kafilede babasına iki yüz râhile techiz etmiş göndermişti. اه Şimdi bakınız buradan ıkbal teveccüh eder etmez ötede ne olacak, revhullah nasıl tecelli edecek nesîmi vuslet nasıl uçacak, hicran nasıl kaçacak, nasıl bir neş’e ve revhaniyyet kaynaşacak? ٩٤ وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعٖيرُ قَالَ اَبُوهُمْ اِنّٖى لََاجِدُ رٖيحَ يُوسُفَ لَوْلَآ اَنْ تُفَنِّدُونِ ٩٥ قَالُوا تَاللّٰهِ اِنَّكَ لَفٖى ضَلَالِكَ الْقَدٖيمِ ٩٦ فَلَمَّآ اَنْ جَآءَ الْبَشٖيرُ اَلْقٰيهُ عَلٰى وَجْهِهٖ فَارْتَدَّ بَصٖيرًا قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّٖىٓ اَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٩٧ قَالُوا يَآ اَبَانَا اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَآ اِنَّا كُنَّا خَاطِئٖينَ ٩٨ قَالَ سَوْفَ اَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبّٖى اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

Meali Şerifi