AyetSûreler

Fussilet Sûresi 45. Âyet

Mekke · Cüz 24 · Sayfa 481

وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ فَٱخۡتُلِفَ فِيهِۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّهُمۡ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُ مُرِيبࣲ ۝٤٥

Andolsun ki biz Musa’ya Tevrat’ı vermiştik de onda ihtilafa düşmüşlerdi. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelenmesine dair bir söz geçmeseydi mutlaka aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten onlar Kur’ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ Kasem olsun ki Musâya o kitabı verdik فَاخْتُلِفَ فٖيهِ de onda ıhtilâf edildi - kimi inandı kimi inanmadı, sonra inananlar da türlü niza’lara düştüler. Bu âyetin üst tarafına iki vechile bakımı vardır: evvelâ «مَا يُقَالُ لَكَ اِلَّا مَا قَدْ قٖيلَ لِلرُّسُلِ» kavlini bir misaliyle tahkıkdir. Ya’ni küfür ve muhalefet ibtida sana ve Kur’ana karşı oluyor değil, Musâya ve Tevrata karşı da olmuştu, ikincisi, Kur’anın Arabî, Acemî her lisandan ayrı ayrı fasıllarla nâzil olması tesavvurundaki mahzuru iyzahtır. Ya’ni Tevrat bir lisanda nâzil olmuş iken onun aslında türlü ıhtilâf çıkarıldı o halde onları tevhide da’vet için nâzil olan bir Kur’anın muhtelif lisanlarda indirilmesi daha çok ihtilâfa sebeb olmak gibi bir tenakuz olmaz mı idi? وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ Ve eğer rabbından ezelde bir kelime sebkat etmiş olmasa idi - ki azâbın bir eceli müsemmâ ile vakt u saatine te’hiri, ya’ni Kıyamet va’di takdir edilmiş bulunmasa idi لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ o ıhtilâf edenler beyninde, ya’ni iyman edenlerle etmiyenler arasında iş bitiriliverirdi, lâkin o kelimenin hukmiyle saatine bırakılmıştır وَاِنَّهُمْ لَفٖى شَكٍّ مِنْهُ مُرٖيبٍ maamafih onlar, o iyman etmiyenler her halde ondan ya’ni o Kur’andan kuşkulu bir şekk içindedirler - iyman etmemekle beraber hallerinden emin de değildirler, şübheler içinde muztaribdirler