AyetSûreler

Fussilet Sûresi 33. Âyet

Mekke · Cüz 24 · Sayfa 480

وَمَنۡ أَحۡسَنُ قَوۡلࣰا مِّمَّن دَعَآ إِلَى ٱللَّهِ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ ۝٣٣

Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَمَنْ اَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ ve kimdir o kimseden daha güzel sözlü ki - ya’ni kavli ve mezhebi o kimseden daha güzel hiç bir kimse olamaz ki دَعَآ اِلَى اللّٰهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ اِنَّنٖى مِنَ الْمُسْلِمٖينَ ben şübhesiz müslimîndenim deyip, ya’ni ıhlâs ile Allaha yüz tutup islâm mezhebini seve seve iltizam edip hayır ve salâha çalışarak Allaha da’vet etmektedir - Sûrenin başında geçtiği üzere «قُلُوبُنَا فٖٓى اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَآ اِلَيْهِ» diyen kâfirlerin sözlerine karşı ne güzel bir cevabtır. Allaha da’vet Enbiyanın ve veresei enbiya olan irmişlerin meslekidir «قُلْ هٰذِهٖ سَبٖيلٖٓى اَدْعُوٓا اِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَصٖيرَةٍ اَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنٖى» buyurulduğu üzere bu âyet de başta Peygamber olmak üzere onun izince giden ve basıret ile Allaha da’vet eden erenlerin hepsine şamildir. Bu haysiyyetledir ki İbni Abbastan bir rivayette: bunun Resulullah hakkında, bir rivayette de ashabı hakkında nâzil olduğu nakledilmiş, Hazreti Aişeden de müezzinler hakkında nâzil olduğu rivayet olunmuştur. Maamafih sebebi nüzul hass olsa bile bu vasıflarla muttasıf olan ya’ni islâma mu’tekıd hâlîs muvahhid ve hayra, salâh âmili olarak Allaha da’vet eden her dâıy bu mefhumda dahil olduğunda şübhe yoktur. Sûre, mekkî olmak ezan ise Medîne de meşru’ kılınmış bulunmak hasebiyle müezzinler hakkında nüzulu rivayetini hukmün onlara da şümulu ma’nâsına anlamak ıktiza eder, Ezanın da en güzel sözlerden olduğu söz götürmez. Demek olur ki Allaha da’vet yalnız iymana da’vet etmek değildir, mü’minleri amele da’vet de bu ma’nâda dahildir. Binaenaleyh Allaha da’vet tevhid ve taatine da’vet demektir ki bunun meali de lilakullaha da’vete raci’ olur. Hulâsa Allaha da’vet en güzel sözdür, ancak böyle olması iki şart ile meşruttur: birisi, o da’vet yalnız kuru bir lâftan ıbaret kalmamalı, hali kaline muhalif olmamalı, ameli salihe ıktiran etmelidir. Ya’ni evvelâ kendini düzeltmeli kendisi ilâhî ahlâk ile mütehallık olup başkalarını da’vete lâyık ve sözüne kendi fı’li şâhid olacak vechile çalışarak güzel iş yaparak da’vet etmeli ki basîret üzere bulunmak ve iycabında seyfe sarılmak bu ameli salih cümlesindendir, birisi de islâmdır, dâıy müslimînden olmalı, da’vetine hiç şirk karıştırmıyarak «rabbımız Allah deyip sonra istikametle giden» hâlîs müslimanlardan bulunmalıdır. İslâm olmayınca amelde tam salâh bulunmaz ve Allaha da’vet edilmiş olmaz. Ebû Hayyan Bahirde der ki Zeyd ibni Ali «دَعَا اِلَى اللّٰهِ بِالسَّيْفِ» demiştir. Kendisini Beni Ümeyye mülûkünden ba’zı zalemeye karşı seyf ile huruca sevk eden de bu olsa gerektir. Müşarünileyh Zeyn kitabullaha âlim idi Hişam ibni Abdilmelikin habsinde iken kendisinden zabt edenlere takrir ettiği tefsirinden bir kısmına vâkıf oldum ki ılimden ve kelâmı Arab ile istişhaddan çok bir hazzı var. Denilir ki biraderi Muhammed Bâkır ile ikisi münazara ettikleri zaman herkes hukkalarını alıp toplanırlar, onların sanihati ılmiyyelerini yazarlardı rahimehümallah ve radıye anhüma اه. Allaha da’vetin meratibi ve mertebesine göre mezahım ve mebtaıbi bulunduğundan dolayı da buyuruluyor ki: