Enbiyâ Sûresi 30. Âyet
Mekke · Cüz 17 · Sayfa 324
أَوَلَمۡ يَرَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ كَانَتَا رَتۡقࣰا فَفَتَقۡنَٰهُمَاۖ وَجَعَلۡنَا مِنَ ٱلۡمَآءِ كُلَّ شَيۡءٍ حَيٍّۚ أَفَلَا يُؤۡمِنُونَ ٣٠
O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اَوَ لَمْ يَرَ الَّذٖينَ كَفَرُوٓا O küfredenler görmediler mi? Baksalar â. Veya haberleri yok mu, sorsalar â, ve yâhudşu re’y-ü fikirde değiller mi? اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ki Semavât ve Arz-şu gördükleri âlemin yukarı kısmını teşkil eden yer كَانَتَا رَتْقًا ratk idiler-ikisi de deliksiz idi, yukarıdan yağmur yağmıyor, Yerde ot bitmiyordu, bunu görüyorlardı. Ve yâhud Arz, dağsız deresiz yekpare, eb’adi Sema da Şems ve Kameri, ecram ve kevakibi yok yekpare idi, ve yâhud Arz, ecramı ve ecrami Semâviyyeye bitişik hepsi bir şeydi. O mütenevvi’ ecram ve ecsam yok hepsi mütemasil bir madde idi, ve yâhud hepsi ibtida ma’dum olmakta müşterek idi, haricde mevcud ve mütemayiz değil idi. Bunları da ahvali meşhudeden re’y-ü istidlâl ile veya nakl-ü semi’ ile bilirler. Veya bilebilirler. Baksalar â فَفَتَقْنَاهُمَا öyle iken biz onları fatkettik-kopardık ayırdık yoğiken yaratıldılar, bir şey iken çoğaldılar. İbtida duman gibi bir madde iken müteaddid ecram ve escam oldular. Bir tabiatta kalamayıp muhtelif tabiatlere tenevvü’ ettirildiler, Arz Semavâttan ayrıldı, yukarısından yağmur yağdırıldı. Üzerinde otlar bitirildi وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَآءِ كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ ve her hayy şeyi sudan husule getirdik-ya’ni gerek nebat ve gerek hayvan, gerek insan zihayat olan şey’in hayatına suyu sebeb kıldık. Ba’zıları burada sudan murad nufte olduğuna kail olmuşlardır. Lâkin bu surette hayvanattan bir kısmı hayy mefhumundan tahsıs olunmak iycab edecektir. Halbuki su zâhiri vechile asıl ma’nâsına olduğu takdirde «كُلَّ شَىْءٍ حَىٍّ» mefhumu alel’umûm hayvanattan başka nebatata dahi şamil olacaktır. Ve filhakika gerek hayati hayvanînin ve gerek hayati nebatînin suya olan alâkası da ma’lûmdur. Son zamanlarda suyun en mühim unsurunu teşkil eden müvellidülma bütün anasırın esası gibi mutalea olunmağa başladığına nazaran Kur’anın ıhtarı daha şumullü bir hakikate işaret de ihtiva etmiş olur. Gerçi kimyayi uzvîde karbon bir esas olarak mutalea edilmektedir. Ve hayatın heva ile alâkası vardır. Fakat zikri şey, mâadaya münâfi olmadığı gibi bunlar umum için su kadar bariz ve meşhud da olmadığından burada en zâhir delil ileri sürülmüştür ki o da sudur. Suyun ratk ve fatk ile münasebeti bâhir ve herkes için zâhirdir. Tabiat üzerinde bu ratk ve fatk ve bu tahvil o kâfirlerin görüb durdukları veya rey-ü fikr ile bildikleri veya haber aldıkları bir fi’ıl ve te’sir olduğu halde اَفَلَا يُؤْمِنُونَ yine de iymana gelmezler ha!... Bir sudan yaradıldıklarını bilirler de hâlâ Allahın sun-u te’sirine inanmazlar, tabiat tabiat derler dururlar ha!... iş tabiate kalsa idi tabiat kendi kendine değişir mi idi? Arz-ü Sema ademden vücude gelirler miydi? veya Arz, Semadan ayrılır mı idi? Veya kuru hevada yukarıdan yağmur yağar, kuru toprakta otlar bitermiydi, sonra o câmid tabiatlerde aynı bir sudan muhtelif hayatlar husule gelir mi idi, insanlar olurmuydu, kendileri hayat bulumiydi? Onlar kendilerini parçalanmaz mı zannediyorlar?