Bakara Sûresi 273. Âyet
Medine · Cüz 3 · Sayfa 46
لِلۡفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحۡصِرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسۡتَطِيعُونَ ضَرۡبࣰا فِي ٱلۡأَرۡضِ يَحۡسَبُهُمُ ٱلۡجَاهِلُ أَغۡنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعۡرِفُهُم بِسِيمَٰهُمۡ لَا يَسۡـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلۡحَافࣰاۗ وَمَا تُنفِقُواْ مِنۡ خَيۡرࣲ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ ٢٧٣
Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adamış olan fakirlere veriniz. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmaya güç yetiremezler. Utangaç olduklarından dolayı, bilmeyenler, onları zengin sanırlar. Oysa sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük yapıp kimseden birşey de isteyemezler. Ne türden bir iyilik yaparsanız, şüphe yok ki, Allah onu bilir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لِلْفُقَرَآءِ الَّذٖينَ اُحْصِرُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ Allah yolunda tutulmuş, din uğrunda ilme, cihade vakfı nefs etmiş لَا يَسْتَطٖيعُونَ ضَرْبًا فِى الْاَرْضِ yer yüzünde şuraya buraya gidemeyen, yani Allah yolunda meşguliyetlerinden veya maraz ve aciz gibi bir maniadan dolayı nefakalarını kazanmağa ıktidarları olmiyan o fakîrler içindir ki يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ hallerini tecribe etmiyen cahil onları اَغْنِيَآءَ مِنَ التَّعَفُّفِ taaffüflerinden, yani istemeye tenezzül etmeyib tahammül ve tecemmül ile iffetlerini muhafaza ve ibraz eylediklerinden dolayı zengin zanneder. تَعْرِفُهُمْ بِسٖيمٰيهُمْ sen onları simalariyle, dikkat edildiği zaman hallerinde görülecek edeb-ü nezahet yüzlerinde müşahede olunacak asâri fakr-u zaruret gibi alâmetleriyle tanırsın. لَا يَسْئَلُونَ النَّاسَ İnsanlardan dilenmezler hele اِلْحَافًا ilhah-ü ısrar ile hiç dilenmezler, olsa olsa pek muztar kaldıkları zaman ehline ifhamı hal ederler. - İbni Mes’ud radıyallahü anhdan mervidir ki «Allah afif ve müteaffif olanları sever, çok verilirse medihte ifrat eden, az verilirse zemde ifrat eden fahiş, yüzsüz, dilenci, musırr olanı da sevmez», diğer bir hadîsi şerifte «لَا يَفْتَحُ اَحَدٌ بَابَ مَسْئَلَةٍ اِلَّا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْهِ بَابَ فَقْرٍ وَ مَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللّٰهُ وَ مَنْ يَسْتَعْفِفْ يَعِفَّهُ اللّٰهُ تَعَالَى لََانْ يَاْخُذَ اَحَدُكُمْ حَبْلًا يَخْتَطِبُ فَيَبِيعَهُ بِمُدِّ مِنْ تَمْرٍ خَيْرٌ لَهُ اَنْ يَسْئَلَ النَّاسَ= Her hangi bir kimse bir dilencilik kapısı açtımı her halde Allah ona bir fakır kapısı açar. Ve her kim müstağni bulunursa Allah onu igna eder, her kim de iffetli olmağa çalışır, istemekten sakınırsa Allah ona iffet verir, her birinizin bir ip alıb odun getirerek bir mıkdar hurmaya satması insanlara dilencilik etmesinden çok hayırlıdır.»
Bu âyet, Eshabı suffe tesmiye olunan fukaraı muhacirîn hakkında nâzil olmuştur ki dört yüz kişi kadar vardılar. Medinede ne bir meskenleri, ne aşiret ve akrıbaları hiç bir şeyleri yoktu, daima mescidi nebevîye mülâzemet ederler, Mescidin sofasında ikamet eylerler, ilmi Kur’an tahsıl ederler, mevaız ve tedrisatı Peygamberîyi istima’ ile müstefid olurlar, hep oruclu bulunurlar, hasılı ilm-ü ibadete hasrı evkat ederler ve her ne zaman bir gaza olursa giderlerdi. Bunlar medresei risaletin Allah yoluna vakfı nefsetmiş talebesi idiler. Buna binaen idi ki âlemi islâmda Medreseler, hep cevami’i şerife etrafında yapılır ve Medrese nişin talebei ulumdan da Eshabı suffenin meslekine sülûk beklenir idi. Tahsıli ilim ibadet, din uğurunda her nevi’ meşak’ka tahammül ile muhafazai ıffet ve neşri dine hizmet, icabında cihad. Maam afih bilâhare surei «Barea» de «وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَآفَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِىالدّٖينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُوٓا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ» âyetiyle bütün talebei ulumun cihada gitmemesi ve tahsıle sekte verilmemesi lüzumu da beyan olunmuştur.
İbni Abbas Hazretlerinden vaki olan rivayete göre bir gün Resulullah sallalahü aleyhivesellem Eshabı suffenin başlarına durmuş hallerini nazarı tedkikten geçirmiş idi, fukaralıklarını, çekmekte bulundukları zahmetleri gördü ve kalblerini tatyib edib buyurdu ki «ey Eshabı suffe size müjdeler olsun ki her kim şu sizin bulunduğunuz hal-ü sıfatta ve bulunduğu halden razı olarak bana mülâki olursa o benim refıklarımdandır». İşte bu âyet de bunlar dolayısiyle nâzil olmuştur. Ve fakat hükmü amdır. Allah rızası için düşmana karşı nevbet bekleyen veya Allah rızası için Medreselerde dirsek çürüten veya Allah rızası için hıdematı ammeye vakfı nefseden ve bu ahval içinde mal-ü milki yok, muhtac olmakla beraber nefakasını kesbe vakıt bulamıyan veya kudreti yetişemiyen fukarai mü’minîn bu âyetin hükmünde dahildirler. Bunlar infakat-ü sadakatın en güzel masrıfını teşkil ederler. Maamafih وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ gerek bilhassa bunlara ve gerek alel’umum erbabı ıhtiyaca her hangi bir mal infak eder, yahud maldan, cahdan, ilimden, nasıhatten, delâletten, hızmeti nefisten, i’zaz-ü ikram ve ta’zımdan, iradei kalbden, hatta ihtiram ile selâmdan her hangi bir hayır yaparsanız فَاِنَّ اللّٰهَ بِهٖ عَلٖيمٌ her halde Allah onu bilir, ecrini zayi etmez.. Binaenaleyh veriniz efendiler veriniz ve Alel’husus Allah yolunda hasrı vücud etmiş olan şu fakîrlere veriniz, ıhlas-u kemaliniz gece gündüz gizli veya açık farkını hissettirmiyecek kadar yükselsin, menn-ü ezadan, riya ve nifaktan sakınıb Allah rızasını talep ve kendinizi Allah yolunda tesbit için gönül hoşluğu ile gücünüzün yettiği kadar iyilerinden vermek adetiniz, huyun uz, melekeniz olsun da her zaman ve her suretle veriniz. Çünkü