AyetSûreler

A'râf Sûresi 88. Âyet

Mekke · Cüz 9 · Sayfa 162

۞قَالَ ٱلۡمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُواْ مِن قَوۡمِهِۦ لَنُخۡرِجَنَّكَ يَٰشُعَيۡبُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَكَ مِن قَرۡيَتِنَآ أَوۡ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَاۚ قَالَ أَوَلَوۡ كُنَّا كَٰرِهِينَ ۝٨٨

Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şu’ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz)

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 88–93. âyetleri birlikte ele alır.

89. رَبَّنَا افْتَحْ – Hukm-ü hukûmet ma’nâsına olan fetahadan me’huz olub yukarıda geçen «فَاصْبِرُوا حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُ بَيْنَنَا» va’dini talebdir.

91. جَاثِمٖينَ – Cüsum: Tavşanın ve kuşun uyuduğu vaz’ıyyet gibi ayakların iki sâkı kabzolunarak göğsü üzerine yere çöküp yapışmaktır. «اَللُّصُوقُ بِالَارْضِ مَعَ قَبْضِ السَّاقَيْنِ كَمَا يَرْقُدُ اْلَارْنَبُ وَالطَّيْرُ» ya’ni vatanlarında öyle sürçüb yüzün koyu çöktüler ki kendilerinde hareketten eser kalmadı. 92. اَلَّذٖينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فٖيهَا Şüaybı tekzib edenler sanki bu diyarda safa sürmemişlerdi اَلَّذٖينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا Şüaybı tekzib edenlero nu ve ma’iyyetindeki mü’minleri karyemizden çıkarırız diye tehd ide kalkışanlar, ona ittiba’ ederseniz behemehal hasirînden olursunuz diyenler كَانُوا هُمُ الْخَاسِرٖينَ ancak kendileri hasirîn oldular. Şüayb ve ona tâbi’ olanlar değil.

93. فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ Bunun üzerine Şüayb onlardan sarfı nazar etti وَقَالَ ve ederken dedi ki لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبّٖى alimallah ben size rabbımın risaletlerini iblâğ ettim bu felâketten kurtulmak için Allahın bildirdiklerini anlattım ve emirlerini tebliğ eyledim

وَنَصَحْتُ لَكُمْ ve size lâzım gelen nasıhatı, hayırhahlığı yaptım -vazifemi temamen iyfa eyledim fakat siz dinlemediniz küfrettiniz فَكَيْفَ اٰسٰى عَلٰى قَوْمٍ كَافِرٖينَ binaenaleyh ben şimdi kâfirler güruhuna nasıl teessüf ederimy a’ni evvel emirde Şuayb aleyhisselâm kavminin helâkinden bir huzün duydu fakat onların huzn-ü teessüfe lâyık olmadıklarını ve çünkü küfürleriyle azaba istihkak kesbetmiş olduklarını te’emmül ederek onlardan bütün alâkai ma’neviyyesini kesti. Hâsılı «oh olsun!» demedi, fakat «vah!» demek de caiz olmıyacağını mülâhaza etti ve böyle diyerek onlardan bütün bütün sarfı nazar eyledi.

Böyle azabı istiysal ile kökleri kazınıb bütün bütün mahvedilen bu akvamın buna istihkaklarını temamen tavzıh ve altıncı kıssaya geçmeden evvel bu beş kıssanın hasılai ıbretini telhıs, ya’ni vakıatın ıhsasından tahric-ü tenkıhı ıllet gayesini tefhim ile buyuruluyor ki: ٩٤ وَمَآ اَرْسَلْنَا فٖى قَرْيَةٍ مِنْ نَبِىٍّ اِلَّآ اَخَذْنَآ اَهْلَهَا بِالْبَاْسَآءِ وَالضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ ٩٥ ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ حَتّٰى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ اٰبَآءَنَا الضَّرَّآءُ وَالسَّرَّآءُ فَاَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٩٦ وَلَوْ اَنَّ اَهْلَ الْقُرٰٓى اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَآءِ وَالْاَرْضِ وَلٰكِنْ كَذَّبُوا فَاَخَذْنَا هُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٩٧ اَفَاَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَاْتِيَهُمْ بَاْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَآئِمُونَ ٩٨ اَوَ اَمِنَ اَهْلُ الْقُرٰٓى اَنْ يَاْتِيَهُمْ بَاْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ ٩٩ اَفَاَمِنُوا مَكْرَ اللّٰهِ فَلَا يَاْمَنُ مَكْرَ اللّٰهِ اِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ ١ اَوَ لَمْ يَهْدِ لِلَّذٖينَ يَرِثُونَ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ اَهْلِهَآ اَنْ لَوْ نَشَآءُ اَصَبْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ١ ١ تِلْكَ الْقُرٰى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَآئِهَا وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الْكَافِرٖينَ ٢ ١ وَمَا وَجَدْنَا لَِاكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍ وَاِنْ وَجَدْنَآ اَكْثَرَهُمْ لَفَاسِقٖينَ

Meali Şerifi