A'râf Sûresi 40. Âyet
Mekke · Cüz 8 · Sayfa 155
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱسۡتَكۡبَرُواْ عَنۡهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمۡ أَبۡوَٰبُ ٱلسَّمَآءِ وَلَا يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ حَتَّىٰ يَلِجَ ٱلۡجَمَلُ فِي سَمِّ ٱلۡخِيَاطِۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُجۡرِمِينَ ٤٠
Bizim âyetlerimizi yalanlayan ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve (veya halat) iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اِنَّ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا Şu muhakkak ki âyetlerimizi tekzib edenler -hayr-ü şerri, hakk-u batılı, mazınin netaicini hal-ü istikbalin muktezayatını açıktan açığa gösteren delâil ve işârâtımızı yalan çıkarmağa çalışanlar وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا ve onlardan istikbar eyleyen: Kendilerini daha yüksek farz edib bunları nazarı i’tibara almağa tenezzül etmek istemeyenler yokmu لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَآءِ bunlara Sema kapıları açılmaz:- Ruhları yükselemez, biraz fırlasalar bile meâliye nüfuz edemezler, esrarı melekûta eremezler, düşerler, dua ve niyazları merdud olur. Üzerlerine feyz-u bereket inmez وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ ve Cennete giremezler حَتّٰى يَلِجَ الْجَمَلُ فٖى سَمِّ الْخِيَاطِ tâ deve iğnenin deliğine girinciye kadar. Diğer bir ma’nâ ile: -halat iğnenin deliğine girinciye kadar.- Çünkü «جمل» ma’lûm olduğu üzere «deve» ma’nâsına geldiği gibi urgan ve halat ma’nâsına da gelir ki «جمل= cümmel, جمل= cümel, جمل= cüml, ve جمل= cümül» dahi denilir. Ba’zı müfessirîn halatın ipliğe bir nevi’ müşabehetine ve binaenaleyh iğneye deveden ziyade bir münasebetine nazaran ikinci ma’nâyı tercih etmişlerse de ekser müfessirîn evvelki ma’nâyı tercih ederler. Zira her iki ma’nânın ikisine göre de bu bir darbı meseldir ki bizim «balık kavağa çıkıncıya kadar» meselimiz gibi bir şey’in muhale ta’likını ifade eder. Bu noktai nazardan ise evvelk i ma’nâ daha beliğdir. Çünkü urfen «iğne deliği» küçüklükte, deve büyüklükte meseldir. Bir şeyin ufaklığında, inceliğinde mubalega edileceği zaman «iğne deliği gibi» denilir. İrilikte mubalega için de «deve» gibi denir. Alel’husus lisanı Arabda bu pek ma’ruftur. Halat dahi misal olabilirse de deve kadar mesel değildir. Bu haysiyyetle olmıyacak bir şeyi anlatmak için -irilikte mesel olan devenin, incelikte mesel olani ğne deliğine girmesiyle darbı mesel şüphesiz ki daha beliğdir. Bir de deve girebileceği yere kendi girer. Halat ise idhale mütevakkıftır. İmdi devenin iriliğinden başka bizatihi müteharrik bir zîhayat olması, sonra boynu, örgücü, ayaklariyle, şekli mahsusu dahi bütün ı’vicac ve acaibliğiyle göz önüne getirildiği zaman iğne deliğine girmesinde fikri istib’ad ve hayali muhal öyle bir kuvvetle tebarüz eder ki bu kuvvet halatta yoktur. Hâsılı her iki takdirde ma’nâ; o kâfirlerin Cennete girememelerini bir gayei müddet ile tahdid değil, onun muhal gibi müsteb’ad ve hattâ hukmi ilâhî ile muhal olduğunu açık bir temsil ile tefhim etmektedir. Binaenaleyh devenin iğne deliğinden geçmesi haddi zatında mümkin midir değil midir diye ba’zı mülhıdlerin yaptığı gibi biyhude münakaşâta dalmağa lüzum yoktur. ٤٢ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا اُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ ٤٣ وَنَزَعْنَا مَا فٖىصُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ وَقَالُواالْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لَآ اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ وَنُودُوٓا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٤٤ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَاوَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا نَعَمْ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ اَنْ لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمٖينَ ٤٥ اَلَّذٖينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ كَافِرُونَ ٤٦ وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسٖيمٰيهُمْ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ ٤٧ وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَآءَ اَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ ٤٨ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْاَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسٖيمٰيهُمْ قَالُوا مَآ اَغْنٰى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ ٤٩ اَهٰٓؤُلَآءِ الَّذٖينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَآ اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ ٥ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَفٖيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَآءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ قَالُوٓا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرٖينَ ٥١ اَلَّذٖينَ اتَّخَذُوا دٖينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هٰذَا وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ
Meali Şerifi