AyetSûreler

A'râf Sûresi 35. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 154

يَٰبَنِيٓ ءَادَمَ إِمَّا يَأۡتِيَنَّكُمۡ رُسُلࣱ مِّنكُمۡ يَقُصُّونَ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِي فَمَنِ ٱتَّقَىٰ وَأَصۡلَحَ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ ۝٣٥

Ey Âdemoğulları! Size içinizden peygamberler gelip âyetlerimi anlattıklarında, kim Allah’tan korkar ve kendini düzeltirse, işte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 35–41. âyetleri birlikte ele alır.

37. فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهٖ – Ya’ni insanlar içinde Allah tarafından gönderilib Allahın âyetlerini tebliğ ve beyan eden hak Peygamberlere mukabil Allaha karşı yalan uyduran, yalan yere Peygamberlik taslayıp din vazetmeğe kalkışan sahtekâr ve yalancı müfterîlerden ve yâhud mütteki ve salih mü’minlerin zıddına Allahın âyetlerini tekzib eden kâfirlerden daha zalim, daha haksız kim olabilir? اُولٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَصٖيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ Bunlara kitâbdan nasîbları erere cellerine göre yazılmış, takdir edilmiş olan rızıklarından, ömürlerinden «وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَلٖيلًا» medlûlünce haddi zatında şeyi kalil olan Dünya metaından kısmetlerini alırlar ve asıl nasîbları olan yüz karasiyle giderler. حَتّٰىٓ اِذَا جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا الاية Ya’ni nihayet böyle olurlar. Allahtan gelen ölüm elçileri mevt veya azâb Melekleri karşısında Allahtan başka taptıklarını gaib eyler ve kendi kâfirliklerine kendileri şehadet ederek can verirler. O zaman 38. قَالَ Allah der ve hattâ bir çoklarına demiştir ki ادْخُلُوا فٖىٓ اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ فِى النَّارِ Cinn-ü İnsten sizden evvel geçen ümmetler içinde ateşe girin كُلَّمَا دَخَلَتْ اُمَّةٌ sâbık velâhikten her ümmet girdikçe لَعَنَتْ اُخْتَهَا hemşiresine: -Arkasından gidib dalâlete düştüğü din kardeşinel â’net eder. Böyle fevc fevc girerler حَتّٰىٓ اِذَا ادَّارَكُوا فٖيهَا جَمٖيعًا nihayet hepsi orada; o ateşte birbirlerine ulandıklarında قَالَتْ اُخْرٰيهُمْ sonrakileri: -Arkadan gidenleri veya sonra girenleri لُِاولٰيهُمْ evvelkiler hakkında:- Dünyada öne düşen metbu’ları veya ateşe önce girenleri hakkında Allaha hitaben derler ki رَبَّنَا هٰٓؤُلَآءِ اَضَلُّونَا فَاٰتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ ya rabbena şunlar yokmu işte bizi bunlar şaşırdılar. Binaenaleyh sen bunlara ateşten katmerli bir azâb ver. Buna karşı قَالَ Allah, der ki لِكُلٍّ ضِعْفٌ hepimize katmerli: Lâhzadan lâhzaya artan katlama usuliyle mütezayid muzaaf bir azâb var. -Çünkü bir kerre iki taraf dalâlde müşterektir. Saniyen öndekilerin ıdlâli sonrakilerin de bu ıdlâli kabul ile tervicleri vardır. Tâbi’ ile metbu’ yekdiğerinden mütekabilen kuvvet almıştır. Bu suretle bir tarafın dalâl ve ıdlâli, diğer tarafın onları taklid ve küfürleri yekdiğerin seyyiât ve azâbını katlama tezyid eder. وَلٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ ve lâkin siz bilmiyorsanız.- Herkes kendi acısını tattığı için bir fırka diğerinin çektiğini bilmiyor. Yahud siz o katlamanın baliğ olacağı namütenahiyi birden bilemezsiniz. Binaenaleyh o azabın mikdar ve suretini ve keyfiyyet ve derecesini bilmezsiniz. Onu her lâhzasını göre göre namütenahî zamanda ta’kib edeceksiniz. Ancak şunu biliniz ki hepinizinki katlamadır. Bu cevab üzerine 39. وَقَالَتْ اُولٰيهُمْ لُِاخْرٰيهُمْ öndekileri de sonrakil erine der ki فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ anlaşıldı ya sizin bize karşı bir fazlınız, bir meziyyet ve rüchanınız yoktur.- Azâba istihkakta hep müsaviyiz. Binaenaleyh فَذُوقُوا الْعَذَابَ siz de o azâbı o katlama azâbı tadın o acıyı çekin بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ çünkü kesbinizdir, kazancınızdır.

40. اِنَّ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا Şu muhakkak ki âyetlerimizi tekzib edenler -hayr-ü şerri, hakk-u batılı, mazınin netaicini hal-ü istikbalin muktezayatını açıktan açığa gösteren delâil ve işârâtımızı yalan çıkarmağa çalışanlar وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا ve onlardan istikbar eyleyen: Kendilerini daha yüksek farz edib bunları nazarı i’tibara almağa tenezzül etmek istemeyenler yokmu لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ اَبْوَابُ السَّمَآءِ bunlara Sema kapıları açılmaz:- Ruhları yükselemez, biraz fırlasalar bile meâliye nüfuz edemezler, esrarı melekûta eremezler, düşerler, dua ve niyazları merdud olur. Üzerlerine feyz-u bereket inmez وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ ve Cennete giremezler حَتّٰى يَلِجَ الْجَمَلُ فٖى سَمِّ الْخِيَاطِ tâ deve iğnenin deliğine girinciye kadar. Diğer bir ma’nâ ile: -halat iğnenin deliğine girinciye kadar.- Çünkü «جمل» ma’lûm olduğu üzere «deve» ma’nâsına geldiği gibi urgan ve halat ma’nâsına da gelir ki «جمل= cümmel, جمل= cümel, جمل= cüml, ve جمل= cümül» dahi denilir. Ba’zı müfessirîn halatın ipliğe bir nevi’ müşabehetine ve binaenaleyh iğneye deveden ziyade bir münasebetine nazaran ikinci ma’nâyı tercih etmişlerse de ekser müfessirîn evvelki ma’nâyı tercih ederler. Zira her iki ma’nânın ikisine göre de bu bir darbı meseldir ki bizim «balık kavağa çıkıncıya kadar» meselimiz gibi bir şey’in muhale ta’likını ifade eder. Bu noktai nazardan ise evvelk i ma’nâ daha beliğdir. Çünkü urfen «iğne deliği» küçüklükte, deve büyüklükte meseldir. Bir şeyin ufaklığında, inceliğinde mubalega edileceği zaman «iğne deliği gibi» denilir. İrilikte mubalega için de «deve» gibi denir. Alel’husus lisanı Arabda bu pek ma’ruftur. Halat dahi misal olabilirse de deve kadar mesel değildir. Bu haysiyyetle olmıyacak bir şeyi anlatmak için -irilikte mesel olan devenin, incelikte mesel olani ğne deliğine girmesiyle darbı mesel şüphesiz ki daha beliğdir. Bir de deve girebileceği yere kendi girer. Halat ise idhale mütevakkıftır. İmdi devenin iriliğinden başka bizatihi müteharrik bir zîhayat olması, sonra boynu, örgücü, ayaklariyle, şekli mahsusu dahi bütün ı’vicac ve acaibliğiyle göz önüne getirildiği zaman iğne deliğine girmesinde fikri istib’ad ve hayali muhal öyle bir kuvvetle tebarüz eder ki bu kuvvet halatta yoktur. Hâsılı her iki takdirde ma’nâ; o kâfirlerin Cennete girememelerini bir gayei müddet ile tahdid değil, onun muhal gibi müsteb’ad ve hattâ hukmi ilâhî ile muhal olduğunu açık bir temsil ile tefhim etmektedir. Binaenaleyh devenin iğne deliğinden geçmesi haddi zatında mümkin midir değil midir diye ba’zı mülhıdlerin yaptığı gibi biyhude münakaşâta dalmağa lüzum yoktur. ٤٢ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا اُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ ٤٣ وَنَزَعْنَا مَا فٖىصُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ وَقَالُواالْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْ لَآ اَنْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ وَنُودُوٓا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٤٤ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْجَنَّةِ اَصْحَابَ النَّارِ اَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَاوَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا نَعَمْ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ اَنْ لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِمٖينَ ٤٥ اَلَّذٖينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ كَافِرُونَ ٤٦ وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الْاَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسٖيمٰيهُمْ وَنَادَوْا اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ ٤٧ وَاِذَا صُرِفَتْ اَبْصَارُهُمْ تِلْقَآءَ اَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ ٤٨ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ الْاَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسٖيمٰيهُمْ قَالُوا مَآ اَغْنٰى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ ٤٩ اَهٰٓؤُلَآءِ الَّذٖينَ اَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحْمَةٍ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَآ اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ ٥ وَنَادٰٓى اَصْحَابُ النَّارِ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اَنْ اَفٖيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَآءِ اَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ قَالُوٓا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرٖينَ ٥١ اَلَّذٖينَ اتَّخَذُوا دٖينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنْسٰيهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هٰذَا وَمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ

Meali Şerifi