A'râf Sûresi 187. Âyet
Mekke · Cüz 9 · Sayfa 174
يَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرۡسَىٰهَاۖ قُلۡ إِنَّمَا عِلۡمُهَا عِندَ رَبِّيۖ لَا يُجَلِّيهَا لِوَقۡتِهَآ إِلَّا هُوَۚ ثَقُلَتۡ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ لَا تَأۡتِيكُمۡ إِلَّا بَغۡتَةࣰۗ يَسۡـَٔلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِيٌّ عَنۡهَاۖ قُلۡ إِنَّمَا عِلۡمُهَا عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ١٨٧
Sana, ne zaman kopacak diye kıyamet vaktini soruyorlar. De ki; onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır. Onu tam vaktinde koparacak olan O’ndan başkası değildir. Onun ağırlığına göklerde ve yerde dayanacak bir kimse yoktur. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu çok iyi biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki, onun bilgisi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
يَسْئَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ sana o saatten soruyorlar اَيَّانَ مُرْسٰيهَا ne vakıt demiri atılacak? -Ya’ni kıyametin vuku’ ve subutu ne zamana mukarrer. Bir rivayete göre Yehudîlerden ba’zıları «Hısl ibni Ebikuşeyr ve Şemuyil ibni Zeyd» gelmişler. Resulüllahı bir imtihan için: «ya Muhammed, eğer sen nebiyy isen bize kıyametin vaktını haber ver, çünkü biz onu biliyoruz, doğru söylersen sana iyman edeceğiz» demişler ve şayed bir vakıt söylerse tekzib edeceklermiş, bu âyet nâzil olmuş. Diğer rivayette Kureyşten ba’zıları gelmişler «ya Muhammed, seninle bizim aramızda bir karabet var, buna binaen bize -ya’ni sureti hususıyyede lûtfeno nun vaktını anlat» demişler, nâzil olmuş. Bunun mecmuundan şu, anlaşılıyor ki ikisi de olmuştur. Ve âyette iki kerre «يَسْئَلُونَكَ» buyurulması da buna işaret denebilir. ثَقُلَتْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ O Göklerde ve Yerde -yukarılarda ve aşağıda: yükseklerde ve alçakta: âfakta ve enfüstea ğır geldi. -Ağırlığı hepsinin tahammülünden haric. Onun şiddetine ne Yer dayanabilir ne Gökler, onun vaktı vakfına keşfindeki hevle ne ehli Sema dayanabilir ne ehli Arz. Kıymeti vaktı vaktına keşf-ü ta’yin mes’elesi o kadar ağır bir mes’ele ki bunu Allahtan başka bilen bulunamaz. لَا تَاْتٖيكُمْ اِلَّا بَغْتَةً يَسْئَلُونَكَ كَاَنَّكَ حَفِىٌّ عَنْهَا Sanki sen -bunu pek çok mevzu’ı bahs etmiş, ısrar ve i’tina ile tetebbu’ ve ıstıksade bulunmuşsun, uzun uzadıya sora sora öğrenmiş olman veya bir Peygamber olduğundan dolayı her halde bilmen lâzım geliyormuş dab undan künhiyle haberdar imişsin veya bunu bildirmek lûtfunda bulunabilirmişsin veya bununla ferahlanırmışsın gibi sana soruyorlar. قُلْ اِنَّمَا عِلْمُهَا عِنْدَ اللّٰهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ Velâkin nâsın ekserîsi bilmezler -ya’ni ehli ılim değildirler. Bu mes’eleye ılim ancak ındı’ilâhîde olduğunu bilmezler de beşerin dahi bile bileceği şeylerden zannederler sorarlar ve kıyamet ha bugün yarın kopacak, yok daha kopmıyacak, Arzın tebeddülüne, şemsin tekvirine, Semavat-ü Arzın dürülüb bükülmesine milyonlarla sene vardır. Veya bunların hiç birinin aslı yoktur gibi lâflar eder dururlar.