A'râf Sûresi 176. Âyet
Mekke · Cüz 9 · Sayfa 173
وَلَوۡ شِئۡنَا لَرَفَعۡنَٰهُ بِهَا وَلَٰكِنَّهُۥٓ أَخۡلَدَ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُۚ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ ٱلۡكَلۡبِ إِن تَحۡمِلۡ عَلَيۡهِ يَلۡهَثۡ أَوۡ تَتۡرُكۡهُ يَلۡهَثۚ ذَّـٰلِكَ مَثَلُ ٱلۡقَوۡمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَاۚ فَٱقۡصُصِ ٱلۡقَصَصَ لَعَلَّهُمۡ يَتَفَكَّرُونَ ١٧٦
Ve eğer dileseydik onu o âyetlerle yüceltirdik, fakat o alçaklığa saplandı kaldı ve kendi keyfinin ardına düştü. Artık onun ibret verici hali o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır solur, bıraksan da solur. İşte bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin misalidir. Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا ve eğer dilese idik her halde onu biz o âyetlerle yükseltirdik وَلٰكِنَّهُٓ اَخْلَدَ اِلَىالْاَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ ve lâkin o alçak yere saplandı, Dünyaya veya sefalete meyletti ve hevasına uydu -da o âyetlerden sıyrıldı, dinden çıktı, sukut etti, demek ki yükselmesine meşiyyeti mutlaka teallûk etmedi, kendine bırakıldı da bu sukuttan kurtarılmadı. Bunun Musâ aleyhisselâm zamanında Beni İsraîl ulemasından Bel’am ibni Ebr veya Ken’anîlerden bel’âm ibni Bâurâ namında birisi olduğuna veya Arablardan Ümeyye ibni ebissalti Sekafî hakkında nüzulüne dair bir kaç rivayet vardır. Bel’âm ba’zı kütübi ilâhiyyeye ılmi var, duası müstecab bir veliy iken Arzı mukaddese duhul mes’elesinde Hazreti Musânın veya Yûşa’nın hılâfına hubbi Dünya ile cebbarlara tarafdarlık etmiş, Ümeyye ibni ebissalt de ba’zı kütübi ilâhiyye okumuş ve bir Peygamber geleceğine kanaat hasıl etmiş ve onun kendisi olması ümidinde bulunurmuş. O sırada Resulullah ba’solununca hasedinden küfre sapmıştır. Diyebiliriz ki asıl kıssa, Bel’am veya Bel’âmın olduğu halde sebebi nüzul Ümeyye olmuştur. Fakat Kur’an şunu gösteriyor ki kıssadan maksad şahsın ta’rifi değil, halini tefhim ve temsildir. Madem ki o hevâsına uydu, ılm-ü dinden sıyrılıb insanlıktan sukut etmek istedi فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِ artık onun temsili köpek temsili gibidir. اِنْ تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ اَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَثْ sen onu sevketsen de lehseder, bırakırsan da lehseder -ya’ni yorsan da dilini uzatır solur, rahat ettirsen de dilini uzatır solur, hiç bir zaman ıztırabdan kurtulmaz. Köpeğin en aşağılık hali başka hayvanda bulunmıyan bu soluyuştur. İşte o kimsenin halindeki sukut kelbin mesel olmuş olan bu en aşağılık hali gibidir. Ya’ni alçalmanın son kertesi «وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ» ذٰلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا işte bu mesel âyetlerimizi tekzib eden o kavmin meselidir -ki «خَلْفٌ وَرِثُوا الْكِتَابَ يَاْخُذُونَ عَرَضَ هٰذَا الْاَدْنٰى» olan kavmi cehuddur. فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ Binaenaleyh bu kıssayı naklet ki belki bir düşünürleri çlerinde mütenebbih olacaklar bulunur, ya’ni sen bu ıhtimali nazarı i’tibare al