A'râf Sûresi 155. Âyet
Mekke · Cüz 9 · Sayfa 169
وَٱخۡتَارَ مُوسَىٰ قَوۡمَهُۥ سَبۡعِينَ رَجُلࣰا لِّمِيقَٰتِنَاۖ فَلَمَّآ أَخَذَتۡهُمُ ٱلرَّجۡفَةُ قَالَ رَبِّ لَوۡ شِئۡتَ أَهۡلَكۡتَهُم مِّن قَبۡلُ وَإِيَّـٰيَۖ أَتُهۡلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَّآۖ إِنۡ هِيَ إِلَّا فِتۡنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَآءُ وَتَهۡدِي مَن تَشَآءُۖ أَنتَ وَلِيُّنَا فَٱغۡفِرۡ لَنَا وَٱرۡحَمۡنَاۖ وَأَنتَ خَيۡرُ ٱلۡغَٰفِرِينَ ١٥٥
Bir de Musa, mîkatımız için (tayin ettiğimiz vakitte tevbe için) kavminden yetmiş erkek seçti. Ne zaman ki, bunları o sarsıntı yakaladı, işte o zaman Musa: "Rabbim! dedi, dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi, içimizdekio beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin? O iş de senin imtihanından başka bir şey değildi. Sen bu imtihanla dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirirsin. Bizim velimiz sensin. Artık bizi bağışla, merhamet et, sen bağışlayanların en hayırlısısın
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ سَبْعٖينَ رَجُلًا لِمٖيقَاتِنَا Ve Musâ kavminden miykatımız için yetmiş adam ıhtıyar etti -en hayırlıları olmak üzere yetmiş kişi intihab eyledi de ta’yin ettiğimiz vakti mahsusta tevbe için aldı getirdi. Bu miykatı da bundan evvel geçen miykatı kelâm diyenler olmuşsa da gerek Kur’anda iki kıssanın fasl-ü tefrikına ve gerek bâ’zı rivayata nazaran bunun ıcıl vak’asından sonra tevbe için diğer bir miykat olduğu anlaşılıyor. Ancak evvelkinin otuz, bunun da rücu’dan sonra ana bir tetimme olmak üzere on gecede cereyan etmiş ve bu suretle ikisi mecmuunun tam kırka baliğ olan bir miykat olmuş bulunması da muhtemildir ki Ebu Müslimin kail olduğu bu surette diğer rivayetlerin bir te’lifi var demektir. Rivayet olunuyor ki Allah tealâ Hazreti Musâya Beni İsrailden müntehab bir takım kimselerin gelib ıcle taabbüdden i’tizar ve geride kalanların da tevbelerinin kabulünü niyaz etmelerini emir ve bir vakt-ü miâd ta’yin etmiş, Hazreti Musâ da yetmiş adam intihab eylemişti. Şöyle ki: on iki Sibtın her birinden altı kişi seçmiş idi. Bu ise yetmişten fazla gelmekle ikiniz kalsın diye emr etti, lâkin uyuşamadılar, kalana da gidenin ecri var dedi. Kâleb ile Yuşa’ kaldılar. Musâ, mütebakı yetmişle gitti, oruç tutmalarını, tatahhur ve elbiselerini tathir eylemlerini emretti. Bunlarla Turıseynaya müteveccihen çıktı. Dağa yaklaştıklarında bir sis kapladı Musâ da onlarla beraber sisin içine girdi, hepsi secdeye kapandılar, Allah tealâ Musâya dilediği gibi emr-ü nehy ediyor, onlarda işidiyorlardı ki tevbe için nefislerini öldürmeleri idi. Sûrei «Bakare» de «اقْتُلُوٓا اَنْفُسَكُمْ» bak. Yine rivayet olunduğuna göre sis açılınca Musâ aleyhisselâma «biz Allahı açıktan açığa görmedikçe sana kat’iyyen inanmayız» dediler ve ihtimalki bununla «sen işittiğimiz «اَنْفُسَكُمْ» emrini veren Allahdır diyorsun, fakat biz Allahı görmeyince senin bu sözünü tasdık etmeyiz» demek istiyorlar. Nefislerini öldürmek emrini ağır buluyorlar, inanamıyorlar inanmayı Allahı görmeğe ta’lık ediyorlar ve Allahı görmeyi kelâmını işitmeğe kıyas eyliyorlardı. Ve işte o zeman bir recfeye tutuldular فَلَمَّآ اَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ vaktaki bunları o reçfe, o sarsıntı tuttu, ya’ni -sûrei «Bakare de zikrolunduğu üzerey ıldırım çarptı veya dağda bir zelzele ile yıkılıb bayıldılar ve belki öldüler قَالَ رَبِّ Musâ, yarabbi dedi: لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ dilese idin bunları bundan evvel -buzağıya tapmaktan nehiyde kusur ettikleri, gereği gibi vazifelerini yapmadıkları ve ona tapanların ısrarlarını gördükleri halde onlardan ayrılmadıkları sıradah elâk ederdin وَاِيَّاىَ ben de öyle -mukaddema ru’yet talebinde bulunduğum zaman mahveylerdinb u söz afvi sabıkı beyan ile afvi lâhikı isticlâb demektir. -Ya’ni bizi günahlarımız sebebiyle helâk etmek murad etse idin o vakıt yapardın. Biz helâke müstehıkk idik ve buna hiç bir mani’ yoktu ancak sen dilememiştin, o zaman lûtf ettin, o günahlarımızla bizi helâk etmedin de şimdi اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَآءُ مِنَّا içimizden bâ’zı süfehanın - hikmetini bilmez, kayacak noktalarda kendini tutamaz hafif akıllıların - yaptıkları ile bizi ihlâkmı edec eksin? Etme yarabbi! اِنْ هِىَ اِلَّا فِتْنَتُكَ bu ancak senin fitnendir. -Bu süfehanın düştükleri fitne, sırf senden gelen bir mihnet-ü ibtilâdır. Ve bu cihetle ma’zurdurlar. Zira kelâmını işittirdin meftun oldular, duramadılar, bir kıyasi faside tebean mâfevkına tama’ ettiler تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَآءُ sen böyle fitnenle dilediğini şaşırırsınk endini tutamaz da emsalinde sarsılmaz اَنْتَ وَلِيُّنَا sen bizim yegâne veliymizsin: Dünyevî, Uhrevî umurumuzda hâkimi nâsırımızı, hâfızımızı ancak sensin. Binaenaleyh: فَاغْفِرْ لَنَا bize mağfiret eyle, günahlarımızı ört وَارْحَمْنَا ve bize rahm et, rahmet-ü in’amına nail et وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِرٖينَ sen, veliymiz olduğun gibi mağfiret edenlerin, kusur afveyliyenlerin en hayırlısısın, garazsız ıvazsız en güzel mağfireti sen yaparsın. Ya’ni tekrar tekrar reca ederim ki bize en hayırlı bir mağfiret ver, bu recfeden bu helâkten kurtar