A'râf Sûresi 144. Âyet
Mekke · Cüz 9 · Sayfa 168
قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّي ٱصۡطَفَيۡتُكَ عَلَى ٱلنَّاسِ بِرِسَٰلَٰتِي وَبِكَلَٰمِي فَخُذۡ مَآ ءَاتَيۡتُكَ وَكُن مِّنَ ٱلشَّـٰكِرِينَ ١٤٤
Allah buyurdu: Ey Musa! Sana verdiğim peygamberlikle ve kelâmımla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Sana verdiğime sıkı sarıl ve şükredenlerden ol
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 144–147. âyetleri birlikte ele alır.
145. وَكَتَبْنَا لَهُ فِى الْاَلْوَاحِ الخ evvelki âyette zikrolunan risâlatı beyandır. Elvahın adedi, cevherleri, tulleri hakkında muhtelif rivayetler vardır. Adedi: on veya yedi idi veya iki idi denilmiş. Cevheri Cibrîlin getirdiği zümrüd veya yeşil zeberced veya kırmızı yakut idi, yahud emri ilâhî ile Musânın yonttuğu bir taştan idi veya bir ahşab idi denilmiş ilh... Fakat doğrusu bu babda ciddî bir delil yoktur. Kur’an bunlardan sâkittir.
فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ «فَقُلْنَا لَهُ خُذْهَا بِقُوَّةٍ» takdirindedir. -Ya’ni yazmıştık da bunları, demiştik: kuvvetle tut, iyi ve sıkı tut وَاْمُرْ قَوْمَكَ يَاْخُذُوا بِاَحْسَنِهَا kavmine de emr et en güzelini ahzetsinlery a’ni elvahta yazılanların hepsi güzeldir. Kezalik ma’nâları ihtimalli olanların ba’zı ihtimalâtı te’vil ve tefsirce diğerinden daha güzel olabilir. Binaenaleyh kavmin daima ahsen ve efdali ıhtiyar eylesinler ki سَاُرٖيكُمْ دَارَ الْفَاسِقٖينَ size ileride fasıkların yurdunu göstereceğim. -Bu hem bir tebşiri, hem de bir tehdidi iş’ar eder: bunda bir taraftan fısk-u fücur içinde pûyân olan cebbarlar kavminin diyarlarına girib vâris olacaklarını va’d-ü tebşir ile ahseni amele terğib vardır. Diğer taraftan da yurtlarına girib göreceksiniz ki fasıkların akıbetleri ne feci’dir? Diye fısıktan tahzir veya Benî İsraîlden zuhur edecek fasıklara işaret ve Cehennemi ıhtar vardır.
Bak fasıklara ne olacak 146. سَاَصْرِفُ عَنْ اٰيَاتِىَ الَّذٖينَ يَتَكَبَّرُونَ فِى الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ haksız olarak yer yüzünde tekebbür edenleri âyetlerimden çevireceğim, men’edeceğim -kalbleri öyle tab’olunacak ki gerek hılkatte, gerek kitabda tekvinî veya teşriî âyâtı ilâhiyyenin ifade ettiği ızz-ü saadeti, mezâmiyni hakıkati göremiyecekler وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا ve her âyeti görseler bile inanmıyacaklar وَاِنْ يَرَوْا سَبٖيلَ الرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبٖيلًا rüşd-ü isabet yolunu görürlerse onu yol tutmıyacaklar وَاِنْ يَرَوْا سَبٖيلَ الْغَىِّ يَتَّخِذُوهُ سَبٖيلًا gayy-ü sefahet yolunu görürlerse bunu yol tutacaklarh âsılı bütün hiss-ü hareketleri tersine dönecek ذٰلِكَ o sarf veya o tekebbür ve bu aksilik şu iki sebbele olur: بِاَنَّهُمْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا âyetlerimizi tekzib etmiş olmaları ya’ni gidişlerinin fena ve halkın aleyhlerinde olduğunu gösteren hayr-ü şerri, hakk-u batılı tefrık etmek için inzal ve ikame edilmiş olan afâkî, enfüsî delillerimizi alâmetlerimizi aslı yok birer hurâfe ve insan aldatmak için uydurulmuş birer yalan gibi addetmeleridir. Yoksa ne tekebbür ederler, ne de bu hale düşerlerdi وَكَانُوا عَنْهَا غَافِلٖينَ ve onlardan gafil bulunmaları, ya’ni tahsıl-ü tetebbu’ etmemeleri ve ettikleri surette de amellerinde nazarı ı’tibare almamak gafletini ı’tiyad etmeleri 147. وَالَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَآءِ الْاٰخِرَةِ halbuki âyetlerimizi ve likai Âhıreti tekzib edenlerin -her işin sonunda bir ceza ve mes’uliyyet gününün geleceğini inkâr eyliyenlerin حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ bütün amelleri habtolur: Ya’ni fakıre ihsan, mazluma iane gibi yaptıkları iyilikleri varsa hepsi boşuna gider, sonunda hiç birinin hayırını görmezler. Bütün mesa’ileri heder ve bütün akıbetleri zarar ve felâket olur. Hulâsa bütün bunların böyle olması bir cebri mahız değildir. هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ancak yapageldikleri fi’lin küfr-ü tekzib-ü gafletin cezasını çekerler. Netekim: ١٤٨ وَاتَّخَذَ قَوْمُ مُوسٰى مِنْ بَعْدِهٖ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ اَلَمْ يَرَوْا اَنَّهُ لَا يُكَلِّمُهُمْ وَلَا يَهْدٖيهِمْ سَبٖيلًا اِتَّخَذُوهُ وَكَانُوا ظَالِمٖينَ ١٤٩ وَلَمَّا سُقِطَ فٖٓى اَيْدٖيهِمْ وَرَاَوْا اَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا قَالُوا لَئِنْ لَمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرٖينَ ١٥ وَلَمَّا رَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِهٖ غَضْبَانَ اَسِفًا قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونٖى مِنْ بَعْدٖى اَعَجِلْتُمْ اَمْرَ رَبِّكُمْ وَاَلْقَى الْاَلْوَاحَ وَاَخَذَ بِرَاْسِ اَخٖيهِ يَجُرُّهُٓ اِلَيْهِ قَالَ ابْنَ اُمَّ اِنَّ الْقَوْمَ اسْتَضْعَفُونٖى وَكَادُوا يَقْتُلُونَنٖى فَلَا تُشْمِتْ بِىَ الْاَعْدَآءَ وَلَا تَجْعَلْنٖى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمٖينَ ١٥١ قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لٖى وَلَِاخٖى وَاَدْخِلْنَا فٖى رَحْمَتِكَ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمٖينَ ١٥٢ اِنَّ الَّذٖينَ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ سَيَنَالُهُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَذِلَّةٌ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَكَذٰلِكَ نَجْزِى الْمُفْتَرٖينَ ١٥٣ وَالَّذٖينَ عَمِلُوا السَّيِّئَاتِ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِهَا وَاٰمَنُوا اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحٖيمٌ ١٥٤ وَلَمَّا سَكَتَ عَنْ مُوسَى الْغَضَبُ اَخَذَ الْاَلْوَاحَ وَفٖى نُسْخَتِهَا هُدًى وَرَحْمَةٌ لِلَّذٖينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ
Meali Şerifi