AyetSûreler

A'râf Sûresi 131. Âyet

Mekke · Cüz 9 · Sayfa 166

فَإِذَا جَآءَتۡهُمُ ٱلۡحَسَنَةُ قَالُواْ لَنَا هَٰذِهِۦۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةࣱ يَطَّيَّرُواْ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓۗ أَلَآ إِنَّمَا طَـٰٓئِرُهُمۡ عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ ۝١٣١

Fakat kendilerine iyilik geldiği zaman, işte bu bizim hakkımızdır, dediler, başlarına bir kötülük gelince de, işte bu Musa ile yanındakilerin uğursuzluğu yüzünden, dediler. İyi bilin ki, onların uğursuzluğu Allah katındandır. Lâkin çoğu bunu bilmezler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

فَاِذَا جَآءَتْهُمُ الْحَسَنَةُ قَالُوا لَنَا هٰذِهٖ kendilerine iyilik, refah geldiği vakıt bu sırf bizden dediler, وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا بِمُوسٰى وَمَنْ مَعَهُ ve kendilerine bir fenalık, kıtlık ve sıkıntı ve her hangi bir musıbet isabet ederse Musâ ve ma’ıyyetindekilerle tetayyür ve teşe’üm eylerler, onların uğursuzluğuna hamelederlerdi اَلَآ اِنَّمَا طَآئِرُهُمْ عِنْدَ اللّٰهِ bak tairleri: Ancak Allahın indindedir. -Ya’ni teyemmün ve teşe’üm edecek kuşları, bütün bahtları, tali’leri, mukadderattan iyi kötü nasîbleri ancak Allahın indindedir «كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ» وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ve lâkin ekserîsi bilmezler.- Bilmezler de şuna buna isnad ederler. Yâhud sebebi şeâmetleri ancak Allah indindedir. Başlarına gelen ve gelecek olan mesaib ancak Allah tarafındandır ve ekserîsi bilmezler. [Sûrei «İsra» da «وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَآئِرَهُ فٖى عُنُقِهٖ» bak] cahiliyyede «ıyafeti tayı» ta’bir olunur bir falcılık âdeti vardı. Bir yere gidecekleri zaman bir kuş uçururlar, sağa giderse teyemmün, sola giderse teşe’üm ederlerdi, kezalik karga gibi ba’zı kuşların haykırmasından da teşe’üm ederlerdi. Bu münasebetle her hangi bir şeyden teşe’üm etmeğe, ya’ni uğursuz sayıb kuşkulanmaya tetayyür denilmiş, gerek kuş ve gerek saire olsun şum addolunan şey’e de tayr, tâir, tıyere ıtlak edilmiştir. Gerçi esas ı’tibariyle tair müteyemmen ve şum olmaktan eamdır. Fakat şum olanda isti’mali galebe etmiş ve tetayyür her halde teşe’üme ıtlak olunmuştur. Resuli ekrem sallallahü aleyhi vesellem «لَا طِيَرَةَ وَلَا هَامَ» hadîsi şerifiyle tıyereyi nehy-ü ibtal buyurmuştur. Maahazâ bu tetayyür âdeti cahiliyyesine avamm arasında kesretle tesadüf edilir. Meselâ bizde baykuşla teşe’üm edenler ne kadar çoktur. Hattâ hümâ saadetle, baykuş nuhusette bir mesel gibi Edebiyyatımıza kadar girmiştir. Ve işte Arabca tâir ta’biri de böyle baykuş gibi mes’ud veya baykuş gibi meş’um addedilen mutlak kuş ma’nâsından müstear olarak sebebi şer ma’nâsına veya sebebi hayr ile sebebi şerden eam bir ma’nâda kullanılır ki baht kuşu demek gibidir. Bundan başka bir de Arablar «اَطَرْتُ الْمَالَ وَ طَيَّرْتُهُ بَيْنَ الْقَوْمِ فَطَارَ كُلَّا مِنْهُمْ سَهْمُهُ= malı kavm arasında uçurdum da her birine sehmi uçtu, ya’ni nesîbi irdi» derler. Netekim lisanımızda da şuradan buradan keyfe mettefak gelen emvale «tayyarat» ta’biri ma’ruftur. Bu münasebetle de tâir bir kimsenin kaderden uçan nasîbi, bahtı, kısmeti, tali’i, şansı ma’nâsına gelir. Kavmi Fir’avnın bahtlarına bakınız ki Allah tealâ onlara Musâ gibi ülül’azmden bir Peygamberi zîşan göndermiş, başlarına böyle bir hümayı ıkbal uçurmuş da onlar bununla kendilerini bahtiyar bilecek ve ittiba’ edib mes’ud olacak yerde tutmuşlar o ve ona tabi’ olanlarla teşe’üm etmeğe kalkışmışlar ve işte takdiri ilâhîden hıssalarına düşen nasîbleri bu bedbahtlık, bu tab’ı kulûb olmuştur ki bu teşe’üm, bu his, bu haleti ruhıyye onların nezdi ilâhîde sabit şeâmetlerinin sebebi ve kendi boyunlarına takılmış bulunan tâirleridir. Bu ne bedbahtlıktır ki mütenebbih olsunlar diye Allah kendilerini tazyık ettikçe sebebi şeâmet kendi amelleri olduğun u bilmediler de Musâ ile teşe’üm ettiler.