A'râf Sûresi 107. Âyet
Mekke · Cüz 9 · Sayfa 164
فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِينࣱ ١٠٧
Bunun üzerine Musa, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdi
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُبٖينٌ Musâ hemen asâsını bırakıverdi, bırakınca ne görsünler o asâ koca bir yılan. Ap aşikâre bir ejderha, bir ejderha ki işi hallediyor.- Bu babda bir çok rivayetler vardır. Said ibni Cübeyrin ibni Abbastan naklettiği vechile hulâsası şudur: Hazreti Musâ asâsını koyuverince kocaman bir yılan olmuş, Fir’avne doğru koşmuş, Fir’avın bunun kendine kasdetmekte olduğunu görünce tahtından fırlamış, aman bunu zabtet diye Hazreti Musâya yalvarmış, o da tutmuştur. İlh... Burada şundan gaflet etmemek lâzımdır ki bu gibi tahavvülâta kalbi hakaik denmez. Zira asâ sureti ılmiyyesi, asâ mahiyyeti; sü’ban sureti ılmiyyesi. Sü’ban mahiyyeti olmuş değildir. Bu iki hakıkat daima ılimdeki temayüzlerini muhafaza ederler ve hiç biri diğerine karıştırılmaz. Lâkin asâ maddesinin asâ suretinden çıkıb sü’ban suretini iktisa etmesi veya haricd e kezalik zihinde asâ mevcudiyyetinin izale edilib yerine sü’ban mevcudiyyetinin ikame olunması daima mümkindir. Netekim biz bir mumu bin şekle sokarız da her şeklin kendi hakıkati yine diğerinden mütemayiz kalır. «Kalbi hakaik caiz olmaz» kazıyyesini imkân ve vücub gibi hakaikı ezeliyyeye kasretmek meşhur ise de doğru değildir. Bu kazıyye, tenakuz kanununun diğer bir ifadesidir ki hiç bir şeyi nefsinden selbetmek mümkin olmaz. Meselâ asâya asâ, sü’bana sü’ban denir demektir.