Âl-i İmrân Sûresi 56. Âyet
Medine · Cüz 3 · Sayfa 57
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَأُعَذِّبُهُمۡ عَذَابࣰا شَدِيدࣰا فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّـٰصِرِينَ ٥٦
İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim, onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 52–57. âyetleri birlikte ele alır.
52. فَلَمَّآ اَحَسَّ عٖيسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ – İsanın tevhide daveti üzerine Beni İsrailin az bir taifesi iman etmiş, ekserîsi etmemiş idi. İman etmiyenler mahud küfürlerini, sui niyyetlerini İsaya ıhsas ettiler, o da bunlardan bu küfrü hissedince مَنْ اَنْصَارٖٓى اِلَى اللّٰهِ dedi. Kendine özü Allaha doğru yardımcılar aradı.»- Bu cümle «ilâllah» kaydının Ensardan veya «ya»dan hal olmasına ve «ilâ» nın mânâsına nazaran müteaddid mânâlara muhtemildir:
1- Ben Allaha giderken yardımcılarım kimler? مَنْ اَنْصَارِى مُتَوَجِّهًا اِلَى اللّٰهِ ذَاهِبًا اِلَى اللّٰهِ. 2- Allaha müslim ve münkad olarak bana yardım edecekler kimler? مَنْ اَنْصَارِى مُسْلِمِينَ اِلَى اللّٰهِ. 3- Benim Allah için yardımcılarım kimler? مَنْ اَنْصَارِى لِلّٰهِ. 4- Allah ile beraber olub yardımcım olacak nasırlarım kimler? مَنْ اَنْصَارِى مَعَ اللّٰهِ. 5- Allaha iman ve islâm etmiş, nefsini Allaha teslim eylemiş olub da yardımını Allaha muzaf kılarak ve Allah rızasından başka bir şey düşünmiyerek bana Allah yardımcı yapacak, hulâsa özü Allaha bağlı, Allaha doğru ensarım, yârânım kimler? مَنْ اَنْصَارِى مُضِيفًا نَفْسَهُ اِلَى اللّٰهِ اَوْ مُنْهِيًّا نَصْرَهُ اِلَى اللّٰهِ. Bu mânâ hepsini cami’dir. Cevab da buna daha mutabıktır, Hazreti İsanın bu talebi ilk olarak bir te’sisi ictimaî yapıyordu. Kelime mukaddemâ rahimi Meryemde ıstıfai İlahî ile tecessüm ettiği gibi şimdi de haricde tecessüme başlıyordu ki İsanın Dünyada vecahati bununla olacaktı. Bu andan itibaren dini tevhid yalnız maneviyyette kalmıyacak maddiyyette de geçecekti. Bu talebe İsanın ihyai mevtâ mucizesinin semerei hasılası olan en güzide eshabı Havâriyyun cevab verdiler:
قَالَ الْحَوَارِيُّونَ Havâriyyun bir ağızdan dediler ki نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ o Allah yardımcıları Allah yârânı biziz. Yani biz allah için sana yardımcıyız. Zira sana yardım Allaha yârlıktır, Allah rızasına muvafıktır. Çünkü sen onun Resulüsün. Bundan sen Allah değilsin biz sana yardım etmeyiz gibi veya sen Allahsın binaenaleyh biz de senin yardımcılarınız gibi bir sui iham çıkmamak için sözlerini tavzıh ettiler, yani اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ Biz Allaha iman ettik ve sen şahid ol ki biz şüphesiz müslimiz, Allah ve Resulüne mutı’iz.» -İşte Nesârâya Nesârâ denmesinin sebeblerinde birisi İsa ile Havâriyyun arasındaki bu nusret biatıdır. Onlar o zaman böyle müsliman müvahhid idiler. Bununla dini islâma daveti Muhammediyyeye de manen ıkrar vermişlerdi. Bunun için Havâriyyun cevablarını şu dua ile bitirdiler: 53. رَبَّنَآ اٰمَنَّا بِمَآ اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ Ya rabbena biz senin inzâl ettiğin emre inandık ve Resule yahud o Resule ittiba’ ettik binaenaleyh فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدٖينَ bizi yalnız bir şahid olan İsa ile değil vahdaniyetine şahadet eden cemi’ı erbabı şuhud ile beraber yaz, ya’ni Melâike, enbiya, ülülilim ve alelhussu «لِتَكُونُوا شُهَدَآءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهٖيدًا» mucebince Ahırette bütün ümmetlere şahid olacak olan o Peygamber Muhammed ve ümmeti ile beraber yaz.»- görülüyor ki «مِنَ الشَّاهِدٖينَ» demediler «مَعَ الشَّاهِدٖينَ» dediler. Zira biliyorlardı ki kendileri şahidînden değil idiler. Hazreti İsa Hevariyyunun İslâmına ve bu duasına şahid olduğu gibi Muhammed ve ümmeti de buna şahadet eder. Havâriyyun ma’nen ümmeti Muhammed ile beraberdir. Ümmeti Muhammed de Muhammed ile beraber kâffei Enbiyaya «لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهٖ» diye şahadet ettiklerinden Muhammed ve ümmeti İsayı ve Havariyyunu beraberlerine almışlardır.
Yuhanna İncilinin birinci babında Yehudîlerin sen kimsin deyu suallerine karşı Hazreti Yahyanın Mesiha şahadeti hakkında şöyle bir kıssa vardır: «Yahya inkâr etmiyerek ben Mesih değilim deyu ıkrar etti, öyle ise nesin Ilya mısın deye sual ettiklerinde o dahi değilim dedi, sen şol Peygamber misin dediklerinde hayır deyu cevab verdi, ol vakit sen kimsin söyle ki bize gönderenlere cevab verelim kendi hakkında ne dersin dediler «ben Eş’ıya Peygamberin dediği ibi rabbın yolunu doğrultunuz deyu berriyyede nida edenin sadasıyım dedi ve ol gönderilenler firisilerden idiler ve ona sual edib öyle ise sen mesih yahud İlyâ, ya «ol Peygamber» olmadığın halde niçin vaftiz ediyorsun dediler, Yahya onlara cevaben ben su ile vaftiz ederim ıh..» dedi. [İstanbulda matbu’ türkce İncil tercemesi 1930] İşte burada «اَلرَّسُولُ», «اَلنَّبِىُّ» tercemesi olan «ol Peygamber», «şol Peygamber» Tevratta Musaya benzer. «نَبِيًّا مِثْلَ مُوسَى» olarak geleceği beyan olunan o Peygamberdir ki Hazreti Yahyanın şahadetiyle o Peygamberin ne Yahya ne kendisi, ne de Mesih olmadığı tasrih edilmiştir. Bunun için İncile, Yahyaya, Mesiha iman gelecek olan «o Peygamber» e dahi imana mütevakkıftır. Binaenaleyh Havâriyyunun Hazreti İsayı «اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ» diye işhad ettikten sonra Allaha «رَبَّنَآ اٰمَنَّا بِمَآ اَنْزَلْتَ الخ» diye dua ettikleri zaman «مَآ اَنْزَلْتَ» cümlesinde şüphesiz «ol Peygamber dahi dahil olmakla «وَالرَّسُول» den muradları ya bil’ibare ve yahud İsaya veya cinsi Resule ittiba’ın lâzımı olmak üzere bil’işare Muhammed Resulullaha nazır veya şamildir. Lâfzan değil ise ma’nen şamildir ki «اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ» emrinden beri «اَلرَّسُولُ» ibtida burada tekerrür etmiş olmak hasebiyle bunun yalnız, «رَسُولًا اِلٰى بَنٖٓى اِسْرَآئٖيلَ» e masruf olmayıb musaddıkı küllolan o Resule «o Peygamber» e hamledilmesi ve bu suretle cinsi Resule şamil olması sıyakı küllîye daha muvafıktır. Bunlar teemmül edildiği zaman «فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدٖينَ» duasının veçhi tefsiri de anlaşılır. «اٰمَنَّا بِاللّٰهِ كُلُّ مِنْ عِنْدَ رَبِّنَا وَاللّٰهُ اَعْلَمُ» 54. وَمَكَرُوا Havâriyyun öyle dedi, diğerleri de mekir ve sui kasd yaptılar.» - Bu zamirin lâfzan kurbiyyeti hasebiyle Hevâriyyuna ircaı ve bunların hepsi nusrat va’dinde sebat etmeyib içlerinde hiyle edenlerde bulunduğu ma’nası tevehhüm olunabilirse de ma’nen bu mekir, küfreden Beni İsraile raci’dir. Ya’ni İsa Beni İsrailin küfrünü hissetti, yardımcı aradı, Havâriyyun kendine nusrat biy’ati yaptı, diğer taraftan küfürleri ihsas olunan Beni İsrail de mekir yaptılar, o te’sisi içtimaîye bu suretle mekir karıştı, tamam olmadı, bir ıstıfaya daha muhtac oldu ki o da Muhammed Mustafa ile olacaktır.
MEKR, karanlık, gizli, hissedilmiyecek hilye ile diğerini ızrara çalışmaktır. Beni İsrailin buradaki mekirleri,
Hazreti İsaya sui kasdleri, ya’ni kelimetullahı ifna etmek için gizli gizli tedabire teşebbüs edib bağteten onu öldürmek üzere el altından bir takım kimseler ta’yin etmiş olmalarıdır. Ve Hıristiyanların kavlince bu mekre Havâriyyundan birisi de iştirak etmiş ve kâfirlerce casusluk yapmış. Bu sui kasid Hazreti İsanın hem hayatı maddiyyesine, hem hayatı ma’neviyyesine müteveccih idi. Bir taraftan zulmen kendini öldürmek, diğer taraftan da’vet ettiği dini tevhidi, kelimesini kaldırmak için mekir, hiyle ve hud’a düşünülüyordu. Hakikatte İsa demek de dini, kelimesi demekti. Artık İsanın çekilmesi zamanı gelmiş idi, fakat daha ölmiyecekti, Beni İsrail bu mekir dolayisiyle Nasraniyyete bir hayli şeyler soktular, karışdırdılar, lâkin arzularına nail olamadılar, İsayi öldüremediler, Nasraniyyeti imha edemediler, onlar mekrettiler وَمَكَرَ اللّٰهُ Allah da onlara mekretti, onları mekirden menetmedi, fakat mekirlerinin cezasını verdi وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِرٖينَ filvaki Allah mekredenlerin hayırlısıdır.- Onun mekri diğerlerininki gibi şerr-ü ızrarı istihdaf eden bir mekir olmadığı gibi, keşfi mümkin, önüne geçilebilir, tevkıf edilir bir mekir de değildir, hatır-ü hayale gelmez, künhi esrarına erilmez cihetlerden çevirir, imandan, istikametten çıkan, küfür ve mekre sapanların belâlarını verir. Binaenaleyh Allahın mekri lûgaten ma’ruf olan şer manâsiyle değil, ona ceza olan ve müşâkele tarikiyle mekir denilebilen bir hayırdır. Hattâ mekri İlahî mekir yapanlar için bile bir hayri tazammun eder. Çünkü onlara bu suretle mekrin fenalığını cezasını anlatır da intibahlarına, tevbe etmelerini sebeb olur.
İşte Allah o mekredenlere bu mekrini şöyle dediği zaman yapdı: 55. اِذْ قَالَ اللّٰهُ Zira Allah o mekreden sui kasd yapan kâfir zalimlere rağmen İsaya dedi ki يَا عٖيسٰٓى اِنّٖى مُتَوَفّٖيكَ الخ ya İsa seni beni vefat ettireceğim ve bana refedeceğim ih..» -Tevefiyy, «vefa» dan me’huz olarak esası lûgatte istifa gibi temamen kabzedib almaktır. Lâkin ziruha ve bilhassa insana taalluk ettiği zaman vefat ettirmek yani eceline yetişdirib ruhunu kazbetmek manâsında zahir ve mütaareftir. Binaenaleyh bir delil bulunmadıkca diğer bir manâ ile te’vili caiz bulunmaz. Lâkin burada mekir manâsiyle alâkadar bulunmak üzere surei «Nisâ» da «وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلٰكِنْ شُبِّهَ لَهُمْ» âyeti onların Mesih İsa ibni Meryem Resulullahı ne katil, ne salbedemediklerini ve lâkin şüpheye düşürüldüklerini sarahaten beyan etmiş, Hazreti Peygamberden dahi «İsa ölmedi yevmi kıyametten evvel size dönecektir = اِنَّ عِيسَى لَمْ يَمُتْ وَاِنَّهُ رَاجِعٌ اِلَيْكُمْ قَبْلَ يَوْمِ الْقِيٰمَةِ» hadîsi şerifi gibi hadîsler dahi varid olmuş bulunduğundan buradaki «مُتَوَفِّيكَ» az çok hılafı zahir bir manâ ile te’vil olunmak ıktiza etmiştir. Bunun için müfessirîn burada yedi sekiz kadar manâ beyan eylemişlerdir ki bir kaçını zikredelim:
1- Teveffi vefat manâsınadır. Ancak maba’dinde harfı atfolan «و» ne mukarenet, ne de tertib ıktiza etmiyeceğinden burada nükteli bir takdim-ü tehir vardır. Refi’ evvel, teveffi sonra olacaktır. Bu manâ Katadeden mervidir. Yani İsa o sui kasd sırasında Allaha refedilmiş onlar katl-ü salb ettik zannetmişler, lâkin ölmemiştir. Maamafih kıyametten evvel vefat edecektir. Zira Allah «اِنِّى مُتَوَفِّيكَ» buyurmuştur. Müslümanlar beyninde meşhur olan manâ ve akide de budur. Çünkü bunda hılâfi zahir denecek bir te’vil yok demektir. Bizce bu tefsir ve akidenin hasılı şu demek olur: Kelimetün minallah olan ve ruhulkudüsile müeyyed bulunan Mesih İsanın ruhu daha kabzedilmemiştir. Ruhunun eceli gelmemiştir. Kelime daha Allaha rücu’ etmemiştir. Onun daha Dünyada göreceği işler vardır. Bu bir bakai ruhdur. Fakat Hıristiyanların dediği gibi uhrevî, ebedî bir bakai ruh da değildir, bir bakai berzahîdir. Onun kıyametten evvel, eceli gelecek vefat edecek, kabzolunacaktır. Ahıret de badelmevt bir ba’s bir neş’eti uhrâ olacaktır, ruhı İsa kabzedilmemiş olunca, İsanın Allaha ref’i, yerden kalkması hasebiyledir. Ortadan kalkan Allaha yükselib rücu’ eden odur. Binaenaleyh İsanın haberler de varid olan Semaya ref’ile Kur’anda varid olan Allaha ref’i haysiyyetini birbirine karışdırmamak ıktiza eder. Çünkü Sema’ esmai İlâhiyyeden değildir. Hıristiyanlar Semaya Allah, Allaha Sema diyorlarsa da islâmda caiz değildir, O halde «رَافِعُكَ اِلَىَّ» «رَافِعُكَ اِلَى السَّمَآء» diye tevil olunmamak lâzım gelir. Zira İsanın Allaha ref’ olunan cismi, semaya ref’ olunan da henüz kabzedilmemiş olan ruhudur diyebiliriz. Ve bu Sema Semaı Dünya olan maddî Sema değil ruhanî Semai rabiadır ki leylei mi’raçta Rasulullah İsayı orada, Harunu beşinci, Musayı altıncı, İbrahimi yedinci Semada görmüştü. Şu halde İsanın Semaya ref’i ve kıyametten evvel Semadan nüzul ve rucuunu natık ahbar ve ehadisi, Allaha ref’olunan cismi İsaya sarf etmemelidir. Ruhı İsa böyle bir bakai muvakkatle baki olduğu gibi diğer Enbiya da böyledir. Kabirlerindeki Enbiya haydirler. Netekim Kütübi Fıkhiyede musarrahtır. Her Peygamberin eceli ruhanîsi ümmetinin ecelidir. Eceli ruhanîleri tamam olumuş nice Enbiya vardır ki Kur’anda zikredilmemişlerdir. Yukarıda geçen âyeti ıstıfa’ mucebince «ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ» silsilei ıstıfa’da dahil olan eazımı rüsülün aledderecat Semai ruhanîde bakaları devam etmektedir ki bunlar da âli İbrahimdir, âli İmran da bundandır. Cesedi İsa Allaha ref’edilmiş fakat ruhı İsa da kabzedilmemiş, yani ümmetinin eceli gelmemiş, Beni İsrailin suikasdı ve mekrile Nasraniyet mahvolmamış o mekir içinde yaşamış ve ruhı Musa maiyyetinde yaşamıştır. Bunun için o mahvoldu zannedilen bir avuç etbaı İsa pek cüz’î bir zaman zarfında bu ruhtan müstefid olarak Yehudîlerin fevkinde bir hayata nail olmuş ve nihayet ba’si Muhammedî ile hepsi ruhı Muhammedî maiyyetine geçmiştir. Ba’dema İsa dahi bütün Enbiya ile beraber Hazreti Muhammed maiyyetindedir. Bir gün gelecek ümmeti Muhammedin daraldığı bir devirde Allahın bir kelimei garibesi olan ruhı Îsa zuhur edecek, ruhı Muhammedî maiyyetinde hizmet edecek ve fakat kıyametten evvel vefat eyliyecektir. İşte bu halin yalnız İsaya tahsısan beyanı hüviyeti İsanın mücerred bir kelimei garibe olması, yani ihyayi mevta gibi en ziyade inkâr edilen bir harika mazhariyetinden ibaret bulunmak haysiyyetiledir. Bu mazhariyet Enbiyanın hepsinde ve hele hakikati Muhammediyyede dahi mevcud ise de o aynı zamanda maruftur, hakikati marufedir. Tamam hakikate muntabık olarak harika ile sünneti camidir. İsa, Adem gibi mebdei tekâmül olan bir şaz, Muhammed gayei tekâmül olan bir hakikattir. Bunun için ruhı Muhammedî biiznillâl ihyayi mevta mucizesinde ruhı isayı istihdam eder. İhyayı mevta İsa da mücerred bir harika, Muhammed de bir kanundur. Ruhı Muhammedînin ıstıfasında ruhı İsanın da bir ıttıradı vardır. Her harika ilk mazhariyyete nisbet olunur. Harikai Muhammediyye maiyyetindeki diğer Enbiyadan gelen harika ıttıradlarına munzam olan hususıyyeti kâmilededir. «وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ».
2- Ya İsa, seni eceline vafi bir surette yetireceğim, sana katili taslit etmiyeceğim, kendi kenidne öldüreceğim ve bana ref’edeceğim. 3- Seni kabzedeceğim ve şahsını yerden alıb bana ref’eyliyeceğim.
4- Seni uyutacağım, bana ref’edeceğim.
Bu ikisi Hasenden ve dördüncüsü Rebiden merviydir.
5- Seni vafi bir surette olduğun gibi ruh ve bedeninle alacağım, bana ref’edeceğim.
6- Bazı ulema da temamen zahiri üzere bırakarak seni vefat ettireceğim, ruhunu kabzedeceğim manâsını vermişler ve cenabı Allah İsayı ref’edinceye kadar üç saat ve bir rivayette yedi saat vefat ettirdi diye rivayet eylemişlerdir. Fakat bu rivayet zaif görülmektedir. Rivayeti sahiha kablerrefi’ ve hiyni refi’de ruhunun kabzedilmemiş olmasıdır. Buna da en muvafık olan evvelkidir. Bu rivayetten nihayet şunu anlıyabiliriz ki o esnada birkaç saat kadar Nasraniyyetin temamen sönmüş olduğu fikri hüküm sürmüştür.
وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا ve bu ref’ile o küfreden kâfirlerden tathir edeceğim, artık onlarla alâkan kalmıyacak. Onlar sana bulaşamıyacaklar. وَجَاعِلُ الَّذٖينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذٖينَ كَفَرُوٓا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ ve sana cidden tâbi’ olanları yahud ciddî veya surî, hakikî veya iddiaî keyfe mettefak dinine tâbi’ olanlârı o küfredenlerin kıyamete kadar fevkinde kılacağım. Dini İsaya tabiiyyeti haiz olan cemaat Yehudilere galebe edecek ve kıyamete kadar seyfen veya bürhanen onların fevkında olacaktır.
Buradaki «الَّذٖينَ كَفَرُوٓا» dan murad Hazreti İsaya küfürlerini ihsas edib mekreden ve onların siretine giden Yehudîlerdir. Fakat Yehudî olmak sıfatiyle değil küfür sıfatiyledir «الَّذٖينَ اتَّبَعُوكَ» den murad Havâriyyun ve onlar gibi müslimi muvahhid olarak cidden dini İsaya tabi’ olanlar mıdır? Yoksa böyle olmasa bile şahsına mahabbet ve onun namına hareket ile velev surî olsun tabi’iyetini haiz olanlar da dahil midir? Ya’ni ittibaı mutlak, kemaline mi masruftur? Yoksa ıtlakı üzerine cari midir? Evvelki takdirde bu va’d, alelumum Nasarâya değil cidden Ehli tevhid ve İslâm olan ve bütün Peygamberleri musaddık ve İslâm ve tevhidde Havâriyyun ile müttehid ve müttefık olanlara mahsustur ve bu tefevvuk hakikî ve küllîdir. İkinci takdirde ise bunlarla beraber alel’umum Nasarâya dahi şamildir. Ve tefevvuk izafî ve nisbîdir. Bu babda iki rivayet varsa da maba’dindeki ıhtalâf ve hüküm fıkrası umumî olan ikinci ma’nayı ve tefevvukı izafîyi iş’ar etmektedir. Filvaki o zamandanberi ya hüccet veya hükûmetce veya her ikisile tefevvukı hakikî ittibaı hakikî erbabına mahsus olmakla beraber sureti umumiyyede müslim veya gayrı müslim Nesarâ cemaatleri dahi Yehudîlerin fevkında ve onlara hâkim ve galib olagelmişlerdir. Fakat bu ref’in ve bu va’din ma’nası ne İsanın ulûhiyyete iştiraki ve ne etba’ı İsanın hâkimiyeti İlâhiyeden hurucu, ne de fî maba’d âlemîn içinde Nesarâya faık hiç bir ümmet gelmiyecek ve artık etba’i İsa hiç bir zaman mahkûm ve mes’ul olmıyacak demek olmayıb ancak İsaya mekr-ü küfreden Yehudîlerin bu küfürde devam ettikleri müddetçe hiç bir zaman etba’ı İsanın fevkına çıkamıyacaklarını bu da İsanın zatından değil, bir Resul olan İsaya küfür, Allaha küfr olmasından naşi olduğunu ve binaenaleyh İsaya iman edeceğiz diye Allaha küfredenler Yehudîlere mahkûm olmamakla beraber Dünya ve Ahıret cezai küfürden âzâde kalamıyacaklarını ve yoksa gerek İsa ve gerek etbaı her zaman tahtı hâkimiyyeti ilâhiyyede bulunduğunu velhasıl o mekre karşı İsayı ve etbaı İsayı taltıf eden bu vaidler imanın küfre, tevhidin şirk-ü ıhtilâfa, istikametin mekre, adlin zulme, Allahın mâsivallaha hâkimiyyet ve galebesi demek olduğunu anlatmak üzere buyuruluyor ki ثُمَّ اِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فٖيمَا كُنْتُمْ فٖيهِ تَخْتَلِفُونَ ya İsa bu vaidlerden ve o kâfirlere karşı etbaına bu faikıyyeti verdikten sonra üzerinizde hüküm ve hâkimiyyeti İlâhiyye münkatı’ olamıyacak nihayet merci’niz ben olacağım da etba’ınla senin ıhtılâf eder olduğunuz hususatta aranızda yine hükmedeceğim, bu hükm üzerine 56, 57. فَاَمَّا الَّذٖينَ كَفَرُوا الى وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمٖينَ hayrülmakirîn olan Allah, zalimelri sevmediği içindir ki küfürlerile zulmeden o kâfirlerin mekirlerine karşı onlara bu mekri sana da bu ihyayı takdir etti, onlar da zürriyyeti İbrahime mensub oldukları halde «لَايَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ» istisnasile ahdi İlâhîden mahrum olarak bu mahkûmiyete duçak oldular, senin etbaın da onlara karşı Dünyadaki bu tefevvuku sui isti’mal edib zulmederlerse aynı akıbete mahkûm olurlar.»- İşte etbaı İsaya kıyamete kadar velev izafî olsun bir fevkıyyet va’dedilmiş olması «kelimetün minallah» olan İsanın ruhu o mekir ve refi’ zamanında kabzedilmemiş olduğuna ve binaenaleyh «اِنّٖى مُتَوَفّٖيكَ» hükmünün vakı’de muahhar olduğu halde İsayı en ziyade tatyib edecek olan hâkimiyyet ve vahdaniyeti İlâhiyyenin evvel emirde i’lânı nüktesile takdim edilmiş bulunduğuna delâlet ettiğinden akidei islâmiyyede İsa vefat etmemiştir ve fakat kıyametten evvel vefat edecektir. Demek ki İsanın âhırı hali de budur. Şimdi:
Ya Muhammed: ٥٨ ذٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْاٰيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكٖيمِ
Meali Şerifi