Âl-i İmrân Sûresi 28. Âyet
Medine · Cüz 3 · Sayfa 53
لَّا يَتَّخِذِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلۡكَٰفِرِينَ أَوۡلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَۖ وَمَن يَفۡعَلۡ ذَٰلِكَ فَلَيۡسَ مِنَ ٱللَّهِ فِي شَيۡءٍ إِلَّآ أَن تَتَّقُواْ مِنۡهُمۡ تُقَىٰةࣰۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفۡسَهُۥۗ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلۡمَصِيرُ ٢٨
Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah’dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah’adır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لَايَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرٖينَ اَوْلِيَآءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنٖينَ Mü’minler mü’minleri bırakıb da kâfirleri evliya’ ittihaz etmesin. Mü’minler, hasleti imana hasleti küfrü karıştıracak ve müminlere halen veya istıkbalen zararı dokunacak, menafi’i islâmiyeye mugayır olabilecek bir surette kâfirlerle müvalât eylemesin, mahabbetini, bugzunu hep Allah için yapsın.» -Bunun sebebi nüzulünde dört vecih nakletmişlerdir.
1- Yehudîlerden Haccac ibni Amir, Kehmes ibni Abdülhakık, Kays ibni Zeyd, Ensardan ba’zılarına gizlice gelirler dinlerini bozmak isterlerdi. Rifaatibni münzir ve Abdurrahman ibni Cübeyr ve Saıd ibni Hayseme radıyallahu anhüm bu müslümanlara o Yehudîlerden sakınmalarını tavsıye ettiler, dinlemediler. Bunun üzerine bu âyet nâzil oldu.
2- Müslimanlardan Hatıb ibni ebi beltea gibi bazı zevat Mekke kâfirlerine ızharı meveddet ediyorlardı, Allah tealâ bunu nehiy buyurdu.
3- Reisi Münafıkîn Abdullah ibni Übeyy ve rüfekası Yehudîlerle ve müşriklerle dost bulunuyorlar, onlara havadis veriyorlar, Resulullah aleyhine zafer arzu ediyorlardı, mü’minler bundan nehyedildiler.
4- Ubadetibni Samit Hazretlerinin Yehudîlerden halîfleri vardı, Ahzab günü «ya nebiyyallah ma’ıyyetimde beşyüz Yehudî vardır. Benimle beraber harbe çıkmaları re’yinde bulunuyorum demişdi, âyet bunun hakkında nâzil oldu. İh..
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ فٖى شَىْءٍ Bunu her kim yaparsa Allahdan, Allahın vilâyet ve nusratından hiç bir nasıbi yokdur. اِلَّآ اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةً Ancak onlar tarafından gelmesi melhuz ve tevakkı edilmesi lâzım her hangi bir zarardan korunarak yapdığınız veya korunmak için yapdığınız dostluk müstesna. - Yoksa mü’minler hiç kimseye karşı hüsni müameleden, adl-ü ıhsandan memnu’ değildirler. Hukuka riayet, abidde sebat, ciddiyyet, mürüvvet, merhamet, muktezayı iman olan her nevi’ ahlakı cemîle Mü’minin şiarıdır. Fakat Mü’min her şeyden evvel din-ü imanında samimî olmak lâzım gelir, Allahdan maadaya teslimi nefs etmiyecek olan Mü’minin, kendini her hangi bir saık ile kâfirlerin müvalâtına kaptırması ciddiyyetine münafi olur. Bir kâfir bir mü’mine Dünyaları bahşetse mü’mine ne imanına, ne de ıhvanı dinine cüz’î bir zarar getirecek hiç bir şey kabul ettirememelidir. Bir mü’min de bunu bile bile yapmaz, fakat hüsni niyyetle gaflet edebilir, hüsni zann ile aldanabilir, muhatabına nazaran vukufu, ma’lûmatı Dünyeviyyesi eksik olabilir. Hissetmeksizin fena ahlâka sürüklenebilir. Bunlar ise mü’minlerin, tedricen kâfirlere temessülüne ve nusrati İlâhiyenin inkıta’ına badi olur. «فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ فٖى شَىْءٍ» bunun için sureti umumiyyede mü’minler, kâfirlerle lâubali müvalattan ihtiraz etmelidirler. Meğer ki bütün bu tehlükelerden korunabilecek bir vaz’ıyyette bulunsun ve korunabilsin, veyahud büyük bir zaruret ve tehluke ve ikrah karşısında bulunsun. O zaman kalbinde imanına sahib olarak «takıyye» edebilir.
Rivayet olunuyor ki Müseylimetülkezzab eshabı Resulüllahdan iki kişi tutmuştu, birine «Muhammedin Resulullah olduğuna şehadet edermisin?» diye sordu, o da «Evet, evet, evet!» dedi. Badehu «benim de Resulullah olduğuma şehadet edermisin?» diye sordu, ona da «evet» dedi. Müseylime kendisi Resuli Beni Hanife, Muhammed Resuli Kureyş olduğu iddiasında idi, bunu bıraktı, obirini çağırdı, Muhammedin Resulullah olduğuna şehadet edermisin» diye sordu o da «evet» dedi, «Benim Resulullah olduğuma şehadet edermisin? deyince de «ben dilsizim, ben dilsizim, ben dilsizim» dedi Müseylime de bunu katletti. Bu haber Resulullaha vasıl olunca: «şu maktul sıdk-u yakîni üzere geçdi mübarek olsun, obirine gelince, o da Allahın ruhsatını kabul etti. Binaenaleyh buna da beis yok» buyurdu. Bu ma’na «اِلَّا مَنْ اُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنٌّ بِالْاٖيمَانِ» ayetinde daha sarihtir. Hafiyye vezninde takıyye: Canını veya ırzını veya malını düşman şerrinden muhafaza etmek demektir. Düşmanlık da iki türlüdür. Birisi ıhtilâfı dine binaen adavet ki kâfirin mü’mine adaveti gibi, diğeri de mal-ü meta’, mülk-ü imaret gibi ağrazı Dünyeviyyeden naşi adavettir. Binaenaleyh takıyye dahi bu surette iki kısımdır. Bunların tafsıli ahkâmı Fıkha aittir. Tefsiri alusîde ve Razîde telhıs de edilmiştir. İşte korunmanın böyle muhtelif cihetleri vardır. Ve her halde asıl ıttıka Allah ıttıkasıdır. Allah mü’minlere «اِلَّآ اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةً» ruhsatını vermekle beraber وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصٖيرُ buyuruyor ki mabadindeki iki âyet de bunu izah eder.
Yehudîler «نَحْنُ اَبْنَآءُ اللّٰهِ وَاَحِبّآَؤُهُ = biz Allahın oğulları ve ahibbasıyız» demişlerdi. Müşrikler de Allaha mahabetimizden dolayı bizi Allaha iyice yaklaşdırsınlar diye putlara tapıyoruz, demişlerdi. Necran murahhasları da «biz Allaha mahabbetimizden dolayı Mesihi ma’bud tanıyoruz» demişler, bunlara karşı buyuruluyor ki: ٣١ قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖى يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحٖيمٌ ٣٢ قُلْ اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرٖينَ
Meali Şerifi