AyetSûreler

Ahzâb Sûresi 16. Âyet

Medine · Cüz 21 · Sayfa 420

قُل لَّن يَنفَعَكُمُ ٱلۡفِرَارُ إِن فَرَرۡتُم مِّنَ ٱلۡمَوۡتِ أَوِ ٱلۡقَتۡلِ وَإِذࣰا لَّا تُمَتَّعُونَ إِلَّا قَلِيلࣰا ۝١٦

De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermez. Vereceğini var saydığınız takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 9–20. âyetleri birlikte ele alır.

9. اِذْ جَآءَتْكُمْ جُنُودٌ O vakıt ki size ordular gelmişti - hicretin beşinci senesi gelen Ahzab orduları ki Kureyş ve Ehâbîş ile Kinane ve Tihameden onlara tâbi’ olanlar ve Necidden Gatafan ile onlara tâbi’ olanlar ve Nadîr ve Kureyza Yahûdîler gibi Arabistanın kabaili mühimmesi toplanıp Buharî şerhlerinde nakledildiğine göre yirmi dört bine bâliğ oluyorlardı şöyle ki: Hayberde yerleşmiş olan Beni Nadîr Yehûdîleri islâma karşı geniş bir sui kasd tertibine çalışıyorlardı. Bunların Sellâm ibni Ebilhakık, Huyey ibni Ahtab ve Kinane ibnirrabî’ ibni Ebilhakık gibi ileri gelenler Mekkeye giderek Kureyşi Peygambere karşı harbe da’vet etmişler ve beraber olursak müslimanlığın kökünü kazarız demişlerdi, Kureyş derhal kabul etti, sonra Necidde Kaysi gaylandan Gatafâne vardılar, Hayberin yarı varidatını va’dederek ve Kureyşin beraber olduğunu söyliyerek onları kendilerile beraber olmağa da’vet ettiler, Gatafânın müttefikı olan Beni Esed de aynı iştirake da’vet olunmuştu, Beni Süleym Kureyşe kan rabıtalariyle merbut oldukları için onlar da iltihak etmişti, bu suretle Arabistanın mühim kabîleleri birleşerek üç kolordu teşkil etmişlerdi, birinci kol, Gatafân askerlerinden müteşekkil ve Arab rüesasından Uyeyne ibni Hısnın kumandasında idi, ikinci kol, Beri esedden müteşekkil ve meşhur Tuleyhatelesedînin kumandasında idi, üçüncü kol, Ebû süfyan kumandasında Kureyş ordusu idi, Resuli ekrem sallallahü aleyhi vesellem bunların hazırlanmakta olduklarını haber alınca eshabiyle istişare etti, Selmanı farisî radıyallahü anh Hazretlerinin re’yile handak kazılması emredildi, sonra üç bin kişi ile karşılarına çıktı, sel’ı arkalarına, handakı de düşman ile aralarına alarak kondu, bir aya yakın zaman geçti, ok ve taş atışmaktan başka harb yapamıyorlardı, mevsim kış idi, vaz’ıyyet şiddet peyda etti, derken bir gece Allah tealâ soğuk bir sabâ rüzgârı gönderdi, onları şiddetli üşütüyor, toprakları yüzlerine savuruyor, ateşlerini söndürüyor, çadırlarını söküyordu, hayvanlar birbirlerine karışmıştı, askerin etrafında Melâike tekbir alıyorlardı. Bunun üzerine Tuleyhatül’esedî «amma Muhammed size sihre başladı, haydi çabuk çabuk» demişti. Kureyş ile Yehûdîlerin arası da açılmıştı, artık tutunamadılar, bozulup kaçtılar, işte bu ni’meti ilâhiyye ıhtar olunarak buyuruluyor ki:

Bir çok ordular geldi de فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رٖيحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَا bir üzerlerine bir rüzgâr ve görmediğiniz askerler gönderiverdik - bu suretle onları def’ettik وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرًا ve ne yapıyordunuz Allah görüyor idi - ne zahmetler çekiyordunuz, nasıl handak kazıyordunuz? Resuli ekrem sallallahü aleyhi vesellem handakın hududunu ta’yin etmiş ve her on kişiye kırk arşın olmak üzere müslimîn arasında taksim etmiş idi, kendisi de bir rencber gibi bil’fiil çalışıyordu mevsim kış idi, müslimanlar üç gün gıdâsız kalmışlardı ve bu esnâda Peygamberin ba’zı mu’cizelerini görmüşlerdi. Muhacirîn ve Ensar çalışırken şu beyti terennüm ederlermiş: نحن الذين با يعوا محمدا على الجهاد ما بقينا ابدا Resuli ekrem de hem çalışır, hem Ensar ve muhacirîne duâ ederdi «yarabbi! hayır ancak Âhıret hayrıdır, Ensar ve Muhacirîni mubarek eyle «اَللَّهُمَّ لَا خَيْرَ إِلَّا خَيْرُ الْاٰخِرَةِ فَبَارِكْ فِى الْأَنْصَارِ وَ الْمُهَاجِرَةِ» derdi.

Selman, Huzeyfe, Nu’man ibni Mukrin, Amr ibni Avf ve ensardan altı zat çalışırlarken bir kaya çıkmış, kıramamışlar, külüngü kırmıştı, Resulullaha bildirdiler, oraya indi, Selman beraberinde idi, Resulullah külüngü aldı, kayaya vurdu, bir darbede çatlattı ve ondan bir şimşek çakmış Medîne sahasını aydınlatmıştı, Resulullah tekbir aldı, müslimanlar da aldılar, sonra ikinci, sonra üçüncü, kaya parçalanmıştı, Selman gördüğü şimşeği Resulullaha sordu, Resulullah birincisi, Hîreyi ve Kisranın köşklerini gösterdi ve Cibrîl bana haber verdi ki ümmetim onları alacak, ikincisi Şam ve Rumun kırmızı köşklerini gösterdi ve haber verdi ki ümmetim onları alacak, üçüncüsü de Yemende San’a köşklerini gösterdi ve haber verdi ki ümmetim onları alacak müjde! buyurdu, bunun üzerine mü’minler sevindiler, münafıklar da şaşmaz mısınız? Size ne boş va’dde bulunuyor, yerinizden çıkamazken Yesribden ta Hıreyi ve Kisranın Medainini gördüğünü ve onların size fetholunacağını söylüyor diyorlardı. 10. اِذْ جَآؤُكُمْ مِنْ فَوْقِكُمْ وَمِنْ اَسْفَلَ مِنْكُمْ O vakıt size üstünüzden ve aşağı tarafınızdan gelmişlerdi - Gatafan ve tevabii vadînin yukarısından, Şark tarafından gelmişler. «Uhud» ünyanına konmuşlardı, Kureyş de Ehabîşi Tihame ve Kinaneden tevabiiyle on bin kişi kadar olarak vadînin aşağısından Magrib tarafından gelmiş, Cürüf ile zügabe beyninde Rûmeden seyllerin toplandığı yere konmuşlardı, وَاِذْ زَاغَتِ الْاَبْصَارُ ve o vakıt ki gözler kaymış - hayret ve heyecandan doğru bakamıyor, وَبَلَغَتِ الْقُلُوبُ الْحَنَاجِرَ ve yürekler gırtlaklara dayanmıştı - dehşetli korku ve halecandan nefesler tıkanacaktı, müşrikler bütün reislerin kumandası altında toplanarak umumî bir taarruza karar vermişlerdi bunun için handakın en dar noktası taarruza hedef ittihaz edilmişti. Arabların Dırar ibni Hattab, Hübeyre ibni Ebi vehb, Nevfel ibni Abdillah, Amr ibni Abdivedd gibi meşhur cengâverleri atalarını sürerek handakı geçmişlerdi, bunların her biri bin adama mukabil sayılıyordu, Amr ibni Abdivedd «Bedr» de yaralanmış ve intikamını almadıkça saçlarına koku sürmemeye yemin etmişti. «Uhud» e gelmiş, bu kerre Handaka bayraklı olarak gelmişti, bu sıralarda doksan yaşlarında olmasına rağmen Handakı ilk geçen o olmuştu, Handak ile dağın arasında adamlariyle beraber o dar yerden atlamış, çorak yerde atları cevelâna başlamıştı. Bir kaç nefer müsliman ile Hazreti Ali de bunlara karşı sınırı tuttu, Amir bayraklı idi, Hazreti Ali ona «ya Amr! Senin bir âdetin vardır: Kureyşten birisi sana iki teklifte bulunsa mutlaka birini tutarsın değil mi?» Dedi, evet, dedi.

Ali - O halde ben seni Allah ve islâma da’vet ediyorum. Amr - Ona ihtiyacım yok.

Ali - Öyle ise inişip döğüşmene da’vet ediyorum.

Amr - Vallahi ben seni öldürmek istemem, diye istihza etti.

Ali - Ve lâkin ben seni öldürmeyi arzu ediyorum, dedi.

Bunun üzerine Amr, kızıp atından indi, bir kılıç darbesiyle atının ağını kesti, Hazreti Aliye saldırdı, Amrin darbesi Alinin kalkanını parçalayıp alnını kanatmıştı, Hazreti Ali mukabil bir darbe ile Amri omuzundan biçmiş, Allahü ekber diye bağırmıştı, derhal etraftan yükselen tekbir sesleri ortalığı çınlattı, Amr ile beraber bir iki kişi vurulmuştu, birini Hazreti Ali öldürmüş, birine de bir ok isabet etmiş, süvarîler bozulup çekilmişlerdi, bu gün Ahzab muharebesinin en dehşetli günü olmuştu, bütün gün muharebe şiddetle gitmiş, düşman, müslimanlar üzerine ok ve taş yağdırmakta devam etmiş idi, harb üzerinden bir lâhza ayrılmağa fırsat bulamadığı için Resulullah bu gün dört vakıt namazı edaya imkân bulamamıştı, işte o gün gözler istiğraktan kaymış, yürekler boğazlara dayanıp nefesler tıkanmıştı. وَتَظُنُّونَ بِاللّٰهِ الظُّنُونَا ve Allaha türlü türlü zanlerde bulunuyordunuz - muhtelif zanler: kalbleri sâbit olan hâlıs mü’minler: Allahın dinini ı’lâ hakkındaki va’dini yerine getireceğine kani’ olmakla beraber bu kerre o va’di incaz mı edecek? Yoksa kendilerini imtihan mı edecek? diye düşünüyorlar da kusur edip kaymaktan ve gereği gibi tehammül edememekten korkuyorlar, zaıyf kalbliler ve Münafıklar da «وَاِذْ يَقُولُ» diye hikâye olunacağı vechile süi zande bulunuyorlardı 11. هُنَالِكَ işte bu demde veya bu noktada ابْتُلِىَ الْمُؤْمِنُونَ mü’minler imtihana çekilmiş - muhlîs ile Münafık, sâbit ile mütezelzil seçilmiş وَزُلْزِلُوا زِلْزَالًا شَدٖيدًا ve şiddetli bir surette sarsılmışlardı. 12. وَاِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذٖينَ فٖى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ ve o vakıt ki Münafıklar ve kalblerinde bir maraz bulunanlar, ya’ni ı’tikadları zaıyf olanlar şöyle diyorlardı مَا وَعَدَنَا اللّٰهُ وَرَسُولُهُٓ اِلَّا غُرُورًا Allah ve Resulü bize bir gururdan, bir aldanmadan başka bir va’dde bulunmamış -bunu muattib ibni Kuşeyr söylemiş: bizim birimiz korkudan kazai hacete çıkamazken Muhammed tutmuş da bize kisrânın ve Kaysarın hazînelerini fethedeceğimizi va’dediyor, bu sırf aldama va’di: bir va’di gururdur demiş, akranları da tasdık etmişlerdi 13. وَاِذْ قَالَتْ طَآئِفَةٌ مِنْهُمْ – Bu taife de Evs ibni Kayzî ve etbaı imiş يَآ اَهْلَ يَثْرِبَ ey Yesrib ehalisi -

YESRİB, Medinei Münevverenin eski ismidir, esasen bulunduğu buk’anın ismi olduğu da söyleniyor.

Resuli ekrem sallâllahü aleyhivesellem onun bu ism ile yâd edilmesini mekruh görüp nehyeylemiş, o Taybe veya Tabedir buyurmuştu. O halde sanki Peygambere bir muhalefet olmak için bu adı söylemiş oluyorlar لَامُقَامَ لَكُمْ sizin için ikamet edecek, duracak yer yok ya’ni asker durduracak bir karagâh veya tutunacak bir yer yok فَارْجِعُوا onun için dönün - bu ta’birde bir kaç ma’nâ ihtimali vardır: geri ric’at edin, Medineye evlerinize dönün, yâhud Muhammedin dininden eski müşrikliğinize dönün, yâhud ona olan biy’atinizden dönün de onu düşmanlara teslim edin, yâhud Yesribde size duracak yer kalmadı, dönün kâfir olun ki orada durabilesiniz demek olabilir.

وَيَسْتَاْذِنُ فَرٖيقٌ مِنْهُمُ النَّبِىَّ Onlardan bir fırka da Peygambere istiyzan ediyorlar - bunlar, Beni harise imiş يَقُولُونَ اِنَّ بُيُوتَنَا عَوْرَةٌ evlerimiz avret diyorlardı. Avret: esasen eksik ve gedik demek olup burada sağlam değil açık ve muhafazasız demektir. وَمَا هِىَ بِعَوْرَةٍ halbuki o evler açık değildi - mahfuz idi. Haricen düşmanın o taraftan girmesine ihtimal yoktu, dahilen de şehrin âsâyiş ve inzıbatına bakılıyordu, maamafih açık olsa idi varıp da onları muhafaza mı edeceklerdi? Hayır اِنْ يُرٖيدُونَ اِلَّا فِرَارًا sırf kaçmak istiyorlardı - yoksa 14. وَلَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِنْ اَقْطَارِهَا o evlerin etrafından üzerlerine doğru girilse de - onlar içlerinde iken üzerlerine doğru varılsa o açık dedikleri evleri müdafaa mı edecekler, hattâ sâde bu kadar değil, girilse de ثُمَّ سُئِلُوا الْفِتْنَةَ sonra kendilerinden fitne istenilse - küfre dönmek veya düşmanın emrine teslim olmak teklif olunsa لَٰاتَوْهَا mutlaka onu, o fitneyi yaparlar - hiç çarpışmazlardı وَمَا تَلَبَّثُوا بِهَآ اِلَّا يَسٖيرًا ve onda tevakkuf etmezlerdi meğer ki biraz - ya’ni o fitneyi yapmakta tevakkuf etmezler, ancak suâl cevab konuşuluncaya kadar biraz dururlardı. Daha doğrusu o küfrü yaptıkları takdirde o evlerde veya şehirde pek az durabilirlerdi, mahvedilirlerdi, çünkü 15. وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ şanım hakkı için bundan evvel Allaha ahid vermişlerdi لَايُوَلُّونَ الْاَدْبَارَ hiç arkalarını dönmiyeceklerdi - Benî harise «Uhud» vak’asında yılgınlık ettikleri zaman tevbe edip bir daha böyle yapmıyacaklarına yemin ederek Resulullaha söz vermişlerdi وَكَانَ عَهْدُ اللّٰهِ مَسْؤُلًا Allahın ahdi ise mes’uliyyetlidir - sorulur cezası verilir, irtidad edenlerin de akıbeti mutlaka budur. ٢١ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖى رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثٖيرًا Meali Şerifi