AyetSûreler

Zuhruf Sûresi 69. Âyet

Mekke · Cüz 25 · Sayfa 494

ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُواْ مُسۡلِمِينَ ۝٦٩

Allah, takva sahiplerine şöyle nida eder: "Ey âyetlerimize imân edip müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 68–89. âyetleri birlikte ele alır.

68. يَا عِبَادِ – Allah için sevişen o müstesnâ müttekılere o günkü hıtabı ilâhîyi hikâyedir ki bu hatabenin letafetine doyulmaz, Allah tealâ bizleri de bu kullarından eyliye 70. تُحْبَرُونَ – bunda üç ma’nâ gösterirler: 1) habârı, ya’ni eseri yüzlerinizde zâhir olacak surette sevindirilip neş’elendirileceksiniz. 2) hüsni hey’et ma’nâsına hıbrden, süslenip ziynetleneceksiniz. 3) Vasfı cemîlde mübaleğa ma’nâsına habrden, son derece ikram olunacaksınız 71. يُطَافُ عَلَيْهِمْ – Cennete girdikten sonraki neş’elerinden bir nebzeyi hikâyedir. Onun için girdiklerinde kendileri müşahede halinde bulunacaklarından burası «عَلَيْكُمْ» diye kendilerine hıtab edilmeyip «عَلَيْهِمْ» diye gıyab ile Dünyadakilere hikâye edilmektedir. Ya’ni o emr üzerine girecekler, girdiklerinde etraflarında tavaf olunacak Cennet hizmetçileri tarafından üzerlerine dönüp dolaşacak. بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ Altın safhalar: tepsiler, tabaklar - Ebûhayyan nakleder ki Kisaî şöyle demiştir: kas’aların en büyüğü cefnedir, sonra kas’a gelir’ on kişiye yetişir, sonra sahfe, beş kişilik, sonra mekîle iki üç kişilik وَاَكْوَابٍ ve küplerle - küp dilimizdeki ma’nâsından farklıdır, kulpu ve emziği olmıyan ibrık diye ta’rif edildiğine göre surahi ve desti demek olur. وَفٖيهَا hem onda - o Cennette مَاتَشْتَهٖيهِ الْاَنْفُسُ nefislerin hoşlanacağı وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُ ve gözlerin lezzetleneceği her şey var وَاَنْتُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ ve siz orada ebedî kalacaksınız - görülüyor ki arada gıyaba bir iltifat yapıldıktan sonra yine hıtaba geçilmiştir. 72. وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتٖىٓ ve işte bu o Cennettir ki اُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ siz buna yaptığınız ameller sebebiyle vâris kılındınız - işte Allah için sevişip korunan müttekılere böyle denecek. Netekim Sûrei «A’raf» ta da «وَنُودُوٓا اَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ اُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ» buyurulmuştu, miras ta’bîri için oraya bak. 73. لَكُمْ فٖيهَا فَاكِهَةٌ كَثٖيرَةٌ sizin için orada çok meyveler, yemişler var - amellerin semeresi olarak Allah tealânın fadlile kat kat fazlalaştırılmış olan leziz meyveler مِنْهَا تَاْكُلُونَ onlardan yiyeceksiniz - fâkihe, açlık için değil, zevk ve lezzet için yendiği cihetle Cennette yalnız fâkihe yeneceği anlatılmıştır.

74. اِنَّ الْمُجْرِمٖينَ – bununla da mücrimlerin hali hikâye olunuyor ki mücrimlerden murad iyman ve islâmı olmıyanlardır. 77. يَا مَالِكُ – Mâlik Cehennem muhafızının ismidir. لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ Rabbın aleyhimizde kaza buyuruverirsin ya’ni işimizi bitiriverirsin diye bağırışmaktadırlar ki öldürüversin de bizi bu azabdan kurtarıversin demektir. Buna karşı قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ buyurmuştur ki her halde siz duracaksınız - kalacaksınız, size ölümle ve sâire ile halâs yok. İbni Abbastan merviydir ki bu cevab da bin sene sonra verilir, ba’zılarından yüz, İbni Ömer Hazretlerinden de kırk diye rivayet olunmuştur ki üçü de kesretten kinaye olsa gerektir. 78. لَقَدْ جِئْنَاكُمْ بِالْحَقِّ celâlim hakkı için biz size hakkı gönderdik وَلٰكِنَّ اَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ velâkin ekseriniz hakkı hoşlanmıyanlarsınız - Evvelki «الحق» ahd için, ya’ni Peygamberle gönderilen dîni hakk, tevhid ve Kur’an, ikincisi cins içindir. Ekseriyyetin hoşlanmadığı alel’ıtlak cinsi haktır. Gönderilen ma’hud hakka nazaran hepsi de kârihtir. 79. اَمْ اَبْرَمُوٓا اَمْرًا – Bu âyet mücrimlerin Âhıretteki hallerini hikâyeden Kureyş mücrimlerinin Dünyadaki hallerine intikaldir. Mukatilden nakledildiğine göre bu âyet Mekke müşriklerinin Dârünnedvede Resulullaha bir sûi kasd tertibi kararlaştırmaları sebebiyle nâzil olmuştur.

İBRAM, bir ipi katlayıp sağlam bükmektir. Bundan her ne suretle olursa olsun bir şeyi muhkemleştirmek

ma’nâsına da kullanılır. Mübrem, muhkem demektir. Ya’ni o cidalcı hasım kavım yalnız hakkı hoşlanmamakla kalmayıp sağlam bir iş yaptılar, işi mübremleştirdiler, sağlamlaştırdılar mı? Peygambere karşı bir tuzak kurmağa karar mı verdiler فَاِنَّا مُبْرِمُونَ fakat işin sağlamını, mübremini biz yaparız - onlarınki hiç kalır 80. اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ yoksa biz onların sirlerini ve fısıltılarını işitmeyiz mi sanıyorlar? بَلٰى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ Hayır hem onların yanlarında bizim Resullerimiz vardır yazarlar. - Hafaza Melâikesi, kiramen kâtibîn. Burada Sûrenin hâtimesi olmak üzere makasıdını hulâsa etmek üzere buyuruluyor ki: 81. قُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ الخ 88. وَقٖيلِهٖ يَا رَبِّ – bu «vav» ın atfolması da muhtemil ise de kasem için olması daha selîstir. Zamîr, Resulullaha raci’dir. Böyle hıtab esnasında gaib zamiri Peygamberin şanına bir ta’zîm ifade eder. Ya’ni Peygamberin ya rab! ya rab! diye duâ etmesî hakkı için söylerim ki اِنَّ هٰٓؤُلَآءِ şunlar - şu mekre kalkışan müşrikler قَوْمٌ لَايُؤْمِنُونَ iymana gelmez kimselerdir. 89. فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ Şimdi bu sûrei «zuhruf» un hatimesi olan işbu «فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ» inzarını bir nevi’ beyan siyakında sûrei «Duhan» başlıyor.