AyetSûreler

Zuhruf Sûresi 67. Âyet

Mekke · Cüz 25 · Sayfa 494

ٱلۡأَخِلَّآءُ يَوۡمَئِذِۭ بَعۡضُهُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوٌّ إِلَّا ٱلۡمُتَّقِينَ ۝٦٧

O gün Allah’tan korkanlar hariç dost olanlar birbirlerine düşmandırlar

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 57–67. âyetleri birlikte ele alır.

57. وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا İbni Meryem bir mesel olarak ortaya atılınca - ya’ni «وَسْئَلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اٰلِهَةً يُعْبَدُونَ» buyurulmasına karşı Nesâranın Isâya ilâh ve ibnullah dedikleri bir i’tiraz misali olarak ileri sürüldüğü zaman اِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ birdenbire kavmın, ya’ni Kureyş ondan keyiflenerek hahh, hahh diye haykırışıyorlardı 58. وَقَالُوٓا ءَاٰلِهَتُنَا خَيْرٌ اَمْ هُوَ ya, bizim ilâhlarımız mı daha hayırlı yoksa o mu? dediler - Bunlar sûrenin başında geçtiği üzere Melâikeye Allahın kızları diyorlar ve onları ma’bud ittihaz edip namlarına putlar dikerek ıbadet ediyorlardı. Şimdi Hıristiyanların Isâya ilâh dedikleri mevzuı bahs olunca keyiflenerek bir velvele ile diyorlar ki bizim ilâh deyip ıbadet ettiğimiz Melâkiler Meryemin oğlundan daha hayırlı değil mi, o ilâh oluyor da bizimkiler neye olmasın مَا ضَرَبُوهُ لَكَ اِلَّا جَدَلًا onu sana sırf bir cedel olarak iyrad ediyorlar - o ı’tirazın hakk olduğuna kani olup ta bir hakkı ızhar eylemek için münazara değil gûya seni ilzam edeceklermiş gibi mücerred cedel için onu ileri sürüyorlardı بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ doğrusu onlar çok husumetçi adamlar - husumette şedid, çekişmeğe harîs, niza’da mahir kimseler, onların ı’tirazlarını ve hallarını böyle hikâye ettikten sonra hakıkatin beyaniyle mes’elenin halli ve cevabın tahkıkı için buyuruluyor ki 59. اِنْ هُوَ o, Meryemin oğlu Isâ hakıkatte başka bir şey değildir, ne ilâhtır, ne de Allahın oğludur اِلَّا عَبْدٌ ancak bir abid, halîs bir kuldur اَنْعَمْنَا عَلَيْهِ ki biz ona in’am etmişizdir - nübüvvet ve risalet vermişiz وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِبَنٖٓى اِسْرَآئٖيلَ ve onu Benî İsraîl için bir mesel kılmışızdır - Benî İsraîl için imtisal nümunesi olmak üzere acîb bir âyet bir kudret delîli ki dillerinde dasitan olmuştur. Yoksa dedikleri gibi ilâh ve ibnullah değil. 60. وَلَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَا مِنْكُمْ مَلٰٓئِكَةً dilersek elbet sizlerden de Melâike yapardık - Isâyı Benî İsraîl için mesel olarak yaratıp Meryemden doğurttuğumuz gibi sizlerden de Melekler doğurtarak o sizin Allahın kızları ilâhlarımız dediğiniz Melâike evlâdınız olur فِى الْاَرْضِ يَخْلُفُونَ Arzda size halef olurlar. Yâhud hılâfet yaparlardı 61. وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ muhakkak ki o saat için bir ılimdir de - saatin geleceğini ölülerin dirilip kıyam edeceğini bildiren bir delîl ve alâmettir. Çünkü Isâ gerek zuhuru ve gerek emvati ıhya mu’cizesi ve gerek emvatı kıyamını haber vermesi ı’tibariyle Kıyametin vakı’ olacağına bir delîl olduğu gibi hadîste vârid olduğuna göre nüzulü de eşratı saattendir. فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا onun için sakın onda, ya’ni saatte şekketmeyin وَاتَّبِعُونِ de bana tâbi’ olun - ya’ni benim hidayetime, şerîatime göre sâde bana ıbadet ve ubudiyyet edin, başka ma’budlar peşinde gitmeyin هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقٖيمٌ işte bu biricik doğru yoldur. - Ki onu tutan dalâle düşmez 62. وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ ve sakın sizi Şeytan çelmesin - bu doğru yoldan o hak tâbiıyyetinden saptırmasın اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌ çünkü o size açık bir düşmandır. - Kendi gizli olsa da düşmanlığı açıktır, zira sizi Cennetten çıkardı belâlara soktu. Şimdi asıl mevzuı bahsolan Isânın ülûhiyyeti mes’elesinin açık halline gelelim. Isâ hiç bir zaman öyle bir da’vada bulunmamış olduğunu göstermek için buyuruluyor ki 63. وَلَمَّا جَآءَ عٖيسٰى بِالْبَيِّنَاتِ vaktâ ki Isâ o beyyinelerle, açık mu’cizelerle geldi قَالَ şöyle dedi قَدْ جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ ben size hikmet ile, ya’ni nübüvvet ve kitab ile geldim وَلُِابَيِّنَ لَكُمْ بَعْضَ الَّذٖى تَخْتَلِفُونَ فٖيهِ hem de hakkında ıhtilâf edip durduğunuz şeylerin ba’zısını beyan edeyim diye geldim فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُونِ onun için Allahdan korkun ve bana itaat edin - tebligatımı dinleyin, tutun şöyle ki: 64. اِنَّ اللّٰهَ هُوَ رَبّٖى وَرَبُّكُمْ haberiniz olsun Allah benim rabbım sizin de rabbınız ancak odur فَاعْبُدُوهُ onun için hep ona ıbadet edin - ancak onu ma’bud tanıyın هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقٖيمٌ işte bu biricik doğru yoldur. - İşte Isa böyle dedi, onun bütün tebligatının hulâsası budur. (Sûrei «بقره» ye ve Sûrei «مريم» e de bak) 65. فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْ sonra hızibler: her biri bir maksadla toplanan fırkalar kendi aralarında ıhtilâf çıkardılar - Yehudîler başka söylediler, Nasâra da muhtelif fırkalara ayrıldılar, ilâh ibnullah lâflarını da onlar çıkardılar فَوَيْلٌ لِلَّذٖينَ ظَلَمُوا artık vay o zulmedenlere - gerek ifrat ve gerek tefrit suretile haksızlık eden hıziblere مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ اَلٖيمٍ elîm bir günün azâbından - ki Kıyamet günüdür. 66. هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّاالسَّاعَةَ hepsi başka değil, yalnız saate bakıyorlar. - Gerek o hıziblerden gerek Kureyişten bütün o zalimler hep o azâb saatinin gelmesine bakıyorlar. اَنْ تَاْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَايَشْعُرُونَ kı farkında değillerken ansızın kendilerini bastırıverecek. 67. اَلْاَخِلَّآءُ الخ ٦٨ يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَآ اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ ٦٩ اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِمٖينَ ٧ اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ ٧١ يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍ وَفٖيهَا مَاتَشْتَهٖيهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُ وَاَنْتُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ ٧٢ وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتٖىٓ اُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٧٣ لَكُمْ فٖيهَا فَاكِهَةٌ كَثٖيرَةٌ مِنْهَا تَاْكُلُونَ ٧٤ اِنَّ الْمُجْرِمٖينَ فٖى عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ ٧٥ لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فٖيهِ مُبْلِسُونَ ٧٦ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُوا هُمُ الظَّالِمٖينَ ٧٧ وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ ٧٨ لَقَدْ جِئْنَاكُمْ بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ ٧٩ اَمْ اَبْرَمُوٓا اَمْرًا فَاِنَّا مُبْرِمُونَ ٨ اَمْ يَحْسَبُونَ اَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوٰيهُمْ بَلٰى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ ٨١ قُلْ اِنْ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ وَلَدٌ فَاَنَا اَوَّلُ الْعَابِدٖينَ ٨٢ سُبْحَانَ رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ٨٣ فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذٖى يُوعَدُونَ ٨٤ وَهُوَ الَّذٖى فِى السَّمَآءِ اِلٰهٌ وَفِى الْاَرْضِ اِلٰهٌ وَهُوَ الْحَكٖيمُ الْعَلٖيمُ ٨٥ وَتَبَارَكَ الَّذٖى لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٨٦ وَلَا يَمْلِكُ الَّذٖينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٨٧ وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٨٨ وَقٖيلِهٖ يَا رَبِّ اِنَّ هٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ لَايُؤْمِنُونَ ٨٩ فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ Meali Şerifi