AyetSûreler

Zuhruf Sûresi 25. Âyet

Mekke · Cüz 25 · Sayfa 491

فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ۝٢٥

Biz de onlardan intikam aldık. Bak peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl oldu

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 25–35. âyetleri birlikte ele alır.

28. وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فٖى عَقِبِهٖ Ve bu tevhid kelimesini İbrahim akabınde, ya’ni zürriyyetinde bir kelimei bâkıye kıldı - «وَوَصّٰى بِهَآ اِبْرٰهٖيمُ بَنٖيهِ وَيَعْقُوبُ» sûrei «Bakare» ye bak. Yâhud Allah onu onun zürriyyetinde ibka buyurdu. Onun için onun zürriyyetinde Allahı tevhid eden hiç eksik olmadı. لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ki rücu’ edeler - dalâle şirke düşenler muvahhidlerin ıhtarı ile o kelimeye dönsünler 29. بَلْ fakat rücu’ etmediler هٰٓؤُلَآءِ şunlar, Resulullaha muasır olanlar, ezcümle Kureyş 31. وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظٖيمٍ nolurdu bu Kur’an karyeteynden büyük bir adama indirilse idi? dediler -

KARYETEYN, Mekke ile Taif, demek ki Kur’anın güzelliğini hissediyorlar da onu Peygambere

yakıştıramıyorlar, zavallılar büyüklüğü Dünya malı, Dünya cahı ile sanıyorlar Mekkede Velîd ibni Mugîre, Taifte Urvetibni Mes’udissekafî gibi Dünyaca zengin gördükleri kimseleri Peygamberden büyük addediyorlar da Kur’anı da onlara lâyık görüyorlar, Allah tealâ da redd-ü tevbıh ile buyuruluyor ki 32. اَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ الخ 33. وَلَوْلَآ اَنْ يَكُونَ النَّاسُ اُمَّةً وَاحِدَةً bütün insanlar bir ümmet oluverecek olmasa idi - ya’ni insanları hep kâfir edecek derecede küfre teşvık eylemek lâzım gelmese idi لَجَعَلْنَا لِمَنْ يَكْفُرُ بِالرَّحْمٰنِ Rahmana küfreden kimseler için her halde yapardık لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِنْ فِضَّةٍ evlerine gümüşten tavanlar وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ ve üzerlerine çıkacakları mi’raclar: asansörler 34. وَلِبُيُوتِهِمْ اَبْوَابًا ve odalarına kapılar - hep gümüşten yâhud altından وَسُرُرًا ve serirler - kanape, koltuk, sandalye عَلَيْهَا يَتَّكِؤُنَ ki üzerlerine kurulurlar 35. وَزُخْرُفًا hem de zuhruf - ya’ni altın yaldızlı, nakışlar, ziynetler yapardık وَاِنْ كُلُّ ذٰلِكَ bunlar ise hakıkatte hiç bir şey değil لَمَّا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ancak Dünya hayatın aldatıcı metaıdır korunup fezail ile mütehalli olanlarındır. Büyük, işte korunub da o Âhıreti kazanandır. ٣٦ وَمَنْ يَعْشُ عَنْ ذِكْرِ الرَّحْمٰنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرٖينٌ ٣٧ وَاِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبٖيلِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ ٣٨ حَتّٰىٓ اِذَا جَآءَنَا قَالَ يَالَيْتَ بَيْنٖى وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرٖينُ ٣٩ وَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْيَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِى الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٤ اَفَاَنْتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ اَوْ تَهْدِى الْعُمْىَ وَمَنْ كَانَ فٖى ضَلَالٍ مُبٖينٍ ٤١ فَاِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَاِنَّا مِنْهُمْ مُنْتَقِمُونَ ٤٢ اَوْ نُرِيَنَّكَ الَّذٖى وَعَدْنَاهُمْ فَاِنَّا عَلَيْهِمْ مُقْتَدِرُونَ ٤٣ فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذٖٓى اُوحِىَ اِلَيْكَ اِنَّكَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ ٤٤ وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْئَلُونَ ٤٥ وَسْئَلْ مَنْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا اَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِ اٰلِهَةً يُعْبَدُونَ

Meali Şerifi