AyetSûreler

Yûsuf Sûresi 24. Âyet

Mekke · Cüz 12 · Sayfa 238

وَلَقَدۡ هَمَّتۡ بِهِۦۖ وَهَمَّ بِهَا لَوۡلَآ أَن رَّءَا بُرۡهَٰنَ رَبِّهِۦۚ كَذَٰلِكَ لِنَصۡرِفَ عَنۡهُ ٱلسُّوٓءَ وَٱلۡفَحۡشَآءَۚ إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُخۡلَصِينَ ۝٢٤

O hanım, ona gerçekten niyeti bozmuştu. Eğer Rabbinin burhanını görmese idi. Yusuf da ona özenip gitmişti. Aslında ondan fuhşu ve fenalığı uzak tutalım diye böyle olmuştu. Çünkü o bizim ihlasa erdirilmiş kullarımızdan biriydi

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهٖ Hanım ona cidden kasdetmişti - maksadı Yusüfün derecesi ıffet ve emanetini bir tecribeden ıbaret değildi. Ona temamen gönlünü vermiş, bütün himmetile visaline azmetmişti

وَهَمَّ بِهَا لَوْلَآ اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّهٖ o da ona kasdetmiş gitmişti amma rabbının bürhanını görmese idi - ya’ni Yusüf, kasdetmedi, hanımın hemm-ü kasdına muvafakat eylemedi amma bu onun erkeklik hiss ve kuvvetinin eksikliği gibi tabiatinde bir noksanından dolayı zannedilmemelidir. Öyle olsa idi ıffeti Yusüfün büyük bir ma’nâsı olmazdı. Bu başka bir sebebden değil, mahzâ bir kemalden neş’et ediyordu. Vaz’ıyyet öyle bir vaz’ıyyet idi ki ahkâmi tabi’iyyenin zuhuru için haricî dahilî bütün sevaık ve devâ’ı tamam idi. Ancak Allah saygısından başka hiç bir mani’ yoktu. Eğer fi’li halâl olsa idi o da azmetmiş gitmişti. Fakat Yusüfün ısmet ve nezaheti o kadar yüksek idi ki öyle bir anda bile rabbının burhanını görüyordu, haramın çirkinliğini bütün hakıkatile aynel’yakîn müşahade ediyordu.

كَذٰلِكَ Ona öyle - ya’ni bervechi meşru bürhanı gösteriyorduk ki لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوٓءَ ondan her fenalığı - ve bâhusus iyiliğe karşı hıyâneti وَالْفَحْشَآءَ ve fuhşu def’edelim diye اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصٖينَ zira o bizim hakıkaten muhlas kullarımızdandır. - İsmi mef’ul sığası üzere «lâm» ın fethile muhlâs, sırf Allaha itaat için seçilmiş lekesiz demektir. «Lâm» ın kesrile muhlıs da dini yalnız Allaha tahsıs eden ıhlâslı demektir ki burada her iki kıraet de vardır. ٢٥ وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَمٖيصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِ قَالَتْ مَا جَزَآءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُوٓءًا اِلَّآ اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ ٢٦ قَالَ هِىَ رَاوَدَتْنٖى عَنْ نَفْسٖى وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَا اِنْ كَانَ قَمٖيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِبٖينَ ٢٧ وَاِنْ كَانَ قَمٖيصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِقٖينَ ٢٨ فَلَمَّا رَاٰ قَمٖيصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظٖيمٌ ٢٩ يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِرٖى لِذَنْبِكِ اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِئٖينَ

Meali Şerifi