Yûsuf Sûresi 101. Âyet
Mekke · Cüz 13 · Sayfa 247
۞رَبِّ قَدۡ ءَاتَيۡتَنِي مِنَ ٱلۡمُلۡكِ وَعَلَّمۡتَنِي مِن تَأۡوِيلِ ٱلۡأَحَادِيثِۚ فَاطِرَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ أَنتَ وَلِيِّۦ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِۖ تَوَفَّنِي مُسۡلِمࣰا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّـٰلِحِينَ ١٠١
Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!" {*} Hasılı, ne zamanki, Yusuf’a vardılar, yani Yusuf’un daha önce kardeşlerine tenbih edip istediği gibi, başta babaları olmak üzere bütün aile bireyleri topluca Mısır’a gelip Yusuf’un yanına vardılar. Rivayet olunur ki, Yusuf ve Melik, yanlarında dört bin asker, birtakım devlet adamları ve Mısır halkından çok sayıda insan, gelen kafileyi karşılamaya çıkmışlardı. Yakub Aleyhisselam, oğlu Yahuda’ya dayanarak yürüyordu, karşıdan gelen kafileye ve atlılara bakıp, "Ey Yahuda, şu karşıdaki adam Mısır’ın Firavun’u mu?" diye sordu. O da "Hayır, Firavun değil, oğlun" dedi. Yaklaştıkları zaman Yusuf’dan önce Yakup selam verdi ve "Selam sana ey hüzünleri gideren" dedi{*}ilh
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَنٖى مِنَ الْمُلْكِ Yarab sen bana Mülkten bir nâsib verdin وَعَلَّمْتَنٖى مِنْ تَاْوٖيلِ الْاَحَادٖيثِ ehadîsin mealini bilmek ılminden de bir hıssa ta’lim eyledin - binaenaleyh en büyük Dünya devletinin ne olduğunu tattım ve sonu nereye varacağını anladım. Ya’ni anladım ki bütün Dünya hadisatı te’vil ve ta’biri sonunda tehakkuk edecek bir ru’ya gibidir. Ve ta’lim ettiğin ılimden hıssam nisbetinde o ru’yanın da ta’bir ve te’vili ma’lûmum olduğundan bunun ilerisinde bir Âhıret geleceğini öğrenmiş bulunuyorum فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ ey Semavat ve Arzı yaratan rabbım اَنْتَ وَلِيّٖ فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ Dünyada ve Âhırette sensin benim velim-maliki emrim, veliyyi ni’metim, efendim, onun için Dünyada تَوَفَّنٖى مُسْلِمًا beni müslim olarak vefat ettirr uhumu öyle kabzet وَاَلْحِقْنٖى بِالصَّالِحٖينَ ve salihîne ilhak eyle - Âhıret atalarım gibi salihler zümresinde haşreyle - zira ni’met ancak bununla tamam olacaktır.
Deniliyor ki Yusüf dua ettiği vakıt Allah tealâ ruhunu tayyibben ve tahiren kabzeylemişti ve bunun üzerine Mısır ahalisi beyninde defni hususunda müneazea ve muhasame zuhur etmiş, birbirlerile mukatele edecek dereceye gelmişlerdi, nihayet mermerden bir tabut yapıb içine koyarak Nilin güzergâhına defnetmeğe karar vermişlerdi ki Nil suyu, üzerinden geçerek Mısra vasıl oldukça hepsi onunla teberrükte müsavi olacaklardı ve ondan sonra Mısırda inkılâb olmuş, hükûmet amalıkadan çıkıb Fir’avnlara intikal etmişti ve Beni İsraîl Hazreti Musânın bı’setine kadar Fir’avnların elinde kalmış idi.
Resuli ekrem sallallahü aleyhi vesellem Mi’rac gecesi Âdeme Semai Dünyada, Yusüfe ikinci Semada mülâkı olduğunu meşhur Mi’rac hadîsinde haber vermişti. İşte Yusüf geçidi mihnet ve ibtîlâ, sonu fena ve zeval olan Dünya mülkünün mahiyyet ve akıbetini bildiğinden daha ilersine gitmek ve kuvvet elinde iken Mısra büsbütün Melik olmak sevdasını beslememiş, bil’akis Dünyadan çekilmek, ebedî hayata can atmak istemiş de bu dua ile vefatını temenni etmiş ve hatime ile Âhirete gitmiştir ki ne güzel hatime! Ve işte müttekılerin can atacakları gaye, o Dünya hazineleri değil bu hüsni hatimedir. ٢ ١ ذٰلِكَ مِنْ اَنْبَآءِ الْغَيْبِ نُوحٖيهِ اِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ اِذْ اَجْمَعُوآ اَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ ٣ ١ وَمَآ اَكْثَرُالنَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنٖينَ ٤ ١ وَمَا تَسْئَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمٖينَ ٥ ١ وَكَاَيِّنْ مِنْ اٰيَةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ ٦ ١ وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ ٧ ١ اَفَاَمِنُوٓا اَنْ تَاْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَاْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ Meali Şerifi