Yûsuf Sûresi 1. Âyet
Mekke · Cüz 12 · Sayfa 235
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ ١
Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik kitabın âyetleridir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
الٓرٰ «الر» - (sûrei «Yunüs» e bak) «الف لام را», Allahü a’lem bakınız içeriden gelip ağızlarda çalkalanan o heca harfleri ne sirri ilâhîdir! تِلْكَ Bunlar - bu «الر» ya’ni bu Sûre اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبٖينِ o mubîn kitabın âyetleridir. -
MÜBîN, sûrei «Hud» da dahi geçtiği üzere «اَبَانَ يُبِينُ اِبَانَةً» den ismi faıldir ki lâzım da müteaddi de olur. Lâzımdan mübîn nefsinde zahir ve beyyin ya’ni haddi zatında ne olduğunu açık, kendini beyana kendisi kâfi olan demektir. Müteaddisi de beyan edici, ızhar edici, ayırd edici demek olur. Bir de lisanı gayet güzel, muradını yerine göre dilediği gibi anlatır, fasıh ve beliğ ma’nâsına gelir ve Kur’anı azîmüşşan hüdâ, nur, furkan bir kitabı hakîm, bir katabı mufassal olduğu gibi her ma’nâsıle bir kitabı mübîndir de.
Evvelâ, bütün bülgayı Arabi ve hattâ bütün İns-ü Cinni İ’cazı haysiyyetile min ındillah nâzil olmuş bir kitab olduğunu kendinden başka hiç bir delile muhtac olmıyacak surette bizzat kendi mevcudiyyetiyle isbata kâfi bir kitabdır. «لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضٖىٓءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ» mezakınca bu, bizatihi beyyin, bittecribe sabit, lâraybefih bir mu’cizedir. Saniyen ahkâm ve şerayi’, hafayayi mülk-ü melekût, ahbarı gaybiyye, kısası mazye gibi usul ve mearifi diniyyeyi beyan eden bir kitabdır. Salisen hakkı batıldan, hayrı şerden, doğruyu eğriden, güzeli çirkinden ayırd eden, bir kitabdır. Rabian lisanının kuvveti beyanı husni ifadesi i’tibariyle de gayet parlak bir kitabdır ki bunun üç sebebi vardır: birincisi lisanı Ârabîdir, Arabî ise hurufı hecasındaki ciyadet ve temamiyyet (1) kelimatındaki i’tidal ve vus’at, şitirakındaki esalet ve ahenk ve tenevvü’, kinayatında tezkir-ü te’nis vesaire gibi iycaz içinde vuzuha hizmet eden furukı dakika, edavatındaki kabiliyeti insicam ve kesreti fevaid ve alel’husus terkib ve i’rabındaki incelik ve vücuhi iltima’ hasebiyle ifadei merama mevzu’ lisanlar içinde en kuvvetli bir vasıtai beyandır. İkincisi Kur’an bu lisanın en açık, en güzel, en mümtaz lehceleri üzerine nâil olmuştur.
ARABîY, Araba mensub, Arab da Arabînin ismi cem’i olduğu gibi bir de tesfiri Ebî hayyanda ıhtar olunduğu üzere «عربة» ismi vardır ki İsmail ibni İbrahim alehyimesselâmın diyarı, nahiyei darı demektir. Netekim şair: وعربة ارض ما يحل حرامها من الناس الا اللوذعى الحلاحل diye Resullallahın Mekkeyi fethini anlatmış ve zarureti vezn için «عربه» nin rasını sakin kılmıştır. Bunun da nisbeti Arabîdir. Binaenaleyh Kur’anın Ârabî olması ibtidaen buna da nisbet edebilir ki Arabe diyarının lügatına mensub demek olur. Üçüncüsü ve en mühimmi de nazmi Kur’an, lisanı Arabîye öyle yüksek bir nekahat ve halâvet vermiş, öyle bedi’ bir üslûbi beyan ibda’ eylemiştir ki doğrudan doğru bir husni fıtrî olan bu bedi’ üslûbi beyan, bülegayı Arabi i’cazda başlı başına bir âmil olmuştur. İşte Kur’anın lisanı beyanında böyle vücuh ile muzaaf bir kuvvet ve musaffa bir husni mümtaz bulunmak ma’nasıyle de bir kitabı mübîndir. Birinci ma’nâ, bu dördüncü ma’nâyı dahil müstelzim ise de bu haddi zatında Kur’anın evsafı mümtazesinden birini teşkil eden bir ma’nâyı mahsustur. Ki burada birinci ma’nâ tesbit olunmak için muazibni cebel radıyallahü anhden mervi olduğu üzere bilhassa bu dördüncü ma’nâya işaret olunmuştur. Demek ki «تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكٖيمِ» olan sûrei Yunüs ve «كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَكٖيمٍ خَبٖيرٍ» olan sûrei Hud, Kur’anın hıkmet vasfile daha ziyade alâkadar olan âyetlerinden olduğu gibi ılmi te’vili ehadis ile o hıkmetlerin sureti tebeyyününe pek güzel bir misal verecek olan ve onlar gibi husni ezelî lemhalarından bir remz ile başlıyan sûrei «Yusüf» de Kur’anın daha ziyade husni beyan vasfile alâkadar olan âyetlerindendir. Onun için buyruluyor ki: