Yûnus Sûresi 69. Âyet
Mekke · Cüz 11 · Sayfa 216
قُلۡ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَفۡتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلۡكَذِبَ لَا يُفۡلِحُونَ ٦٩
De ki: Allah’a iftira edenler elbette felah bulmazlar
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 67–70. âyetleri birlikte ele alır.
67. هُوَ O - Allah celle celâlüh الَّذٖى o dur ki جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ sizin için geceyi yaptı - ya’ni muzlim karanlık yaptı لِتَسْكُنُوا فٖيهِ yaptı ki içinde sakin olasınız - zahmetlerini çektiğiniz hareketlerden feragat edib sükûn bulasınız müteharriklikten sükûnete geçesiniz, agyardan nazarı kesib vahdete çekilerek dinlenesiniz وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا gündüzü de mubsır - ya’ni gösterici yapmıştır ki etrafınızı görüb hareket edesiniz, vazifelerinizi yapasınız, gecelerin istilâyi zulmetinde kuvayı hayatiyye için bir vesilei sükûn, zıyayi neharda ise bir vesilei intibah ve hareket vardır.
Hareket ve sükûn ise hâdisatı hayatiyyeden başka âlemdeki bütün hadisatı cismaniyyenin dahi asıl ve künhünü teşkil eden iki hadisei şamiledir ki ta’ban nur ve zulmet gibi birbirlerile ictima’ları nâkabil iki zıddı mütekabildirler. Ecsam, kendiliğinden ve sırf kendi tabiatlerile ne sükûndan harekete geçebilir ne de hareketten sükûna. İşte bu iki zıddı mütekabili yekdiğerine kalb ve tahvil ederek hadisatı âleme cereyan veren ve leyl-ü neharı bunlarla alâkadar ederek insanları kâh hissi sükûn ve kâh hissi hareket ile mütena’ım veya mütekallib kılan ancak Allahdır. Allah böyle bütün nur ve zulmetin ve bütün harekât ve sekenatın halık ve mutesarrıfıdır. Ve alel’umum insanlar leyl-ü neharda sükûn ve hareketten müteessir zamaniyyattan oldukları halde Allah zamanın da fevkında hâkimdir. Ve bütün zaman ve zamanniyyat, onun ca’l-ü tahsısıdır. اِنَّ فٖى ذٰلِكَ Muhakkak ki bunda - bu ca’lde, leyl-ü neharın bu sureti tahsısında bu nur-ü zulmet, bu sükûn-ü hareket, bu gösteriş ve göstermeyiş tahavvülâtında ve leyl-ü nehar içindeki vekayii zamaniyye ve tarihiyyede لَٰايَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ samiası olub dinliyecek olan bir kavm için elbette çok, pek çok âyetler vardır. - Ya’ni bütün mekân ve zaman aklî, naklî delâili tevhid ile doludur. Böyle iken zann-ü hayale tebeıyyet eden yalancılar 68. قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًا Allah, veled ittihaz etti dediler - oğul veya kız evlâd edindi diye iftirada bulundular bir takımları tekvin ile tevlidi farkedemediler, halk-u iycadı doğurmak veya doğurtmak zanneylediler, hudusü bir tevellüd, ma’lûlü bir veled, ılleti bir valid veya valide gibi farz ettiler. Tevlid ve tevellüdün evvel emirde bir halka mütevakkıf olduğunu, yoktan bir iycad olmadan bir tevellüd farzı, tenakuz olacağını hisab etmediler de âlemin halık tealâdan tevellüd ve infisal suretiyle tekevvün ve sudur eylediğine kail olarak Allaha oğullar, kızlar isnad eylediler ve ondan tevellüd ve tenasül etmiş erkekli dişili bir ilâhlar silsilesi uydurarak onlara perestiş ettiler ki işte müşriklerin esatıri, hep bu uydurmalardır. Fakat daha garibi odur ki tekvinin ancak halk-u icad ile mümkin olduğunu işiten ve «خَلْقٌ بَعْدَ الْعَدَمِ» umdesine agâh olanlardan bir kısmı da yine tevellüd tevehhümüne saplandılar. Melekler, Allahın kızları; Uzeyr, Allahın oğlu, Mesih, Allahın oğlu dediler. Böyle diyenlerden bir kısmı da bunu hakıkaten vilâdet ma’nâsiyle değil evlâtlık ma’nâsıyle te’vil ederek teşrifen oğul yaptı, kendinin oğlu şerefini verdi ve ülûhiyyetten hıssadar etti dediler. Onun için bu âyette ittihaz ta’birile diğerlerinden daha ziyade bu kısma taaruz olunmuştur.
سُبْحَانَهُ Sübhanallah hâşâ - hâlık, valid olur mu? Çünkü vilâdet bir tecezzi ve tenakus, evlâd ittihazı da bir ihtiyac ile alâkadardır. Halbuki هُوَ الْغَنِىُّ o, ganîdir. Hem yegâne ganîdir - ilh... Risaletin kuvvet ve hakkıyyetini ve Resulün Allaha tevekkül ve ı’timadının yüksekliğini ve kâfirlere azâbın şiddetini emsali tarihiyyesiyle tavzıh için: ٧١ وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهٖ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامٖى وَتَذْكٖيرٖى بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُوٓا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَآءَكُمْ ثُمَّ لَايَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُوٓا اِلَىَّ وَلَا تُنْظِرُونِ ٧٢ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍ اِنْ اَجْرِىَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمٖينَ ٧٣ فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِى الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَآئِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرٖينَ
Meali Şerifi