Tevbe Sûresi 6. Âyet
Medine · Cüz 10 · Sayfa 187
وَإِنۡ أَحَدࣱ مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ ٱسۡتَجَارَكَ فَأَجِرۡهُ حَتَّىٰ يَسۡمَعَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ أَبۡلِغۡهُ مَأۡمَنَهُۥۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَوۡمࣱ لَّا يَعۡلَمُونَ ٦
Eğer müşriklerden biri aman dilerse, ona aman ver. Ta ki, Allah’ın kelâmını dinlesin. Sonra onu güvenlik içinde olduğu yere kadar gönder. Çünkü bunlar gerçekten de bilgisiz bir kavimdirler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ اسْتَجَارَكَ Ve eğer müşriklerden biri sana isticare ederse -ya’ni mühleti mezkûre çıktıktan sonra sana istiman eder, senin kendisine eman verib car olmanı, ya’ni taarruzdan himayeyi taleb ederse فَاَجِرْهُ sen de ona eman ver حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ taki Allah kelâmını dinlesin- Kur’anı ve delâili hakkı işitsin, düşünsün, senin da’vet ettiğin dinin hakikat ve hakkıyyetine muttali’ olmak imkânını elde etsin. Zira ehli lisan için mücerred sema’, fehme kâfi gelebilir. Rivayet olunur ki Hazreti Alişe müşriklerden bir adam geldi «bu mühletin inkızasından sonra şayed bizden bir kimse kelâmullahı dinlemek için veya diğer bir hacet için Muhammede gelecek olursa katl olunacak mı?» dedi, o da hayır, çünkü Allah tealâ şöyle buyuruyor «وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ الخ» Hazreti Aliynin bu sözü zâhiren âyete muhalif gibi görünür. Zira âyette diğer hacet zikr edilmemiş, yalnız «حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ» buyurulmuştur. Bunun için denilmiştir ki hacetten murad her hangi bir haceti dünyeviyye değil, dine müteallik hacettir. Zira aleyhıssalâtü vesselâma gelecek olan kimse dine müteallik umur için gelir ve kelâmullaha müteferri’ olan alel’umum delâili hakkı dinlemek, şüphelerini sorub cevab almak dahi kelâmullahı semaa mülhaktır. Fakat dikkat olunursa muhalefet yoktur, haceti böyle tahsısa lüzum da yoktur. Zira âyette isticare mutlaktır. «حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ» kaydi «فَاَجِرْهُ» ve müteallıktır. Bu ise şunu iş’ar eder ki istiman eden her hangi bir maksadda bulunabilir. Fakat eman veren onun kelâmullahı işidib dinlemesi hikmet ve gayesini hisab ederek eman vermelidir. Şu halde müste’min bu gaye ile bir haceti diniyye için istiman ederse eman vermek vacib olur. Fakat mutlak surette veya bir haceti dünyeviyye maksadıyle ist iman ederse eman vermek vacib olmaz. İycabı hale göre ya caiz veya reddi vacib olabilir. Binaenaleyh bu âyetten başlıca şunlar istinbat olunur: 1- Ulema demişlerdir ki: bir kâfir, an delilin i’tikad etmek için bizden tevhid ve risaletin delâilini beyan ve ikamei huccet talebinde bulunursa tevhidi ilâhîyi ve Hazreti Peygamberin sıhhati nübüvvetini beyan ile ikamei huccet üzerimize vacib olur. Ve bir harbî böyle bir talebde bulunduğu zaman bu delâleti beyan ve hucceti ikame etmeden onu katle kalkışmak caiz olmaz. Zira Allah tealâ bervechibâlâ bu kadar i’lândan ve müddetin inkızasından sonra bile «حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ» eman verilmesini emretmiştir. Bu şuna da delâlet eder ki her kim bizden umuruna müteallik bir şeyin ta’rifini taleb ve iltimas ederse ta’limi üzerimize vacib olur.
2- Fukaha demişlerdir ki: bir harbî dari islâma dahil oluverirse kendisi ve malî ganimet olur. Ancak ümidi islâm ile kelâmullahı istima’ etmek gibi bir garzı şer’î için veya ticaret için müstecîr olarak, ya’ni istîman edib emân alarak dahil olursa bir sabinin veya mecnunun emaniyle bile dahil olsa bunların emanları da bir şüphei emân olduğundan muhafazası vacib olur. Her hangi birisi dari islâma bir elçilikle giderse elçilik emandır. Birisi dâri islâmdaki bir malını almak için gider ve o malın da emanı bulunursa malın emanı onun da emanı olur.
Hâsılı öyle, o maksadla eman ver ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَاْمَنَهُ sonra da onu me’menine iblâğ eyle -istima’ ettikten sonra iyman etmezse canı ve malı taarruzdan masun olarak onu eman yeri olan mahalline, vatanına yetiştir.- Binaenaleyh müste’minin fazla bir müddet durdurulması da caiz değildir. ذٰلِكَ bu: bu eman ve iblâğ emri بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ şu sebebledir ki bunlar bilmez bir kavmdirler.- İyman ve islâmın hakıkat ve ahkâmıın bilmezler ve hattâ bu Arab müşrıkleri her hususta cahil bir kavmdirler. Binaenaleyh eman lâzımdır ki hakkı duysunlar da hiç ma’ziretleri kalmasın.
Bu esaslar anlaşıldıktan sonra beraenin hıkmet ve esbabına gelelim:
Bu i’lân üzerine muahidlere karşı böyle i’lânı beraet ve kat’ı münasebet bir nakzı ahid ve binaenaleyh bir haksızlık bir tecavüz demek olmaz mı gibi bir şübhe varid olamaz. Çünkü ٧ كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكٖينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ رَسُولِهٖٓ اِلَّا الَّذٖينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقٖيمُوا لَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّقٖينَ ٨ كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا فٖيكُمْ اِلًّا وَلَا ذِمَّةً يُرْضُونَكُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَاْبٰى قُلُوبُهُمْ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ ٩ اِشْتَرَوْا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَنًا قَلٖيلًا فَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِهٖ اِنَّهُمْ سَآءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ١ لَايَرْقُبُونَ فٖى مُؤْمِنٍ اِلًّا وَلَاذِمَّةً وَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ ١١ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِى الدّٖينِ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ١٢ وَاِنْ نَكَثُوٓا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فٖى دٖينِكُمْ فَقَاتِلُوٓا اَئِمَّةَ الْكُفْرِ اِنَّهُمْ لَآ اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ
Meali Şerifi