AyetSûreler

Tahrîm Sûresi 1. Âyet

Medine · Cüz 28 · Sayfa 560

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكَۖ تَبۡتَغِي مَرۡضَاتَ أَزۡوَٰجِكَۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ۝١

Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

يَآ اَيُّهَا النَّبِىُّ Ey o Peygamber - bu nida evvelemirde bir tekrîm hıtabıdır. Sonra da edilecek ihtardan asıl murad kendi şahsı i’tibariyle değil, nübüvvet vasfı i’tibariyle ümmete tebliği matlûb olan ahkâm olduğuna işarettir.

لِمَ تُحَرِّمُ Niçin tahrîm edersin? - Muzarı’ sıygası halde zâhir olmakla beraber, ıstikbale de muhtemildir. Binaenaleyh niçin tahrîm ediyorsun demek olabileceği gibi niçin tahrîm edeceksin demek de olabilir. İstifham da inkârîdir. Bu cihetle bir nehiy ifade eder, iyi değildir etme demek olur. Balâda söylediğimiz vechile tahrîm, i’tikadî veya kavli veya fi’lî olabilir, Bir inşai hurmettir. Allahın haram kıldığını kimsenin halâl kılmak haddi olmadığı gibi Allahın halâl kıldığında kimsenin hurmet inşa etmesi dahi kabil olamıyacağından «لِيُوَاطِؤُا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ فَيُحِلُّوا مَا حَرَّمَ اللّٰهُ» âyetlerinde geçtiği gibi Allahın hukmüne karşı haramı halâl veya halâlı haram i’tikad edecek veya ettirecek vechile bir hurmet inşasına kalkışmak küfür ve muhadde olarak menhiy bulunduğundan bu cihet Peygamberde şöyle dursun mü’minlerde bile mutasavver değildir. Binaenaleyh burada tahrîmden murad esas i’tibariyle fi’li veya terki halâl olan kavlî veya fi’lî bir tahrîmdir. Tahrîmi kavlî ya şu haramdır gibi ihbar sıygasiyle veya bana haram olsun gibi inşa suretinde bir sözle olur. Mücerred ihbar kasdiyle söylenildiği zaman «bana halâl olan şu şey bana haramdır» demek bir yalan olur, bir tahrîm olmaz. Fakat aldım, sattım, boşadım haram ettim gibi ihbardan inşa kasdedilebildiği takdirde veya haram olsun gibi inşa sıygasiyle söylendiği surette bir yemîn olur. Keşşaf tefsirinde böyle tahrîmi kavlî hakkındaki akvali telhıs ederek derki: halâlı tahrîmin hükmünde Ebu hanîfe onu her şeyde yemîn görür ve o kimsenin tahrîm ettiği şeyde maksud olan intifaa i’tibar olunur: bir taamı tahrîm etmişse onu yememeğe yemîndir, cariyesine ise vatı’ etmemeğe, zevcesine ise muayyen bir niyyeti olmadığı takdirde ondan iylâya yemîndir. Zıhara niyyet ederse zıhar, talâka niyyet ederse bâyin bir talâk olur. İkiye veya üçe niyyet ederse niyyeti gibidir. Yalan söyledim derse beynehu ve beynellah veya niyyete bırakılır ve fakat kazaya gelince iylânın ibtaline gidilmemesi diyanet olur. «Her halâl bana haram» derse bir niyyeti olmadığı takdirde yiyeceğe ve içeceğe aid, niyyeti varsa niyyete göre yemîn olur. Şafiî tahrîmi yemîn addetmemiş ve lâkin yalnız kadınlar hakkında keffarete sebeb saymıştır. Ona göre talâka niyyet ederse rıc’îdir. Ebu Bekir ve Ömer ve ibni Abbas ve İbni Mes’ud radıyallahü anhüm Hazretlerinden menkul: haram yemîndir. Ömerden: talâka niyyet ederse rıc’îdir. Aliyden: üçtür. Zeyidden: bâyin bir talâktır. Osmandan: zıhardır. Mesruk, bir şey olmadığı re’yinde idi, şa’bî kezalik, bunlar «وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ» ve «لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ» âyetleri ile ihticac etmişler ve Allahın tahrîm etmediğini kimse tahrîm edemez. Ederse onun tahrîmiyle haram olmaz demişler ve Resulullahın tahrîmi ayrıca yemîn ile olduğuna zâhib olmuşlardır. اه. Ancak «لَايُؤٰاخِذُكُمُ اللّٰهُ بِاللَّغْوِ فٖٓى اَيْمَانِكُمْ وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ» ve «وَلٰكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْاَيْمَانَ» âyatleri mucebince yemîn ile tahrîm de Allahın tahrîmi cümlesindendir. Yemînler de urfe mübtenîdir. İhtilafın da menşe’i budur. Tahrîmi fi’lîye gelince: hiç bir şey söylemeksizin bir halâldan kendisini veya gayrisini men’eylemekten ibarettir. Meselâ, bililtizam kendi halâl malını yemekten çekinmek veya birisini su içmekten zorla men’etmek fi’lî bir tahrîmdir. Netekim «وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ» de tahrîm böyle menı’ ma’nasınadır. İşte Peygamberin burada mevzuı bahs olan tahrîmi sade böyle fi’lî bir tahrîmden ibaretmiydi? Yoksa kavlî bir tahrîm de varmı idi? Bu surette de yemînmi idi değilmi idi? İhtilâf edilen mes’ele budur. İkinci âyette yemîn zikredilmiş olmak karînesiyle bir yemîn dahi bulunduğu anlaşılıyor. Rivayetler de bunu gösteriyor. Fakat bu yemîn sade haram olsun demekten ve bununla iylâya niyyet eylemekten ibaretmi idi? İmamı A’zam gibi bir çokları birinciye diğer ba’zıları da ikinciye zâhib olmuşlardır. Yukarıki rivayetlerden anlaşıldığına nazaran aleyhissalâtü vesselâm kavlen yaptığı tahrîm veya yemînin hududundan ziyade olarak fi’len de kendisini bir takım şeylerden men’eylemiştir. Meselâ pöstekiyi bile sermeyip de bir hasîr üstünde oturması ve bir izardan başka bir şey örtünmemesi fi’len bir iltizamdan ibaret demektir. Yemîn ise kadınlara ve nihayet bir de bala tealluk etmiş bulunuyor. - مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ İstifhamdan müstefad olan nehiy ma’nasına nazaran umum ifade eder. Binaenaleyh, nikâh, talâk ekil, şürb ve sair halâl ve mübah olan fiıllerin ve müteallekatının her birine şamil olur. Yalnız Peygamberin sebebi nüzul olan tahrîmine nazaran mahdud ve ma’hud şeylerdir. لَكَ – hem hıllin kaydidir, hem de tahrîmin müteallakını gösterir, «لِمَ تُحَرِّمُ عَلَيْكَ مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ لَكَ» mea’lini ifade eder. Halâl olan bir şey’in herhalde işlenmesi vacib olmayıp vücub veya nedib tealluk etmiyen hususatta fi’li de terki de câiz ve mübah demek olduğundan icrası bir vazife değil, bir hak teşkil eder. Bir kimsenin kendi hakkından fedakârlık ederek kendini kendi halâlından kavlen veya fi’len mahrum etmesinde ise esas i’tibariyle bir memnu’iyyet yoktur. İki ciheti de halâldır. Hattâ «كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنٖٓى اِسْرَٓائٖيلَ اِلَّا مَا حَرَّمَ اِسْرَٓائٖيلُ عَلٰى نَفْسِهٖ» gibi terki ba’zan mendub olabildiği de olur. Ancak gayrin bir hakkına veya hukukullahdan birinin edasına mani’ olacak surette nefsine muzırr olduğu surette kavlen veya fi’len mahrumiyyeti iltizam ederek halâlı haram gibi tutmak da câiz olmaz. Ve bu gibi hususta yemîn dahi edilmiş olsa keffaret verip o yemîni çözmek câiz olur. Peygamberin kendi kendine bir tazyikı demek olan bu tahrîmi mutlak olmayıp bir hal ile mukayyed olduğuna ve bunun bâısı Allahın emri değil, kadınlarının hoşnudluklarını gözetmekle alâkadar bulunduğuna tenbih için de buyuruluyorki:

تَبْتَغٖى مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَ – Razî ve Ebu hayyan bu cümlenin «تُحَرِّمُ» nin failinden hal olmasında ısrar etmişlerdir. Zevcelerinin rızalarını arayarak hoşnudluklarını gözeterek veya gözetirken demek olur. Lâkin Keşşaf, Kazıy Beyzavî ve Ebüssüud gibi bir takımları «تحرم» yi tefsir veya de va’ıysini beyan için istiynaf olmasını da tecviz eylemişlerdirki niçin zevcelerinin rizasını ararsın da kendini sıkarsın yâhud sen mücerred zevcelerinin hoşnudluklarını arıyorsun, o sebeble kendini sıkıyor, mahrumiyyete katlanıyorsun da Allahın seni serbes bıraktığı haklarından vaz geçiyorsun, halbuki Allah buna razıy değil, demek olur. Bu üçüncü istiynaf suretinde «لك» üzerinde vakıf câizdir. Onun için secavendde «ج» konularak istiynafın muhtar olduğuna işaret olunmuştur. Tahrîmi bilhassa Mâriye veya bal yemîni hususlarına nazaran mülâhaza edip de zevcelerin hepsinden olan iylâya teallükunu göstermiyen müfessirler, bu ciheti işbu «تَبْتَغٖى مَرْضَاتَ اَزْوَاجِكَ» kaydına muhalif gibi görmüşe benziyorlar. Filvakı yeknazarda zevcelerin hepsini tahrîm onların rızalarını ve hoşnudluklarını aramak kasdına münafi gibi görünür. Lâkin şerbet yemîni de hepsinin değil, olsa olsa yalnız ba’zısının hoşnudluğunu gözetmekten ibaret olacağı gibi Mariye yemîni hepsini memnun edebilecek olsa da bunu rivayet edenler onun yalnız bir zevceyi hoşnud etmek ve diğerlerine duyurmamak üzere yapıldığını söyledikleri cihetle bunda da hepsinin hoşnudluğu gözetilmemiş demektir. Gerçi «اَزْوَاجِكَ» lâfzı cinse masruf olarak bir veya ikisine de muhtemil olabilirse de zâhir olan hepsine şumulüdür. Bu kayidde ise nefsi tahrîm, zevcelerin marzıysi olduğu söylenmemiş, onların hepsinin rızalarını ve hoşnudluklarını aramak sebeb ve maksadiyle yapılmış olduğu beyan edilmiş ve yukarıda iyzah ettiğimiz vechile iylâdan maksad da bundan ibaret bulunmuş olduğu için bunu Mâriye veya bal şerbetine tahsıs etmek umum ifade eden «اَزْوَاجِكَ» cem’inin zâhirine muhaliftir. Onun için bunu Mâriye ve şerbet sözlerini karıştırmıyarak iylâ, mes’elesini anlatmış olan Hazreti Ömerin yukarıda sıhahtan naklettiğimiz beyanâtı dairesinde anlamak lâzım gelirki. O da Peygamberin bütün zevcelerinden uzlet ile onların hoşnudluğunu gözetmek için bir ay tecerrüd ve meşakkati iltizam etmiş olmasıdır. Keşşaf haşiyesinde Ahmed ibni Münîr derki: Peygambere «لِمَ تُحَرِّمُ مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ لَكَ» buyurulması ona rifk-u şefakat ve onun kadr-u mansıbı kadınların hoşnudluğu için meşakkat iltizam eylemekten yüksek olduğuna tenbih içindir اه. Razî de ıtab için değil, tenbih için olduğunu ihtar eyler. Şu halde Hazreti Ömerin beyanatının nihayetindeki ıtab ta’birinin ifade ettiği serzeniş ve tekdir esas i’tibariyle Peygamberin kendisine değil, ona karşı tezahür gösteren zevcelerine müteveccihtir ki bu da üçüncü âyetle anlatılacaktır. وَاللّٰهُ غَفُورٌرَحٖيمٌ – Vâv, i’tirazıyye veya istiynafiyye olup Peygamberin te’essürünü izâle için bir tezyîldir.