AyetSûreler

Şûrâ Sûresi 23. Âyet

Mekke · Cüz 25 · Sayfa 486

ذَٰلِكَ ٱلَّذِي يُبَشِّرُ ٱللَّهُ عِبَادَهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِۗ قُل لَّآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ أَجۡرًا إِلَّا ٱلۡمَوَدَّةَ فِي ٱلۡقُرۡبَىٰۗ وَمَن يَقۡتَرِفۡ حَسَنَةࣰ نَّزِدۡ لَهُۥ فِيهَا حُسۡنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ شَكُورٌ ۝٢٣

İşte Allah iman edip salih amel işleyen kullarını bununla müjdeler. Ey Muhammed! De ki: "Ben bu tebliğime karşı sizden akrabalıkta sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum." Her kim bir iyilik yaparsa biz onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını verir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

ذٰلِكَ işte bu - büyük fadıl, bu dinlediğiniz lûtuf الَّذٖى o müjdedir ki يُبَشِّرُ اللّٰهُ عِبَادَهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ Allah o iyman edip salih salih, güzel güzel ameller yapan kullarına müjdeliyor - Allah kullarına böyle lâtîftir.

قُلْ لَآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا deki buteblîğ-u tebşire karşı ben sizden bir ecir istemem اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبٰى ancak «مَوَدَّتَ فِى الْقُرْبٰى» buna üç ma’nâ vermişlerdir. Birinci: karabette sevgi, ya’ni hiç olmazsa size akrıbalığımdan dolayı hukukumâ riayet etmenizi isterim. Buharî, Müslim, Tirmizî ve daha gayrileri rivayet etmişlerdir ki: İbni Abbas Hazretlerinden işbu «اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبٰى» suâl olunmuş, Saıd ibni Cübeyr, âli Muhammed karabeti deyivermiş, bunun üzerine İbni Abbas demiştir ki: acele ettin, Kureyşten bir batın yoktur ki Peygamber aleyhisselâtü vesselâm bir karabeti bulunmasın, hiç olmazsa sizinle aramdaki karabete riayet edin اه. Bunun hâsılı şöyle demek olur: Nübüvvet ve Risaletim ve rahmeten lil’âlemîn olmam haysiyyetleriyle olan hukukumu tanımıyorsanız, bari aramızdaki akribalık hukukuna riayet edin de söylediklerimi, dinleyin, düşmanlık etmeyin. İkincisi: bana karabeti olanları ya’ni akribamı sevmenizi isterim, diye ma’nâ verenler de olmuştur. Netekim Saıd ibni Cübeyrin sözü, bunu gösteriyordu. Ba’zıları bu karabeti Ali ve Fatıme evlâdına tahsıs etmek istemişlerdir. Üçüncüsü: Âlûsînin nakl ettiği vechile Abd ibni Hamidin Hasenden rivayet ettiği gibi yakınlakta meveddet, ya’ni güzel amellerle Allaha tekarrüb hususunda sevgi demektir ki kurbâ, neseb yakınlığı değil, kurbet, ya’ni Allaha yakınlık ma’nâsınadır. Ve bu ma’nâ hem eammdır, hem de üstüne altına daha muvafıktır. Zirâ buyuruluyor ki وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً her kim bir hasene, güzel bir amel kazanırsa نَزِدْ لَهُ فٖيهَا حُسْنًا biz ona onun hakkında daha ziyade bir güzellik veririz - daha güzel sevab veririz ve o sebeble hem o hasenenin hüsnü artmış olur, hem de daha güzelini yapmak melekesi ihsan edilir. اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ çünkü Allah gafurdur. - Günahları örter شَكُورٌ şekûrdur - güzel amellere güzel sevab ve mükâfat ile mukabele eder. Hasenatın ecrini zayı’ etmez.