AyetSûreler

Şûrâ Sûresi 13. Âyet

Mekke · Cüz 25 · Sayfa 484

۞شَرَعَ لَكُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا وَصَّىٰ بِهِۦ نُوحࣰا وَٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ وَمَا وَصَّيۡنَا بِهِۦٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَىٰٓۖ أَنۡ أَقِيمُواْ ٱلدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُواْ فِيهِۚ كَبُرَ عَلَى ٱلۡمُشۡرِكِينَ مَا تَدۡعُوهُمۡ إِلَيۡهِۚ ٱللَّهُ يَجۡتَبِيٓ إِلَيۡهِ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِيٓ إِلَيۡهِ مَن يُنِيبُ ۝١٣

Allah dinden Nuh’a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya tavsiye buyurduğumuzu da şeriat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

شَرَعَ لَكُمْ sizin için teşrı’ buyurdu. - Ey Muhammed ve ümmeti! sizin hayr-ü menfeatiniz için şerîat olmak üzere vaz,u takrir buyurdu, açık yol umumî kanun yaptı: مِنَ الدّٖينِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا dînden Nuha tavsıye buyurduğunu وَالَّذٖٓى اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ ve sana vahyeylediğimizi - Sûrenin başında «كَذٰلِكَ يُوحٖٓى اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكَ» buyurulduğu üzere ta Nuhtan sana gelinciye kadar geçmiş ülül’azm Enbiyaya ve bâ husus وَمَا وَصَّيْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسٰٓى İbrahime ve Musâya ve Isâya tavsıye ettiğimizi اَنْ şöyle ki اَقٖيمُوا الدّٖينَ dîni ikame edin - kaim, dürüst, doğru kılın doğrultun, doğru tutun, doğru dîn tutun ve doğru tutun.

DİN, ıhtiyarî fiıllerin iyiliğine veya kötülüğüne göre sonunda iyi veya kötü bir neticeye varacağına, sevab

veya ıkab bir akıbete sebeb olacağına inanarak Hak tealâ ındinde en güzel akıbete irmek için tutulacak yoldur. Bu suretle dîn insanları tabiatte cereyan eden cebr-ü ıztırar tazyiklerinin üstüne istekleriyle yükseltecek olan bur hurrıyyet yolu, ya’ni hurrıyyet ve irâdenin muvaffakıyyet ve mes’uliyyeti kanunudur. Onun için bütün tabiatlerin fevkında her şey’in halikı, «لَيْسَ كَمِثْلِهٖ شَىْءٌ» her şey’e alîm olan Allah tealânın hukm-ü irâdesine yükselmeden doğru dîn bulunamaz. Dinin doğrusu «اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقٖيمَ صِرَاطَ الَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ» diye beyan buyurulan sıratı müstakim, tevhid ile Allah tealânın hukmüne iyman ve itaat, ya’ni islâmdır. Onu doğru tutmak da erkânını halelden muhafaza ederek âyât ve edillesinden doğrusunu anlayıp iyman ve amelde ıhlâs ile tatbık etmektir. Doğru tutun وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖيهِ ve onda tefrikaya düşmeyin - muhtelif hevalara veya müteaddid ilâhlara tabi’ olup da asıl dîni ikame etmekte ıhtilâf çıkarmayın, dağılmayın - işte bu emr ile bu nehiy tâ Nuh aleyhisselâmdan Muhammed aleyhisselâma kadar gelen sahib şerîat Peygamberlerin hepsine emr-ü tavsıye olunan bir dîn kanunı esasisî, bir dîn şerîatidir ki bütün Peygamberler bunu tatbık için gönderilmiş, hepsi zamanındaki dîn bozukluklarını düzeltmek için doğru dîn ile gelmiş, tefrikayı kaldırmak için tevhide da’vet eylemiştir. Her birinin zamanına göre şerîatlerinin furuatında yekdiğerini nâsıh muhtelif ahkâm bulunmakla beraber ümmeti Muhammede şerîat yapılan bu asılda bu islâm esasında hepsi müttefıktir.

Muhyiddini Arabî Futuhati mekkiyyesinin sonunda vasıyyet babında bu âyetten başlıyarak der ki: Allah tealâ vasıyyet âmmede «شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖينِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّذٖٓى اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسٰٓى اَنْ اَقٖيمُوا الدّٖينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖيهِ» buyurdu. İmdi Hak sübhanehu ve telâ ikamei dini ki o her zaman ve millette vaktın şer’ıdir, onun üzerinde ictima’ etmemizi ve onda tefrika çıkarmamaklığımızı emreyledi. Çünkü «يَدُ اللّٰهِ مَعَ الْجَمَاعَةِ» dir. Kurt da sürüden ayrılan koyunu yer, ki cemaatin bulunduğundan kaçıp uzaklaşarak yalnız kalandır. Bunun hikmeti: çünkü Allah tealânın ma’bud bir ilâh olarak düşünülmesi ancak esmai hüsnâsı haysiyyetiledir. Bu esmâi hüsnâdan muarra olması haysiyyetiyle değildir. Onun için esmâsının kesreti ile beraber aynını tevhid lâzımdır. O mecmuu ile ilâhdır. Bundan dolayı yedullah ya’ni kuvvet, cemaat iledir. Hukemâdan birisi vefat ederken evlâdına vasıyyet etti bir cemaat idiler, bana bir kucak değnek getirin dedi getirdiler, tuttu onları toplayıp bir deste yaptı, bunu böyle toplu olarak kırın dedi, kıramadılar sonra dağıttı birer birer kırın dedi, kırdılar, işte dedi siz de benden sonra böylesiniz, toplu olduğunuz müddetçe mağlûb olmazsınız, ayrıldınız mı düşmanınız fursat bulur, sizi mahveder. Ve işte dini tutacak olanlar da böyledir. İkamei dîn hususunda ictima edip de dağılmadıkları takdirde düşman onları kahredemez. İnsan kendi nefsinde de böyledir. Nefsinde kendini toplayıp da Allahın dinini ikameye azmettiği vakıt ne İnsten ne Cinden bir Şeytan vereceği vesvese ile onu iymanın ve Melekin müsaadesi karşısında mağlûb edemez اه. كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكٖينَ Müşriklere ağır geldi مَاتَدْعُوهُمْ اِلَيْهِ o senin kendilerini da’vet edip durduğun şey - o putlardan o şirk ve tefrikadan vaz geçip tevhid ile islâma girmek, dini doğrultmak işi اَللّٰهُ يَجْتَبٖىٓ اِلَيْهِ مَنْ يَشَآءُ Allah ona: dînine veya kendisine dilediğini seçer, derer وَيَهْدٖٓى اِلَيْهِ مَنْ يُنٖيبُ ve kim gönül verirse ona onu muvaffak kılar - o doğru yola onu çıkarır.