Rûm Sûresi 29. Âyet
Mekke · Cüz 21 · Sayfa 407
بَلِ ٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَهۡوَآءَهُم بِغَيۡرِ عِلۡمࣲۖ فَمَن يَهۡدِي مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّـٰصِرِينَ ٢٩
Fakat zulmedenler, bilgisizce hevalarına uydular. Artık Allah’ın şaşırdığını kim yola getirebilir? Onların yardımcıları da yoktur
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
بَلِ Fakat اتَّبَعَ الَّذٖينَ ظَلَمُوٓا اَهْوَآءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ o zulmedenler, ya’ni o haksızlığı yapıp Allaha şirk koşanlar hiç bir ılimsiz hevalarına tabi’ oldular -
HEVA, nefsin şehevata meyli demektir ki keyf dahi ta’bir olunur. Burada «بِغَيْرِ عِلْمٍ» kaydinden
anlaşılıyor ki heva iki kısımdır: birisi ılme muvafık olan, birisi de olmıyandır. Ilme muvafık olan heva, nazari hakta fıtrat gayesine mutabık olan meyillerdir. Zira Şehvetlerin yaradılışı da boşuna değil, onlar insanları hılkatlerinin gayesine irdirmek için tarafı ilâhîden birer sâik ve daıyedir. Ancak Şeytanî olan zekâyi beşer onu gayesinden çevirerek ılmin zıddına olarak mücerred zevk için boşuna da israf eder. Meselâ ıffet ve tenasül niyyetiyle nikâh arzusu gayei fıtrate muvafık ve binaenaleyh ılme mutabık bir meyildir. Zina ve sifah meyli ise ılme muhalif mücerred bir hevadır. Ekseriya da heva böyle şey’e ıtlak olunur. Ve işte müşrikler bir şey bildiklerinden dolayı değil, ılme uymıyan hevâları ardında koştuklarından dolayı kendilerini hevesata esîr ederek haksızlıkla zulümkârlıkla şirke saptılar, maliki milkine ortak etmek, müsavi tutmak haksızlığıyle Allaha milkinden, mahlûkatından şerîkler uydurarak onlara taptılar, onları kendilerinin mâliki imiş gibi tuttular da hurriyyetlerini onlara verdiler. فَمَنْ يَهْدٖى مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُ Artık Allahın şaşırdığını kim yola getirir? - Önce hevalarına ittiba’ kendi fiılleri olarak gösterilmiş kendilerine nisbet olunmuş iken burada ıdlâl, Allaha isnad edilmiştir. Çünkü onlarda o hevaları yaradan Allah tealâ olduğu gibi arzularına göre dalâli, şaşkınlığı halkeden de odur. Bu ıdlâl de hatim ve tabı’ mertebesine gelmiş bulunursa hiç bir vechile hidayet ıhtimali kalmaz.
Şu halde burada ıdlâlden murad dalâli hatim demek olur. Sûrei «Bakare» de «خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ» bak وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرٖينَ onlara yardımcılardan eser de yoktur - yola gelmesi ihtimali kalmamış olan o zalimleri ne Dünyada o şaşkınlığından ne de Âhırette onun muktezası olan azâbdan kurtaracak hiç bir yardımcı da yoktur. Ya’ni o taptıkları şeylerin kendilerine hiç bir faidesi olmıyacaktır. فَ O halde - ya’ni şirk öyle bâtıl, mâlike milkinde yine milkinden şerîk farz etmek gibi nefislerinizde tecviz edemiyeceğiniz bir tenakuz, büyük bir haksızlık, Allahın tafsıl ettiği âyetlere ılim fıtratine muhalif bir hevayi dalâl ve sonunda kurtuluş da mahâl olunca