AyetSûreler

Rûm Sûresi 11. Âyet

Mekke · Cüz 21 · Sayfa 405

ٱللَّهُ يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ ثُمَّ إِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ ۝١١

Allah yaratmayı ilkin yapar, sonra da çevirir, onu yeniden yapar. Sonra hep döndürülüp O’na götürüleceksiniz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 11–19. âyetleri birlikte ele alır.

13. شُرَكَآئِهِمْ – Allaha karşı uydurup şirk koştukları ma’budlar.

15. رَوْضَةٍ – RAVZA, esasında sulu, yeşillikli güzel bostan demek olup burada murad, Cennet ravzalarından bir ravzadır. 16. مُحْضَرُونَ ihzar olunacaklar -

İHZAR, mücrimi yakalayıp zorla mahkeme huzuruna getirmektir. 17. فَسُبْحَانَ اللّٰهِ o

halde tesbih Allaha - mâdemki ilerisi öyledir: o saat gelip çatacaktır. O gün o ye’s-ü ihzardan kurtulup bir ravzada neş’elene bilmek için şimdi Allaha tesbih ediniz - her şey değiştiği halde kendisi zeval ve noksandan arî, tegayyür-ü tehavvülden münezzeh, vechi ehadiyyetiyle bâkıy sübhan olan Allahı zül’celâli şirk ve noksan şaibelerinden tenzih ediniz.

TENZİH, ya yalnız kalb ile olur: cezmen ı’tikad. Veya onunla beraber dil ile olur: zikri hissî, yâhud

bunlarla beraber bir de erkân ve ef’ali mahsusa ile olur ki ameli salihtir. Evvelkisi asıl, ikincisi onun semeresi, üçüncüsü de ikincinin semeresidir. Çünkü insan, kalbinden bir şeye ı’tikad edince o dilinden zâhir olur. Söylediği zaman da sıdkı, ahval ve ef’alinden belli olur. Lisan, kalbin tercümanı, amel de lisanın bürhanıdır. Erkânın efdâli ise hem lisan ile zikri, hem kalb ile niyyeti tezammun eden namazdır. Onun için namaz hem zikirdir, hem bir tenzih ve tesbihtir. Binaenaleyh tesbih denilince her nev’ine şamil olursa da mutlak kemaline masruf olacağına göre en evvel namaza mahmul olur. Onun için burada beş vakıt namaz saatleri telhıs olunmuştur ki zamanın Âhırete doğru akışını gösteren en mühim inkılâb lâhzalarını ta’kıb eden bereketli saatleridir. Evvelâ makam, makamı inzar olmak ı’tibariyle geceye doğru حٖينَ تُمْسُونَ o zaman ki akşamlarsınız - bu iki vakta şamildir. Birisi Güneşin gurubunu ta’kıb eden mağrib (ışai evvel) ya’ni ilk akşam vaktı ki şafak denilen kızıllık veya beyazlık gaib olana kadar, ikincisi şafakın gaib olmasını ta’kıb eden ışai ahîre, ya’ni yatsu vaktı fecre kadar. Üçüncüsü وَحٖينَ تُصْبِحُونَ ve o zaman ki sabahlarsınız - fecri sadıktan, ya’ni tan yeri ağardıktan Güneş doğana kadar. O ne güzel zaman ve ne güzel ni’met. 18. وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ Göklerde ve Yerde hamid de onun وَعَشِيًّا ve ikindiyin -

AŞİY, akşam üstü demek olduğuna göre ikindi vaktı asrı sani olmak gerektir.

وَحٖينَ تُظْهِرُونَ hem o zaman ki öğlen ederseniz - bu ikisile tam beş vakıt olmuş olur.

Burada öğlenin te’hıri fasılaya riayet için denilmiş ise de inzar nüktesiyle akşamın takdimindeki tekabüle riayet için ikindinin «aşiy» ta’biriyle takdim edilmiş olması makama daha münasibdir. 19. يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ ölüden diri çıkarır - gıdadan hayvan, yumurtadan civciv, nutfeden insan, cahilden âlim, kâfirden mü’min gibi ki uyuyandan uyanık da öyledir. Ve bu münasebetle zikrolunmuştur. Ve bil’âkis وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ ve diriden ölü çıkarır. - Bunun misali çoktur وَيُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ve Arza ölümünden sonra hayat verir. - Hazandan sonra bahara bak وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ işte siz de öyle çıkarılacaksınız - bu noktada tabiatçılık hatasına düşülmemek için tabiatler üzerinde hâkim olan Allah tealânın kudreti delillerinden ba’zıları ıhtar olunarak buyuruluyor ki: ٢ وَمِنْ اٰيَاتِهٖٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَآ اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ ٢١ وَمِنْ اٰيَاتِهٖٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوٓا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَٰايَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٢٢ وَمِنْ اٰيَاتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَٰايَاتٍ لِلْعَالِمٖينَ ٢٣ وَمِنْ اٰيَاتِهٖ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَآؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهٖ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَٰايَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ ٢٤ وَمِنْ اٰيَاتِهٖ يُرٖيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَآءِ مَآءً فَيُحْيٖ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَٰايَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٢٥ وَمِنْ اٰيَاتِهٖٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَآءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِهٖ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَآ اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ ٢٦ وَلَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ ٢٧ وَهُوَ الَّذٖى يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

Meali Şerifi