AyetSûreler

Ra'd Sûresi 2. Âyet

Medine · Cüz 13 · Sayfa 249

ٱللَّهُ ٱلَّذِي رَفَعَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ بِغَيۡرِ عَمَدࣲ تَرَوۡنَهَاۖ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ يَجۡرِي لِأَجَلࣲ مُّسَمࣰّىۚ يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَ يُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُم بِلِقَآءِ رَبِّكُمۡ تُوقِنُونَ ۝٢

Allah O’dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اَللّٰهُ الَّذٖى Allah odur ki رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ Semaları direksiz, dayaksız yucalttı - ne yapmak için iskeleye, ne kaldırmak için manivelaya, ne de dayamak için direğe, dikmeye muhtac olmadan mahzâ kudret ile yaptı ve yükseklere kaldırdı tuttu تَرَوْنَهَا onları görüyorsunuz - ya’ni üzerinizde o Semavatı: o yüksek ecsam-ü ecramı öylece direksiz olarak görüp duruyorsunuz veya görüyorsunuz.

İşte Allah, onlara öyle direksiz irtifa’ veren ve böyle size gösteren kadiri mutlaktır. Bu ma’nâda «تَرَوْنَهَا» zamiri direksiz Semavâta raci’dir. Ve cümle, bir cümlei istînafiyyedir. Ba’zı müfessirîn, bunun amede raci’ ve cümlenin ona sıfat olma ıhtimalini de nazarı ı’tibara almışlardır ki şöyle demek olur: Semaları sizin göreceğiniz hiç birdirek olmaksızın yükseltti. Bu ma’nâya göre Semavâtın görünmez bir takım direklerle dayanıp tutulmakta olması ıhtimali iyham edilmiş olur. Zira görünür direklerin bulunmaması görünmez bir takım direkleri olması tasavvuruna mani’ olmaz. Fakat görünmez direklerden ne anlaşılır? Eğer bundan Batlimyos hey’etinde mülâhaza olunan eflâk gibi yıldızların istinad ettiği gayrı mer’î ba’zı ecsam kasdolunursa bu surette asıl o cisimlerin nereye dayandığı suâli sorulacak bu ise direksiz ma’nâsına raci’ olacaktır. Ve eğer bundan cazibe, dafia gibi sırf akl ile mülâhaza olunabilecek ba’zı kuvvetler kasdolunursa bunlara amud ıtlakı mecaz olacağı cihetle bu da hakikatte evvelki ma’nâ gibi direksiz mefhumuna raci’ olarak muvazenei âlemde Allah tealânın melekût ve kudretini anlatmış olur. «وَالسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمٖيزَانَ» Sûrei rahmene bak.

Binaenaleyh asıl ma’nâ, evvelki demek olur. Ya’ni «تَرَوْنَهَا» zamiri «amede» raci’ olarak cümle, sıfat değil, Semavâte raci’ olarak bir cümlei istînafiyyedir. Onun için «بِغَيْرِ عَمَدٍ» üzerinde vakıf, evlâdır. Burada bir cim secavendi vardır. Semaların irtıfaı görünmez amudlarla değil, zâhirde ve rasadatta göründüğü gibi direksiz olarak doğrudan doğru Allahın kudretine istinad etmekte ve onu isbat eylemektedir. Ma’lûmdur ki her cisim, mütehayyizdir, bir hacim ve mikdar ile fezadan bir hayyiz işgal eder. Bir vaağıtırdı. Çünkü her biri yalnız kendi lisanını asıl ve hâkim tanımak lâzım gelecek ve aralarında hâkim ve furkan bir kitab bulunmamış olacaktı. Hem bu taaddüd, terceme ihtiyacından kurtarmıyacak, her kavm kendi lisanındaki ile diğerlerinin tevafuk edip etmediğini anlamak ihtiyacında bulunacak ve bundan dolayı taaddüd ne kadar çoksa terceme ihtiyacı da o nisbette artacak ve bir mütercimin bütün lisanları bilmesi ıktıza edecek ve teklifi mâlâyutak halini alacaktı. Bunun beyanı: ٥ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَآ اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَٰايَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

Meali Şerifi

Celâlim hakkı için âyetlerimizle Musâyı gönderdik ki: kavmini zulûmâttan nûra çıkar ve onlara Allah ğünlerile öğüt ver diye, şüphesiz ki bunda çok âyetler vardır: çok sabırlı, çok şükredici her kimse için 5