AyetSûreler

Nûr Sûresi 26. Âyet

Medine · Cüz 18 · Sayfa 352

ٱلۡخَبِيثَٰتُ لِلۡخَبِيثِينَ وَٱلۡخَبِيثُونَ لِلۡخَبِيثَٰتِۖ وَٱلطَّيِّبَٰتُ لِلطَّيِّبِينَ وَٱلطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَٰتِۚ أُوْلَـٰٓئِكَ مُبَرَّءُونَ مِمَّا يَقُولُونَۖ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ ۝٢٦

Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. İşte bu temiz olan, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اَلْخَبٖيثَاتُ لِلْخَبٖيثٖينَ Habîseler habîsler için - habisât, murdar kötü karılara, murdar lakırdılara, murdar fiillere ve alel’umum murdar şeylere hakikat olarak ıtlak olunabilir. Lâkin

HABİSİN, cem’i müzekker olduğundan yalnız erkeklerde hakikattir. Maahaza habîs kişiler ma’nâsına olarak

zükûr ile beraber inase de tagliben şâmil olabilir. Bunların zıddı olan tayyibât ile tayyibînde de fark böyledir. Âyetteki tekabülden ilk nazarda zâhir olan dişi ile erkek tekabülüdür. Bununla beraber ikinci ma’nâ da baid değil, menkuldür. Binaenaleyh ma’nâ şu olur: murdar, ya’ni eteği kirli, hıyanetkâr karılar murdar erkeklerindir, murdarların küfvüdür. Binaenaleyh murdar karının kocasıda murdar olur, olmasa murdar karıyı tutmaz. Yâhud murdar sözler, murdar fiiller, murdar kişilerindir. Binaenaleyh kazf, ifk, bühtan, sebb-ü şetim gibi lâflar, zina gibi pis fiiller murdar kişiden, murdarlardan sâdır olur ve ancak murdarlara nisbet olunabilir. وَ Ve - bil’akis الْخَبٖيثُونَ لِلْخَبٖيثَاتِ habîsler de habîseler içindir -murdar erkekler murdar karılar içindir «اَلزَّانٖى لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَآ اِلَّازَانٍ اَوْ مُشْرِكٌ» gibi. Yâhud murdar kişiler, murdar sözler ve murdar işler içindir. Pislikler pislerin hassası, pisler de pisliklerin hass mahallidir. وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبٖينَ Tayyibat da tayyibler için -hoş, pâk kadınlar pak erkekler içindir, temiz olanlarındır, pak olmıyanları bulaştıramaz. Yâhud ikinci ma’nâ ile kelimatı tayyibe ve a’mali tayyibe hoş ve temiz kimselerin şıarı, temizlerin kârı, temizlerin halidir. وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ Tayyibler de tayyibât içindir - temiz pâk adamlar, temiz pâk kadınlar içindir. Pâk olmıyanlar ne alırlar, ne tutarlar, yâhud temiz pâk insanlar da temiz pâk sözler, temiz pâk işler, temiz pâk şeyler içindir. Onlara yaraşan onlardan beklenen bunlardır. Hâsılı pâk hoşluklar pâk hoş olanların hassası, pâk hoş olanlar da pâk hoşlukların hass sahib, hass mahallidir اُولٰٓئِكَ o yüksekler - o yüksek temizler o tayyibîn ve tayyibatın en güzidesi olan ehli beyti Mustafa مُبَرَّؤُنَ مِمَّا يَقُولُونَ onların dediklerinden müberradırlar - o habislerin, o ehli ifkin ağızlarına aldıkları şaibeden çok berî ve münezzehtirler لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرٖيمٌ onlar için bir mağrifet ve kerîm bir rızk vardır. - O temizler için ındelhisab bam başka bir mağrifet ve kerameti namütenahî bir rızk vardır ki o Cennettir.

İslâm hukukı esasiyyesinde ıffet ve ırz-u namus hukukunun birinci esaslardan olduğu tesbit buyurulduktan sonra bu temizlikle en ziyade alâkadar olan masuniyyeti mesakin, hukuk ve ahlâkı muaşeret, tesettüri nisvan gibi levazımına geçilerek buyuruluyor ki: ٢٧ يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتّٰى تَسْتَاْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلٰٓى اَهْلِهَا ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٢٨ فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا فٖيهَآ اَحَدًا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتّٰى يُؤْذَنَ لَكُمْ وَاِنْ قٖيلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ اَزْكٰى لَكُمْ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلٖيمٌ ٢٩ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فٖيهَا مَتَاعٌ لَكُمْ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ ٣ قُلْ لِلْمُؤْمِنٖينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذٰلِكَ اَزْكٰى لَهُمْ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ ٣١ وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدٖينَ زٖينَتَهُنَّ اِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدٖينَ زٖينَتَهُنَّ اِلَّا لِبُعُولَتِهِنَّ اَوْ اٰبَآئِهِنَّ اَوْ اٰبَآءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اَبْنَآئِهِنَّ اَوْ اَبْنَآءِ بُعُولَتِهِنَّ اَوْ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنٖىٓ اِخْوَانِهِنَّ اَوْ بَنٖىٓ اَخَوَاتِهِنَّ اَوْ نِسَآئِهِنَّ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُنَّ اَوِ التَّابِعٖينَ غَيْرِ اُولِى الْاِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ اَوِ الطِّفْلِ الَّذٖينَ لَمْ يَظْهَرُوا عَلٰى عَوْرَاتِ النِّسَآءِ وَلَا يَضْرِبْنَ بِاَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفٖينَ مِنْ زٖينَتِهِنَّ وَتُوبُوٓا اِلَى اللّٰهِ جَمٖيعًا اَيُّهَ الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Meali Şerifi