Nisâ Sûresi 19. Âyet
Medine · Cüz 4 · Sayfa 80
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَحِلُّ لَكُمۡ أَن تَرِثُواْ ٱلنِّسَآءَ كَرۡهࣰاۖ وَلَا تَعۡضُلُوهُنَّ لِتَذۡهَبُواْ بِبَعۡضِ مَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأۡتِينَ بِفَٰحِشَةࣲ مُّبَيِّنَةࣲۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِۚ فَإِن كَرِهۡتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكۡرَهُواْ شَيۡـࣰٔا وَيَجۡعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيۡرࣰا كَثِيرࣰا ١٩
Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَآءَ كَرْهًا Cahiliyyede bir âdet varmış: bir adam yakınından biri vefat ettiği zaman kalan zevcesinin veya çadırının üstüne sevbini atıb «kendisine varis olduğum gibi karısına da varis olacağım» dermiş ve böyle dedimi o kadına herkesten ehakk olurmuş, dilerse onu eski mehirden başkasına tezvic eder, mehrini alır ve kadına ondan bir şey vermezmiş ve isterse ölen kocasında alacağı olan mehirden vaz geçirmek için ( عَضْلٌ) adıl yapar, ya’ni kendi almaz, âhare tezvicine de mani’ olurmuş, şayed kimse abayı atmadan kadın kendi akribasının nezdine gidebilirse kendine sahib olabilirmiş, ba’zıları da zevcesinden hoşlanmaz ve maamafih kadının malı bulunduğundan dolayı mirasına konmak için kerhen tutar, ölümünü gözler, hüsni muaşerette bulunmazlarmış. İşte bu âyet ya evvelki veya bu sebebden dolayı nâzil olmuştur. Şu halde evvelkine göre halâl olmayan irsten murad kadınların kendilerine irstir. Kadın miras olmaz. İkinciye göre de mallarına irstir. Ya’ni kerhen tutub malına konmak da halâl olmaz. Diğer taraftan ba’zıları da kadına ihtiyacı bulunmadığı halde tezevvüc eder, iyi geçinemez, bırakmak da ister, fakat mehrini nafakasını verememek ve hul’a mecbur etmek için kadını tazyık eylerdi. Bunlara karşı da şöyle buyurulmuştur:
وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَآ اٰتَيْتُمُوهُنَّ Kadınlara verdiğinizin birazını bile almak için kendilerini tazyık, zevciyet nasîbinden men’etmeyiniz اِلَّآ اَنْ يَاْتٖينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ meğer ki pek açık, karı koca arasını ayıracak aşırı bir edebsizlik veya bir zina yapmış olsunlar. Ancak o zaman ayrılmağa onlar sebebiyyet vermiş olacaklarından hulu’ talebinde ma’zur olabilirsiniz, yoksa yapmayınız وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ kadınlarınızla şer’in inkâr etmiyeceği ma’ruf vechile muaşerette bulununuz.» Burada ma’rufdan murad yatak ve infak hususlarında insaflı, sözde suhbette tatlı bulunmak gibi hususattır. فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ şayed tabiatınıza hoş gelmez, suhbetlerinden bıkarsanız فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَيَجْعَلَ اللّٰهُ فٖيهِ خَيْرًا كَثٖيرًا olabilir ki siz bir şeyi hoşlanmazsınız da Allah onda bir çok hayırlar halk etmiş bulunur. Binaenaleyh onları berveçhi bâlâ, taraflarından bir mucib olmaksızın mücerred nefsiniz hoşlanmadığından dolayı ayrılmağa kalkmayınız, muaşeretlerine sabrediniz