Nisâ Sûresi 162. Âyet
Medine · Cüz 6 · Sayfa 103
لَّـٰكِنِ ٱلرَّـٰسِخُونَ فِي ٱلۡعِلۡمِ مِنۡهُمۡ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ يُؤۡمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبۡلِكَۚ وَٱلۡمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَۚ وَٱلۡمُؤۡتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ أُوْلَـٰٓئِكَ سَنُؤۡتِيهِمۡ أَجۡرًا عَظِيمًا ١٦٢
Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لٰكِنِ الرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ Lâkin ya Muhammed! bu Ehli kitabdan -Abdullah ibni Selâm ve arkadaşları gibii limde rüsuhu bulunanlar ve sahihan ehli iyman olanlar يُؤْمِنُونَ بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَآ اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ الخ hem sana inzâl olunana hem de esnden evvel inzâl olunana iyman ederler وَالْمُقٖيمٖينَ الصَّلٰوةَ – ilk nazarda «وَالْمُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالْمُؤْمِنُونَ» atıflariyle ahenk noktai nazarından bunun da her halde «واو» ile «وَالْمُقٖيمٖينَ الصَّلٰوةَ» olması iktiza ederdi gibi zannolunur. Fakat sûrei Bakarede «لَيْسَ الْبِرَّ» âyetinde «وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرٖينَ فِى الْبَاْسَآءِ وَالضَّرَّآءِ» fıkrasında dahi geçtiği üzere bu gibi mevakı’de lisanı Arab fıkralardan her hangi birine bir hususıyyet vererek celbi dikkat etmek istediği zaman i’rabı tahvil ederek şuna bilhassa i’tina ediyorum» ma’nâsına bir «اَعْنِى=a’ni» takdiriyle nasben okur ki buna medh üzere nasb tabir olunur. Ve hattâ mevsuf ile sıfat beyninde mutabakat vacib iken bu nasb bazan bir sıfatta bile yapılır da «مَرَرْتُ بِزَيْدٍ الْكَرِيمِ» diyecek yerde «اَلْكَرِيمَ» sıfatı mansub okunabilir. İşte burada da salâtın fazıletini iş’ar için ikamei salâta bilhassa i’tina olunarak «وَالْمُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ» yerinde «وَالْمُقٖيمٖينَ الصَّلٰوةَ» buyurulmuştur ki bunun hasılı «وَالْمُقٖيمٖينَ الصَّلٰوةَ واعنى وَالْمُقٖيمٖينَ الصَّلٰوةَ» demek gibidir. Bundan başka bir de imamı Kisaînin ıhtiyar ettiği vecih vardır ki o da bunun mansub olmayıb «بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَآ اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ» deki «مَا» ya atfile mecrur olması, ya’ni iyman edenler miyanında değil, iyman olunanlar miyanında irad edilmiş bulunmasıdır ve bu suretle ikamei salat edenlerden murad lâmı ahdile Enbiya veya melâike demek olur. Maamafih evvelki vecih daha müraccah görülmüştür. Şu halde ma’nâ: o rasihûn mü’minûn ve ikamei salât edenler ki bilhassa şayanı i’tina ve memduhturlar, وَالْمُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ Ve zekâtlarını verenler وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ ve Allaha ve Âhırette iyman edenler اُولٰٓئِكَ سَنُؤْتٖيهِمْ اَجْرًا عَظٖيمًا İşte Ya Muhammed biz o kâfirlere mukabil bütün bünlara muhakkak büyük bir ecir vereceğiz.»
Hazreti Musânın elvahını ileri sürerek Kur’anı hiçe sayıb üzerlerine Semadan bir kitab indirilmesini taleb eden ve bu olmadığı takdirde nübüvveti Muhammediyyenin sabit olamıyacağı iddiasında bulunan Ehli kitab bu talebleriyle ma’nen aleyhlerinde bir kitabı İlahînin nüzulünü istemiş olduklarından tercemei hallerini ve mazî ve istikballerini tasvir ve tefhim eden bu âyâtı beyyinat inzâl buyurulduktan sonra o suallerinde dermiyan etmek istedikleri şüphenin hem ilmî ve hakıkî, hem de ıknaî ve ilzamî bir surette cevabı izah olunarak buyuruluyor ki:
Ya Muhammed: ١٦٣ اِنَّآ اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ كَمَآ اَوْحَيْنَآ اِلٰى نُوحٍ وَالنَّبِيّٖنَ مِنْ بَعْدِهٖ وَاَوْحَيْنَآ اِلٰٓى اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْمٰعٖيلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَعٖيسٰى وَاَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهٰرُونَ وَسُلَيْمٰنَ وَاٰتَيْنَا دَاوُدَ زَبُورًا ١٦٤ وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْلٖيمًا ١٦٥ رُسُلًا مُبَشِّرٖينَ وَمُنْذِرٖينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللّٰهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللّٰهُ عَزٖيزًا حَكٖيمًا ١٦٦ لٰكِنِ اللّٰهُ يَشْهَدُ بِمَآ اَنْزَلَ اِلَيْكَ اَنْزَلَهُ بِعِلْمِهٖ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيدًا ١٦٧ اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ قَدْ ضَلُّوا ضَلَالًا بَعٖيدًا ١٦٨ اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرٖيقًا ١٦٩ اِلَّا طَرٖيقَ جَهَنَّمَ خَالِدٖينَ فٖيهَآ اَبَدًا وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرًا
Meali Şerifi