AyetSûreler

Neml Sûresi 87. Âyet

Mekke · Cüz 20 · Sayfa 384

وَيَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا مَن شَآءَ ٱللَّهُۚ وَكُلٌّ أَتَوۡهُ دَٰخِرِينَ ۝٨٧

Sûr’a üfürüldüğü gün Allah’ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O’na gelirler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ hele Sur üfürüleceği gün - büyük kıyamet!

SÛR, ba’zıları bunu «vâv» ın fethile suver gibi «suret» in cem’i, nefhı de suretlere ruh nefhı diye telâkkı

etmişlerdir. Lâkin böyle olsa idi zamirinde «فيها» denilmek lâzım gelirdi, halbuki diğer bir âyette «ثُمَّ نُفِخَ فٖيهِ اُخْرٰى» diye müfred müzekker zamiri gönderildiğinden bu ma’nâ sahıh olamaz. Ba’zıları da bunu bir temsile hamletmişler, mevtânın kabirlerden mahşere çağırılışları halini, bir orduyu harekete getirmek için boru çalınması haline teşbih suretiyle bir istiarei temsiliyye yapıldığına zâhib olmuşlardır. Ekser müfessirînin kavlince ise ba’zı hadîslerde vârid olduğu üzere Sur, büyük boru gibi bir şeydir ki üç def’a nefh olunacaktır: Birincisi nefhai feza’, ikincisi nefhai saık, üçüncüsü nefhai kıyamdır. Ve buna me’mur olan İsrafil’dir. Bu âyette beyan olunduğu üzere birincisi olan nef’nai feza’da Göklerde ve Yerde kim varsa Allah tealânın dilediği zevattan maadası hep dehşetinden sarsılacak; Sûrei «Zümer» deki «وَنُفِخَ فِى الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ اِلَّا مَنْ شَآءَ اللّٰهُ» kavli kerîmi mucebince ikincisi olan «نفخهٔ صعق» da ise Allahın dilediklerinden maada hepsi yıkılıp ölecek; «ثُمَّ نُفِخَ فٖيهِ اُخْرٰى فَاِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ فَاِذَا هُمْ مِنَ الْاَجْدَاثِ اِلٰى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ» mucebince üçüncüsü olan nefhai kıyamda kabirlerden kalkıp mahşere koşuşacaklardır. Tirmizînin Ebû Saıdi Hudrî radıyallahü anhten tahric edip hasen dediği bir hadîsi şerifte Hazreti Peygamber sallallahü aleyhivesellem: nasıl zevk ederim, sahib sur boruyu ağzına almış ne zaman nefh emrolunacak diye izin dinliyor buyurmuştu: bu, eshabı kirama pek ağır geldi, o vakıt aleyhissalâtü vesselâm «حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ» deyiniz buyurdu. فَزَعٌ FEZA’ korkunç bir şeyden şahsa arız olan tutukluk ve ürkeklik, ya’ni şiddetli korku ile sarsılıp belinlemek demektir. اِلَّا مَنْ شَآءَ اللّٰهُ ancak Allahın dilediği kimseler müstesnâ - olarak feza’dan emîndirler. Bunların kim olduğu hakkında muhtelif sözler söylenmiş ise de kat’î bir haber yoktur, en muvafıkı bundan sonraki ikinci âyette «وَهُمْ مِنْ فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ اٰمِنُونَ» bunun bir beyanı mesabesinde olmasıdır.