AyetSûreler

Mü'min Sûresi 59. Âyet

Mekke · Cüz 24 · Sayfa 474

إِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةࣱ لَّا رَيۡبَ فِيهَا وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤۡمِنُونَ ۝٥٩

Herhalde o saat (kıyamet) muhakkak gelecektir. Onda şüphe yok. Fakat insanların çoğu inanmazlar

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اِنَّ السَّاعَةَ لَٰاتِيَةٌ Her halde o saat - o ceza saati olan Kıyamet - muhakkak gelecek لَارَيْبَ فٖيهَا onda şübhe yok - şübheye mahal yok وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايُؤْمِنُونَ ve lâkin nasın ekserîsi iyman etmezler. 60. وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ Halbuki rabbınız buyurdu ki «اُدْعُونٖٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ» yalvarın bana ki size karşılık vereyim - hem duâ hem ıbadet zikr edilmiş olduğu için ya duâ ıbadet ile yâhud da ıbadet duâ ile tefsir edilmek ıktıza eylediği için müfessirler iki vecih beyan etmişlerdir: Birincisi, Kur’anın bir çok yerlerinde olduğu üzere duâ ıbadet ma’nâsına olarak: bana ıbadet ve kulluk edin ki size sevab ve mükâfat vereyim demek olur. İbni Abbas Dahhak ve Mücahidden merviy olan bu tefsire göre talebi filî de şart edilmiş demektir. Bu surette şu ta’lil bu ma’nâya mutabık olur: اِنَّ الَّذٖينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتٖى zira benim ıbadetimden istikbar edenler - ya’ni kibirlerinden bana ıbadet etmek istemiyenler سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرٖينَ muhakkak yarın hâr-ü hakır olarak Cehenneme gireceklerdir. - İkincisi «اُدْعُونٖٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ» demek, isteyin benden vereyim size demektir ki süddîden merviy olan ve ilk nazarda anlaşılan da budur. Fakat buna göre de ıbâdet duâ ile tefsir edilmek lâzım gelecektir. Bunu böyle iki vecihli olarak ifâdenin nüktesi, ıbadetin duâ, duanın da ıbadet ile telâzümünü ifâde içindir, bir taraftan duâ ıbâdetin iliği mesabesinde olduğu gibi ıbâdet de duânın kabulü şeraıtindendir. Bu duâ emri çok ehemmiyyetli ve şayanı dikkattir. Burada evvelâ insanın irâdei cüz’iyyesinin bir tahkiki ile cebrin reddi vardır. Gerek ıbâdet ma’nâsına olsun gerek sade duâ ikisinde de istemek emredilmiş ve Allahın isticabesi için kulun istemesi şart kılınmıştır. Hem öyle şart kılınmıştır ki şartın intifasından meşrutuu intifası lâzım geleceği cihetle terkine «سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ» diye vaîd terettüb ettirilmiştir. Şu halde emir, vücub içindir, her duanın kabul edilip edilmemesi hususuna gelince «بَلْ اِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ اِلَيْهِ اِنْ شَآءَ» âyetinden anlaşıldığına göre meşiyyet ile mukayyeddir. Ya’ni buradan anlaşılan kazıyyei şartıyye külliyye değil mühmeledir. «اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ» Müeddasınca ba’zı şeraıtı kabul ile de meşruttur. Onun için burada ıbadet ile müterafık olarak zikredilmiştir. Keşşafta Kâ’bdan şöyle nakl eder: Allah tealâ bu ümmete üç haslet vermiştir ki onları nebiyyi mürsel olanlardan başkasına vermemişti, her Peygambere «sen benim halk üzerine şahidimsin» demişti, bu ümmete de «لِتَكُونُوا شُهَدَآءَ عَلَى النَّاسِ» buyurdu. «مَا كَانَ عَلَى النَّبِىِّ مِنْ حَرَجٍ» mantukunca «sana harec yok» demişti, bu ümmete de «مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ» buyurdu «اُدْعُونِىٓ اَسْتَجِبْ لَكَ» demişti, bu ümmete de «اُدْعُونٖٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ» buyurdu اه. «اُدْعُونٖٓى اَسْتَجِبْ لَكُمْ» Şöyle demek de olur: çağırın bana ki size cevab vereyim. Bu şöyle demek olur: benden beni taleb edin, size icabet ederim beni bulursunuz, beni bulan da her şeyi bulmuş olur. Çünkü «اِنَّمَآ اَمْرُهُٓ اِذَآ اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ» dür denilmiştir ki işte hiç reddolunmıyan duâ budur. Netekim ba’zı haberlerde «مَنْ طَلَبَنِى وَجَدَنِى» vârid olmuştur, bana ıbadetten, ya’ni bana duâ ile beni talebden istikbar edenler, benden uzak kalarak mahrumiyyet Cehenneminde zelîl ve hakîr olacaklardır. ٦١ اَللّٰهُ الَّذٖى جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فٖيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَشْكُرُونَ ٦٢ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٦٣ كَذٰلِكَ يُؤْفَكُ الَّذٖينَ كَانُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ ٦٤ اَللّٰهُ الَّذٖى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَآءَ بِنَآءً وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمٖينَ ٦٥ هُوَ الْحَىُّ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَادْعُوهُ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ ٦٦ قُلْ اِنّٖى نُهٖيتُ اَنْ اَعْبُدَ الَّذٖينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَمَّا جَآءَنِىَ الْبَيِّنَاتُ مِنْ رَبّٖى وَاُمِرْتُ اَنْ اُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمٖينَ ٦٧ هُوَ الَّذٖى خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ يُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوٓا اَشُدَّكُمْ ثُمَّ لِتَكُونُوا شُيُوخًا وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى مِنْ قَبْلُ وَلِتَبْلُغُوٓا اَجَلًا مُسَمًّى وَلَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ٦٨ هُوَ الَّذٖى يُحْيٖ وَيُمٖيتُ فَاِذَا قَضٰٓى اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

Meali Şerifi