Mü'min Sûresi 19. Âyet
Mekke · Cüz 24 · Sayfa 469
يَعۡلَمُ خَآئِنَةَ ٱلۡأَعۡيُنِ وَمَا تُخۡفِي ٱلصُّدُورُ ١٩
Allah, gözlerin hain bakışını da bilir, gönüllerin gizlediğini de
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 10–20. âyetleri birlikte ele alır.
10. اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا o küfredenler - Allahın âyâtında mücadele eden ashabı nâr oldukları beyan buyurulan kâfirlerin Cehenneme girdikten sonraki halleri anlatılıyor: يُنَادَوْنَ onlara şöyle bağırılacak - Allah tarafından Cehennemde zebanîler bağıracaklar لَمَقْتُ اللّٰهِ elbette Allahın makti - makt, bugzun şiddetlisi اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ sizin kendinize buğzunuzdan daha büyük - kâfirler kendi kendilerine üç vechile buğzedecekler: bir kerre Kıyameti, Cenneti ve Cehennemi gördükleri zaman bunları inkârda ısrar ettiklerinden dolayı nefislerine kızacaklar, sonra tâbi’ olanlar metbu’ları olan rüesaya kızacaklar, daha sonra Cehenneme girdiklerinde İblis kendilerine nutuk irad edip benim sizin üzerinizde bir saltanatım yoktu, yalnız sizi da’vet ettim de beni dinlediniz, artık beni levmetmeyin kendinizi levmedin «فَلَا تَلُومُونٖى وَلُومُوٓا اَنْفُسَكُمْ» dediği zaman da kendilerine buğzedeceklerdir. 11. قَالُوا رَبَّنَآ اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ diyecekler ki: ya rabbenâ bizi iki öldürdün iki de dirilttin - ya’ni iki ölüm öldürdün, iki dirim dirittin buradan azâbı kabre istidlâl edilmiştir. Deniliyor ki birinci öldürme Dünya hayatı bitiren ilk ölüm, ikinci öldürme kabirdeki birinci ıhyayı ta’kıb eden ölüm, ikinci ıhya da ba’s, şu halde Dünya hayat kale alınmamıştır. Çünkü Dünya da inkâr ettiklerini ıkrar ile ı’tirafi zünub ediyorlar. Buna mukabil mü’minler Sûrei «Saffat» da «اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتٖينَ اِلَّامَوْتَتَنَا الْاُولٰى» demişlerdi. Sûrei «Duhan» da da müttekıler hakkında «لَايَذُوقُونَ فٖيهَا الْمَوْتَ اِلَّا الْمَوْتَةَ الْاُولٰى» buyurulacaktır. Bu münasebetle bunlardan birincinin bedene aid ölüm ve hayat, ikincinin de ruha aid ölüm ve hayat diye mülâhaza edilmesi ve mü’min ruhunun «اِلَّا مَنْ شَآءَ اللّٰهُ» da dahil olarak doğrudan doğru bekasına işaret olması da mühtemildir. Burada kâfirlerin sözlerindeki ikiyi «ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ» tesniye gibi mahza tekrar ve teksir maksadına hamledenler de olmuştur, gûya şöyle demişlerdir. Sen bizi kaç kerreler öldürdün kaç kerreler dirilttin, bunları görüp kudretinin azametini ve binaenaleyh iâdeyi de yapabileceğini anladık فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا şimdi günahlarımızı i’tiraf ettik tanıdık anladık فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَبٖيلٍ fakat çıkmağa bir yol varmı? - Bu ateşten gerek Dünyaya dönmek ve gerek başka bir yere gitmek yâhud bir daha ölmek gibi her hangi bir süretle olursa olsun bir çıkmağa yol var mı? Yok diye yeis ızhar ediyorlar yâhud sen istersen ona da yol bulursun demek istiyorlar.
Buna karşı redd ile cevab olmak üzere şöyle buyuruluyor: 12. ذٰلِكُمْ bu içinde bulunduğunuz azâb بِاَنَّهُٓ şu sebebledir ki اِذَا دُعِىَ اللّٰهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْ bir olarak Allaha çağırıldığı vakıt küfrettiniz وَاِنْ يُشْرَكْ بِهٖ تُؤْمِنُوا de ona şirk koşulursa iyman ediyordunuz - o şirk koşulanların hepsi fâni olup gittikleri, hiç birinin hukmü olmadığı için فَالْحُكْمُ لِلّٰهِ işte huküm Allahın الْعَلِىِّ الْكَبٖيرِ o ulu, büyük Allahın - gayeti ulüv ve kibriya ile muttasıf, zatında sıfatında ve ef’alinde لَيْسَ كَمِثْلِهٖ شَىْءٌ olup ma’budluk yalnız kendinin hakkı bulunan Allahın, işte o, size ebedî azâbı hukmetti. Onun hukmünden kurtuluşa imkân yoktur, müşriklere buğzu büyüktür, şirke mağrifet etmez. Bu suretle o kâfirlerin ahvalini beyandan sonra buyuruyor ki: 13. هُوَ الَّذٖى يُرٖيكُمْ اٰيَاتِهٖ o odur ki size, siz insanlara âyetlerini gösteriyor -ulûhiyyette teferrüdünü ve azametini anlatan âyatını gösteriyor, onunla beraber وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَآءِ رِزْقًا ve sizin için Semadan bir rızık da indiriyor - ya’ni cismanî rızkınıza sebeb olan yağmur, ma’nevî rızkınıza sebeb olan ılim ve Kur’an indiriyor وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُنٖيبُ maamafih o âyetleri herkes anlamaz, ancak inabe eden, gönül veren düşünen anlar. O halde siz gönlünüzü veriniz de 14. فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ Allaha dini ıhlâs ederek ıbadet ve duâ edin ey mü’minler! isterse kâfirler hoşlanmasınlar. 15. رَفٖيعُ الدَّرَجَاتِ Dereceleri çok yüksek - Meleklere ve sevdiği kullarına bahş eylediği dereceler çok yüksek, yâhud dereceleri yükselten ذُو الْعَرْشِ o Arşın sahibi, o saltanatın sahibi - kullarından dilediğine öyle yüksek dereceler veriyor ki يُلْقِى الرُّوحَ مِنْ اَمْرِهٖ عَلٰى مَنْ يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهٖ kullarından dilediği kimseye emrinden ruh ilka buyuruyor - ya’ni Melek indirip vahiy veriyor لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِ o telâkı gününü inzar etmek için. Onun korkunçluğunu haber vermek için -
TELÂKI GÜNÜ, Kıyamet günüdür. Zira o gün ruhlar ve cisimler, Göktekiler ve Yerdekiler, âmeller ve
âmiller ma’budlar ve âbidler telâkı edecekler, birbirlerine kavuşacak veya çatışacaklar, ya’ni 16. يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَ o gün ki o halk hep buruz etmişler, kabirlerden çıkmış, açığa fırlamışlardır. Nefislerini örten, amellerini gizliyen hiç bir şey kalmamış لَايَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَىْءٌ Allaha karşı hiç bir şeyleri gizli değildir - ne kendileri, ne amelleri ne de halleri hiç bir şey hiç bir zaman Allaha gizli kalmaz. Fakat Dünyada gizliyoruz zannedenler o gün kendileri de bir şey gizlemeğe çalışmazlar, bütün uryanlıklarıyle hakkın huzurunda bulunurlar. Buyurulur ki: لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَ kimin mülk bu gün? - Buna şöyle cevab verilir لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ vahid, kahhar Allahın -
VAHİD, zatında hiç şirkete, kesrete ihtimali yok, eczası da yok, cüz’iyyatı da yok.
KAHHAR, bir şeriki olmak şöyle dursun her şey onun kahrına mahkûm «كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلَّا وَجْهَهُ» her şey’e istediğini yapacak vechile galib ve hâkim. 17. اَلْيَوْمَ تُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ الاية mülk ve kahrın eserini beyandır. 18. وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْاٰزِفَةِ Onları o azife gününden de korkut -
AZİFE, yaklaşmakta olan felâket, ölüm saati, yâhud ölümü aratan o Kıyamet saati, yâhud hisab görülüp
ceza kesilip de Cehenneme girilmek üzere bulunulduğu saat ki Kıyametin en acı saatidir. 20. وَاللّٰهُ يَقْضٖى بِالْحَقِّ Hem Allah hakkı kaza buyurur - hakk ile hukmeder ve hukmünü temamen icra eyler, hakkı ıhkak eyler, yerine getirir. وَالَّذٖينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ ondan başka tapınıp yalvardıkları ise - gerek câmid putlar, gerek diğerleri لَايَقْضُونَ بِشَىْءٍ hiç bir şey’i kaza edemezler - kendiliklerinden hiç bir şey’e kat’ıyyetle huküm verip tamamiyle icra ve infaz edemezler, çünkü hepsi Allahın hukmü altında makhurdur, onun için hiç bir şey’i yerine getiremezler اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ çünkü Allahdır ancak hakkiyle işiden gören - iyi işitip görmiyen ise hakkı yerine getiremez, kadıy olamaz.
Allahın âyetlerinde mücadele eden o kâfirler: ٢١ اَوَ لَمْ يَسٖيرُوا فِى الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذٖينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْ كَانُواهُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَارًا فِى الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ٢٢ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَاْتٖيهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ اِنَّهُ قَوِىٌّ شَدٖيدُ الْعِقَابِ ٢٣ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبٖينٍ ٢٤ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ ٢٥ فَلَمَّا جَآءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُوٓا اَبْنَآءَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَآءَهُمْ وَمَا كَيْدُ الْكَافِرٖينَ اِلَّا فٖى ضَلَالٍ ٢٦ وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُونٖٓى اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُ اِنّٖىٓ اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ دٖينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِى الْاَرْضِ الْفَسَادَ ٢٧ وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّٖى عُذْتُ بِرَبّٖى وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ
Meali Şerifi