Muhammed Sûresi 21. Âyet
Medine · Cüz 26 · Sayfa 509
طَاعَةࣱ وَقَوۡلࣱ مَّعۡرُوفࣱۚ فَإِذَا عَزَمَ ٱلۡأَمۡرُ فَلَوۡ صَدَقُواْ ٱللَّهَ لَكَانَ خَيۡرࣰا لَّهُمۡ ٢١
Onların vazifesi itaat ve güzel söz söylemekti. Sonra iş kesinleşince Allah’ın emrine sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 20–28. âyetleri birlikte ele alır.
20. وَيَقُولُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَوْلَا نُزِّلَتْ سُورَةٌ iyman edenler diyorlar ki bir sûre indirilse idi - hallerinde günden güne salâh artmış, iymanlarında sadık halîs mü’minler kâfirlerin dalâl ve tuğyanı karşısında takvâ hislerinin izdiyâdiyle fîsebîlillah cihada izin verilmesini arzu ederek olbabda bir Sûre indirilmesine iştiyak besliyorlar فَاِذَآ اُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فٖيهَا الْقِتَالُ onun üzerine muhkem bir Sûre indirilip onda kıtâl zikredilince - ya’ni kıtâlin vücubu teşabüh ve ihtimalden arî sağlam bir surette beyan olunan bir Sûre, yâhud hukmü sâbit gayri mensuh bir Sûre «فَاِذَا لَقٖيتُمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ» buyurulan bu Sûre «قَاتِلُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ» buyurulan Sûrei «Bakare» «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا لَقٖيتُمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْاَدْبَارَ اِذَا لَقٖيتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا» buyurulan Sûrei «Enfal» ve nihayet Sûrei Berâe gibi kıtâl zikredilen Sûrelerin hepsi bu hususta muhkemdirler. Âyâti kitâl «حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَا» sâbittir رَاَيْتَ الَّذٖينَ فٖى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ görüyorsun ki o kalblerinde bir maraz bulunanları - bir nifak, yâhud dîn zaıyflığı bulunanları يَنْظُرُونَ اِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِىِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ sana öyle bir bakış bakıyorlar ki tıbkı ölümden baygınlık gelmiş kimsenin bakışı gibi - ya’ni gözünü açmıya dermanı olmıyan bir muhtadar gibi baygın baygın gözlerini kaldıramıyor, yan yan bakıyorlar, öyle korkuyorlar. فَاَوْلٰى لَهُمْ o da onlara evlâdır - Ya’ni öyle kimselere de ölüm yaşamaktan daha evlâ daha münasibdir. Yâhud «veyl» den ismi tafdıl olarak veylin de en dehşetlisi onlara demektir. İlh... 22. فَهَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ تَوَلَّيْتُمْ – burada tevellî, iki ma’naya muhtemildir: birisi arkasını dönüp kaçmak, ma’nâsına tevellîden, birisi de velâyetten tefe’ul olarak, vâli olmak iş başına geçmek ma’nâsına tefsir olunmuştur. Binâenaleyh şu iki ma’nânın ikisi de doğrudur. Evvelki ma’nâca nasıl o korkaklıkla döner harbden kaçar da اَنْ تُفْسِدُوا فِى الْاَرْضِ Arzda fesad yapar - ordu bozanlık edip düşmanın istîlâsına sebebiyyet verir وَتُقَطِّعُوٓا اَرْحَامَكُمْ ve erhamınızı doğratabilir misiniz? -
ERHAM, rahimin cem’ıdir. Rahim esâsen kadının çocuk makarri olan cihazidir. Karâbet menşe’i olmak
hasebiyle akrıbalığa da rahim ıtlak olunur. Bu ma’nâ ile akrıbaya ülül’erham denildiği gibi erham da denilir ki burada bu ma’nâyadır. Ya’ni çoluğunuzu çocuğunuzu kadınlarınızı, hısımlarınızı parçalatabilir misiniz? Çünkü müsliman ordusunda fesad çıkarıp düşman istîlâsına sebebiyyet verildiği takdirde hasıl olacak netîce budur. Obir ma’nâca: nasıl o korkaklıkla iş başına geçer, kumandayı elinize alır da vatanınızı cahiliyye devri gibi fesada verir, ıhtilâl içinde hısım ve akrıbalarınızı yine öyle perişan edebilirmisiniz? Bu âyetle kat’ı rahimin hurmetine istidlâl olunur. Burada bunları bu suretle tevbıh ederken, böyle tevbih tarikıyle bile hıtaba lâyık olmadıklarını anlatmak için hıtabı tahvil ile buyuruluyor ki 23. اُولٰٓئِكَ onlar - o vasıfları zikrolunan ve harb emri kat’ıyyet ve ciddiyye kesbettiği sıra sadakatsizlik edip de erhamlarını doğratacak vechile vatanlarını fesâda verecek olan kalbi marazlılar الَّذٖينَ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ Allahın lâ’net ettiği; rahmeti sahasından tard eylediği kimselerdir. فَاَصَمَّهُمْ وَاَعْمٰٓى اَبْصَارَهُمْ Onun için kulaklarını sağır ve gözlerini kör etmiştir. - Hak kelâmını işitmezler, enfüs-ü âfaktaki âyâtı hakkı görmezler, bakmak istemedikleri için görmezler 24. اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَ öyle olmasa Kur’anı bir tedebbür etmezler mi? اَمْ عَلٰى قُلُوبٍ اَقْفَالُهَا Yoksa bir takım kalbler üzerine kilidler mi vurulmuş - bunun «طَبَعَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ» mazmunu üzere istifhamı takrirî olması sıyaka daha münasibdir. Burada «اَقْفَالُهَا» fâsılası ta yukarıdaki «لِلْكَافِرٖينَ اَمْثَالُهَا» fâsılasına nâzırdır, onu ıhtar eder, gaflet olunmıya. 25. اِنَّ الَّذٖينَ ارْتَدُّوا الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ Şeytan onlara tesvîl yaptı - büyük günahları ehemmiyyetsiz göstererek şehevata saldırttı وَاَمْلٰى لَهُمْ ve onları arzu ve emellere düşürdü 26. ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ şu sebeble ki bunlar - bu Munafıklar قَالُوا لِلَّذٖينَ كَرِهُوا مَانَزَّلَ اللّٰهُ Allahın indirdiğini hoşlanmıyanlara dediler - Benî kureyza ve Benî nadîr Yehûdîleri Hazreti Peygambere Kur’anın indirilmesini hoşlanmamışlardı. Kureyş Müşrikleri de «لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظٖيمٍ» demişlerdi, Munafıklar o Yehûdîlere veya Müşriklere gizlice söz vererek سَنُطٖيعُكُمْ فٖى بَعْضِ الْاَمْرِ biz size ba’zı emirde itaat edeceğiz - demişlerdi, netekim sûrei «Haşr» de «اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ نَافَقُوا يَقُولُونَ لِِاخْوَانِهِمُ الَّذٖينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَئِنْ اُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلَا نُطٖيعُ فٖيكُمْ اَحَدًا اَبَدًا وَاِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْ» buyurulmuştur. Ehzab vak’asındaki ittifakları da vardı. وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِسْرَارَهُمْ Halbuki Allah onların o gizli konuşmalarını biliyordu - öyle iken onu hisaba almadılar da Allaha ve Peygamberine karşı gizli ittifaka kalkıştılar 27. فَكَيْفَ اِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ الخ 28. فَاَحْبَطَ اَعْمَالَهُمْ de amellerini ihbat eylemiştir. - IHBAT, amelin sevabını giderip hiçe indirmektir. Güzel amel, günaha keffaret olup kötü ameli örttüğü gibi kötü ameller de iyi amelleri ihbat eder. Bu suretle ihbat keffaret ve mağfiretin zıddı demek olur. Anlaşılıyor ki onların iyi amelleri de yok değildi, fakat Allahın gadabını da’vet eden şeyler yapıp rıdvanını kerih gördüklerinden dolayı iyi amelleri habt olunmuştur. ٢٩ اَمْ حَسِبَ الَّذٖينَ فٖى قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللّٰهُ اَضْغَانَهُمْ ٣ وَلَوْ نَشَآءُ لََارَيْنَاكَهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسٖيمٰيهُمْ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فٖى لَحْنِ الْقَوْلِ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اَعْمَالَكُمْ ٣١ وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتّٰى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدٖينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرٖينَ وَنَبْلُوَا اَخْبَارَكُمْ ٣٢ اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ وَشَآقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَاتَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدٰى لَنْ يَضُرُّوا اللّٰهَ شَيْئًا وَسَيُحْبِطُ اَعْمَالَهُمْ ٣٣ يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوٓا اَعْمَالَكُمْ ٣٤ اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ ثُمَّ مَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَهُمْ ٣٥ فَلَا تَهِنُوا وَتَدْعُوٓا اِلَى السَّلْمِ وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ وَاللّٰهُ مَعَكُمْ وَلَنْ يَتِرَكُمْ اَعْمَالَكُمْ ٣٦ اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَايَسْئَلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ ٣٧ اِنْ يَسْئَلْكُمُوهَا فَيُحْفِكُمْ تَبْخَلُوا وَيُخْرِجْ اَضْغَانَكُمْ ٣٨ هَآ اَنْتُمْ هٰٓؤُلَآءِ تُدْعَوْنَ لِتُنْفِقُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ فَمِنْكُمْ مَنْ يَبْخَلُ وَمَنْ يَبْخَلْ فَاِنَّمَا يَبْخَلُ عَنْ نَفْسِهٖ وَاللّٰهُ الْغَنِىُّ وَاَنْتُمُ الْفُقَرَآءُ وَاِنْ تَتَوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَايَكُونُوٓا اَمْثَالَكُمْ
Meali Şerifi