AyetSûreler

Muhammed Sûresi 15. Âyet

Medine · Cüz 26 · Sayfa 508

مَّثَلُ ٱلۡجَنَّةِ ٱلَّتِي وُعِدَ ٱلۡمُتَّقُونَۖ فِيهَآ أَنۡهَٰرࣱ مِّن مَّآءٍ غَيۡرِ ءَاسِنࣲ وَأَنۡهَٰرࣱ مِّن لَّبَنࣲ لَّمۡ يَتَغَيَّرۡ طَعۡمُهُۥ وَأَنۡهَٰرࣱ مِّنۡ خَمۡرࣲ لَّذَّةࣲ لِّلشَّـٰرِبِينَ وَأَنۡهَٰرࣱ مِّنۡ عَسَلࣲ مُّصَفࣰّىۖ وَلَهُمۡ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَمَغۡفِرَةࣱ مِّن رَّبِّهِمۡۖ كَمَنۡ هُوَ خَٰلِدࣱ فِي ٱلنَّارِ وَسُقُواْ مَآءً حَمِيمࣰا فَقَطَّعَ أَمۡعَآءَهُمۡ ۝١٥

Kötülükten sakınanlara vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunların durumu, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتٖى وُعِدَ الْمُتَّقُونَ o korunan müttekîlere va’dolunan Cennetin meseli «جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ» diye Cennetin altından aktığı anlatılan ırmakların burada bir tefsiri vardır. Müttekîler ta’bir buyurulmuş ve bu suretle şu anlatılmıştır: dînden asıl maksad takvadır. İyman ve ameli salih de takvâ cümlesindendir. Esası, vacib olan fiılleri yapıp seyyiattan kaçınarak Allahın vikayesine girib azâbından korunmaktır. Ya’ni «اِنَّ اللّٰهَ يُدْخِلُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ» mantukunca: Muhammede indirilene iyman edip salih salih ameller yaparak korunan mü’minlere va’d olunan Cennetin temsili tarikıyle acîb bir halinin tasviri şudur: فٖيهَآ اَنْهَارٌ onda ırmaklar var: مِنْ مَآءٍ öyle bir sudan ki غَيْرِ اٰسِنٍ bozulması yok - bayatlamaz, tadı bozulmaz, korkmaz, yiğmez öyle cereyan eder وَاَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ yine ırmaklar var: öyle bir sütten ki لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ tadı değişmez - Dünya sütleri gibi ekşimez, kesilmez, kokmaz, fıtratı vechile ter-ü tâze akar وَاَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ yine nehirleri var: bir şarabdan ki لَذَّةٍ لِلشَّارِبٖينَ içenlerine lezzet - Dünya şarabları gibi kekreliği yok, humârı yok, günahı, gâilesi yok وَاَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ yine nehirler var: öyle bir baldan ki مُصَفًّى safi süzme - mumu yok posası yok - Ebüssüud der ki: Cennetin meşrubatını Dünyada en ziyade hoşa giden meşrubatın nekıysalarından tecrid ve tahliye suretiyle bir temsildir. İbni Abbastan varid olmuştur ki: bu nehirlerin sütü sağılmaz, Said ibni Cubeyrden de merviydir ki fers-ü dem arasından çıkma değildir. Şarabı sıkıcıların ayağı ile çiğnenmez, balı arılardan çıkmaz. وَلَهُمْ فٖيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ Hem onlara semeratın, meyvelarin her türlüsünden var, içecekler öyle aktığı gibi yiyeceğin de envâı var, fakat ihtiyac için değil, sırf telezzüz için, çünkü meyve telezzüz için yenilir. Bir de semere, sermaye üzerinde hasıl olan hasılâta ıtlak edilir. Ehli Cennet sermayeden değil, amellerinin semeresi olan hasılât ve varidattan merzuk olacaklardır. وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ Hem de rablarından bir mağfiret var. - Mağfiret günahı örtmek demek olduğuna göre o, Cennete girilmezden evvel değilmidir? O halde Cennette mağfiretin ma’nâsı ne dir? Buna demişlerdir ki evvel olan mağfiret günah ile muâhaze etmemek ma’nâsına setri zünubdur. Buradaki mağfiretten murad ise utandırmamak için günahı hiç anmamak, hatırlatmamak ma’nâsına setri zünubdur. Yâhud mağfiretten murad günahı hasenat ile setir ma’nâsına naîm ve rıdvandır. Artık bir düşünmeli, hiç böyle bu Cennette hâlid olacak olan müttekîler كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِى النَّارِ o Cehennem ateşinde hâlid olacak olan kimseye benzer mi? Ki Cennettekilerin o güzel içeceklerine mukabil وَسُقُوا مَآءً حَمٖيمًا bir kaynar su ile suvarılırlar فَقَطَّعَ اَمْعَآءَهُمْ de em’alarını, ya’ni bağırsaklarını parça parça eder. -

EM’Â «miâ» nın cem’ıdır ki mi’deden sonra taâmın intikal eylediği bağırsağa denilir.