Mâide Sûresi 93. Âyet
Medine · Cüz 7 · Sayfa 123
لَيۡسَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ جُنَاحࣱ فِيمَا طَعِمُوٓاْ إِذَا مَا ٱتَّقَواْ وَّءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ ثُمَّ ٱتَّقَواْ وَّءَامَنُواْ ثُمَّ ٱتَّقَواْ وَّأَحۡسَنُواْۚ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ٩٣
İman edip salih amel işleyenler, Allah’tan korktukları, imanlarında sebat ettikleri, salih amel işlemeye devam ettikleri, sonra Allah’tan sakındıkları, imanlarından ayrılmadıkları, yine Allah’tan korktukları ve iyilikte bulundukları müddetçe, daha önce yediklerinden dolayı kendilerine bir günah yoktur. Allah iyilikte bulunanları sever
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لَيْسَ عَلَى الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فٖيمَا طَعِمُوٓا iyman edib salih, iyi işler yapanlara اِذَا مَا اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ haramdan sakınıb iyman etmekte ve a’mali saliha yapmakta cidden, zâhiren veya batınen sebat ettikleri ثُمَّ اتَّقَوْا وَاٰمَنُوا sonra yine haram kılınandan sakınıb iyman eyledikleri yaptıkları, güzel güzel ameller taharri ederek onlarla güzelce iştigal eyledikleri takdirde mazıyde tattıkları, ya’nı nehiyden evvel içtikleri içkide günah yoktur. Bunlar mertebei ihsandadır. وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنٖينَ ve Allah muhsinleri sever: onları muahaze etmez.» - Şu halde gayei felâh ve saadet rehbaniyyete değil, bu şeraıt altında ihsandadır. Görülüyor ki bu âyette iyman ve ameli salih iki kerre ve takvâ üç mertebe olarak zikredilmiş ve nihayet mertebei ihsana gelmiştir ki takvânın bu üç def’a zikri muhtelif vücuh ve meratibi takvâya işarettir. Evvelâ, mazı, hal, istıkbal, ezminei selâseye işarettir. Saniyen, ahvali selâseye işarettir ki birincisi insanın kendisiyle yine kendi nefsi ve vicdanı beyninde takvâ ve iyman, üçüncüsü kendisiyle Allah beyninde takvâ ve iymandır. Bunun için üçüncüsünde iyman, ihsana tebdil edilmiş, aleyhissalâtü vesselâmın «اَلْاِحْسَانُ اَنْ تَعْبُدَ اللّٰهَ كَاَنَّكَ تَرَاهُ فَاِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَاِنَّهُ يَرَاكَ» ta’rifine işaret buyurulmuştur. Salisen, sûrei «Bakare» nin evvelinde beyan olunduğu üzere mebde’, vasat, müntehâ olmak üzere takvânın üç mertebesi bulunduğuna işarettir. Rabian, tevakkı olunacak şeylerin meratibine işarettir. Çünkü evvelâ ıkabdan tevakkı için haramı terk, saniyen harama düşmemek için şübhelileri terk, salisen nefsi hıssetten sıyanet ve tabiat ve i’tiyad kirlerinden tehzib için ba’zı mübahatı terk gerektir. Netekim bu noktaya balâdaki «لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ لَكُمْ» kavli İlâhîsinde de bir işaret vardır. Zira «اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ» medlûlünce halâl kılınanlar zaten tayyibat olduğu halde halâlların tayyibatı «طَيِّبَاتِ مَآ اَحَلَّ اللّٰهُ» buyurulması tayyibatın tayyibatı mealini ifade eder ki bu da hasis olan mubahattan bir ıhtirazı tazammun eyler.
Hamr-ü meysir ve saire gibi daima haram olanlardan başka bir de mukvakkaten ve sırf taabbüd ve terbiye hıkmetiyle men-u tahrim edilenler vardır ki buna da sûrenin başında «غَيْرَ مُحِلِّى الصَّيْدِ وَاَنْتُمْ حُرُمٌ» kaydiyle işaret buyurulmuş idi. Şimdi buna celbi dikkatle buyuruluyor ki: ٩٤ يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللّٰهُ بِشَىْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُٓ اَيْدٖيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ فَمَنِ اعْتَدٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ اَلٖيمٌ Meali Şerifi