Mâide Sûresi 80. Âyet
Medine · Cüz 6 · Sayfa 121
تَرَىٰ كَثِيرࣰا مِّنۡهُمۡ يَتَوَلَّوۡنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ لَبِئۡسَ مَا قَدَّمَتۡ لَهُمۡ أَنفُسُهُمۡ أَن سَخِطَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ وَفِي ٱلۡعَذَابِ هُمۡ خَٰلِدُونَ ٨٠
Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
تَرٰى كَثٖيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذٖينَ كَفَرُوا din-ü iyman iddiasında bulunan bu Ehli kitabdan bir çoğunu görürsün ki -Resulullaha ve mü’minlere buğuzlarından nâşik âfirlere ya’ni müşriklere pek sıkı dostluk ediyorlar -müşriklerden tarafa oluyorlar, onların velâyeti arkasına düşüyorlar لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ اَنْفُسُهُمْ vallahi nefisleri kendileri için kıyamet gününe ne fena şey takdim ettiler ki şudur: اَنْ سَخِطَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَفِى الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ Allah kendilerine hışmetti ve azabda muhalleddirler.»- Çünkü Allaha da iymanları yok o Peygambere de 81. وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالنَّبِىِّ وَمَآ اُنْزِلَ اِلَيْهِ eğer bunlar Allaha ve o Peygambere ve ona inzal olunana iyman eder olsalardı مَا اتَّخَذُوهُمْ اَوْلِيَآءَ Allahın ve Peygamberin düşmanı olan o kafirleri dost tutmazlar, evliya tanımazlardı وَلٰكِنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ve lâkin bunların bir çoğu dinden çıkmış fasıklardır.» -Mâzîde «مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا» olmadıkları gibi bugün de değildirler, badema olmaları da müsteb’addir. Bil’akis tuğyan ve teaddilerini artıracaklardır. Mü’minleri hoşlanmamaları, dîni islâm ile istihza etmeleri de bundardı. Bunun için mü’minler bunları dost bilmemeli ve bunlar gibi olmamalıdırlar. Allahın bahşettiği ni’meti islâmı unutmamalı, nankörlük etmemeli, misaklarını bozmamalı, ahidlerini, akidlerini ifa etmeli, ameli salih yapmalı. «قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلّٰهِ» olmamalıdırlar.
Görülüyor ki bu âyetin mazmunu evvelâ bunlarda «مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا» şartının halen dahi intifasını tasrih ve fasılasile tâ yukarıdaki «وَاَنَّ اَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ» fasılasını te’kid ve o âyeti ıhtar ve oradan daha mâkabline doğru bir ircaı nazar ettirmiştir. Demek ki burada Sûrenin başına kadar girisin geri bir mülâhaza daha yapılacak ve tekrar dönülüb mâba’dine devam edilecektir. Şayanı dikkattir ki yukarıda ekserinin fasık olduğu söylendiği halde buradada kesîr ta’bir buyurulmuş, ya’ni bir çoğu denilmiştir. Gerçi eksere dahi kesîr denilebilirse de «كَثِيرُهُمْ» ile «كَثِيرًا مِنْهُمْ» ya’ni çoğu ile bir çoğu ta’birleri arasında fark da vardır. Bu fark bize şu iki ma’nadan birini ıhtar eder:
1- Demek ki ikinci fisk evvelkinden eşeddir. Ekserin fiskı taatsizlik ma’nasına fisıktı ki i’tikadsız olub olmamaktan eamdır, ekseriyyetin Ehli kitab olmaktan çıkmasını istilzam etmez. Bir çoğunun fıskı ise bütün bütün küfr-ü tugyan ile Ehli kitab olmaktan huruç ve irtidad ma’nasına bir fisktır ki obirinden eşedd bir şerdir.
2- Her ikisinde fisk aynı ma’naya olmakla beraber demek ki dini islâmın intişarı ve bu hıtabatı Kur’aniyyenin feyzi te’siri ile Ehli kitabın ekseriyyeti fasikası azalmış «وَلٰكِنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ» kalmışlar, fakat bu kesîrin fiskı «وَلَيَزٖيدَنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ مَآ اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا» medlûlünce keyfiyyet i’tibariyle eski ekseriyyetin fiskından çok ziyade, çok şiddetli olmuştur. Filvakı’ dini islâmın intişarı evvel emirde bütün kitabları ve edyanı cami’ yeni bir kitab etrafında toplanan salih ve müstakım yeni bir ümmet, yeni bir Ehli kitab teşkil etmiştir. Saniyen umumiyyetle Ehli kitab üzerinde bir hissi salâh uyandırmış, salisen Ehli kitabın ekaliyyeti mü’mine ve salihası islâma iltihak etmiş, diğer taraftan ekseriyyeti fasika kalmıştır. Sonra bu ekseriyyeti fasikanın bir çoğu da müsliman olmamakla beraber az çok bir intibahı salah ile islâm tabi’iyyetine girmiş, zimmeti islâmı kabul eylemiş, ve bu suretle eski fisıklarının bir çoğundan vaz geçmiştir. Bu suretle o ekseriyyeti fasika azalmış, fakat buna mukabil bir çoğu da hakkı büsbütün unutmuş, gayz-u taassuba sarılmış, küfr-ü tuğyanını artırdıkça artırmış, her münkeri terviç etmiş, islâma husumette müşriklerle beraber olmuş ve hatta daha ileri gitmiş, lisanı Davud ve Isa ile tel’in edilen mel’unlar menzilesine düşmüştür. Binaenaleyh mukaddema «وَاَنَّ اَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ» hıtabına lâyık olan Ehli kitab, kemmiyyet noktai nazarından eski haline nazaran «وَلٰكِنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ» kalmış ve fakat keyfiyyet noktai nazarından «شَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِ اَنْ سَخِطَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَفِى الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ» olmuşlardır. Demek ki Ehli islâm misakı iyman ve salâha gereği gibi riayette devam ve hayratta müsabaka ile mücahedeye ıkdam ettikçe fisk azalacak, salâhı âlem tezayüd edecek, herkes «لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ» sirrine mazhariyyetle mes’ud olacak ve aksi halde müslimanların hali de Ehli kitabın haline dönecek fasıklara mahkûm olub onların sürüklediği azaba düşeceklerdir.
Bu tafsılâttan ve fiskın azalmasından anlaşıldı ki Ehli kitab içinden evvelâ ekseri fasikîne, sonra da kesîri fasikîne tekabül eden birer kısım vardır ki haksız gulüvv-ü taassubdan sakınır mu’tedil bir ümmeti muktasıdedirler. Bunların bir kısmı ekseriyyeti fasikaya iştirak etmemiş, evvel-ü âhir iyman-ü salâhlarını muhafaza etmişler, Musaya olduğu gibi Isâya, Isâya olduğu gibi Hâtemül’enbiyaya da iyman eylemişlerdir. Bunların hallerinde bir fark varsa mukaddema o Peygamber, o ruhı hak gelecek diye iyman ederken gelince de geldi diye iyman etmiş ve münzelâtı sabıka ile beraber münzelâtı lâhıkayı da ikame eylemiş olmalarından ıbarettir. Diğer kısmı ise mukaddema ekseriyyeti fasikadan olduğu halde bil’ahare intibah hasıl etmiş, tevbekâr olmuş ve obirlerine iltihak ederek kesîri fasikîne mukabil ahzı mevkı’ etmişlerdir veya edeceklerdir ki işte bunlar «مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا» dırlar.
Acabâ bunlar içinde Yehud ve Nesârâ da aynı nisbette midirler? Yoksa farklı mıdırlar? Bu noktai nazardan Yehud ile Nesârâyı mukayeseye gelince: Filvakı’ bunların ikisinin de çoğu fasıktır, fasıklar da mü’minleri sevmezler, adavet ederler. Maamafih hepsinin derecei adavetleri ve kabiliyyeti meveddetleri de müsavi değildir. Ya Muhammed!. ٨٢ لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذٖينَ اَشْرَكُوا وَلَتَجِدَنَّ اَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا الَّذٖينَ قَالُوٓا اِنَّا نَصَارٰى ذٰلِكَ بِاَنَّ مِنْهُمْ قِسّٖ يسٖ ينَ وَرُهْبَانًا وَاَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ٨٣ وَاِذَا سَمِعُوا مَآ اُنْزِلَ اِلَى الرَّسُولِ تَرٰٓى اَعْيُنَهُمْ تَفٖيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَآ اٰمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدٖينَ ٨٤ وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَمَا جَآءَنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعُ اَنْ يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحٖينَ ٨٥ فَاَثَابَهُمُ اللّٰهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا وَذٰلِكَ جَزَآءُ الْمُحْسِنٖينَ ٨٦ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَآ اُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ
Meali Şerifi