AyetSûreler

Mâide Sûresi 64. Âyet

Medine · Cüz 6 · Sayfa 118

وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ يَدُ ٱللَّهِ مَغۡلُولَةٌۚ غُلَّتۡ أَيۡدِيهِمۡ وَلُعِنُواْ بِمَا قَالُواْۘ بَلۡ يَدَاهُ مَبۡسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيۡفَ يَشَآءُۚ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرࣰا مِّنۡهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَ طُغۡيَٰنࣰا وَكُفۡرࣰاۚ وَأَلۡقَيۡنَا بَيۡنَهُمُ ٱلۡعَدَٰوَةَ وَٱلۡبَغۡضَآءَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ كُلَّمَآ أَوۡقَدُواْ نَارࣰا لِّلۡحَرۡبِ أَطۡفَأَهَا ٱللَّهُۚ وَيَسۡعَوۡنَ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَسَادࣰاۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُفۡسِدِينَ ۝٦٤

Yahudiler, "Allah’ın eli çok sıkıdır" dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü azdırıyor. Biz, onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozğunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَقَالَتِ الْيَهُودُ Yehudîler يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌ Allahın eli bağlıdır, sıkıdır dediler -bu söz mahcurdur, mukayyeddir, dilediği gibi tasarrufa kadir değildir, her istediğini yapamaz ve binaenaleyh istediği gibi infak ve ihsan da edemez, dardır, bol rızk veremez demek olduğu gibi eli sıkıdır, tabiatinde buhl ve imsak vardır. Vermek istemez, isteyemez demek de olabilir. Ya’ni ya doğrudan doğru nefyi cûddan veya nefyi kudret ile beraber nefyi cûddan kinâyedir. Lisanı Arabda gulliyed ta’biri buhl ve imsaktan, bastı yedde el açıklığı gibi cûd ve keremden kinaye olur. Ve onun için hakikaten el bulunmayan mevki’de de isti’mal olunur. Lisanımızda eli bağlı demekle eli sıkı demek arasında fark vardır. Eli bağlılık el darlığı gibi bir müzayeka, fakr veya acz ve mania ifade eder. El sıklığı demek arasında fark vardır. Eli bağlılık el darlığı gibi bir müzayeka, fakr veya acz ve mania ifade eder. El sıkılığı ise esasen yine darlıktan me’huz olmakla beraber bu ma’nâ mülâhaza olunmaksızın servet ve kudreti de varken doğrudan doğru buhl ve imsaki cibilli ifade eder. Zira kinâyeler ya bimertebetin veya bimeratib levazımda ist’mal demektir. Arabca gulliyed ise her iki ma’nâya müsaiddir. Netekim «وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ» de el sıkığılı «غُلَّتْ اَيْدٖيهِمْ» de de el bağlılığı zaruret ve muzayeka ma’nâsınadır. Yehud «يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌ» derken eli hem bağlı hem sıkı ma’nâsını kasd etmişler ki cevabda «بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ» buyurulmuş, hem kudret ve hem meşiyyeti tamme ile cûd isbat olunmuştur. Binaenaleyh Yehudun bu sözü «Allah her istediğini yapamaz ve her istediğini veremez, onun için bol bol rızk da veremez yoksa Yehudîlere hiç darlık çektirmez, her şeyi ihsan ediyordu» mealinde olduğu anlaşılıyor.

İbni Abbas, Ikrime ve Dahhâk demişlerdir ki mukaddema bolluk ve ucuzluk içinde bulunan ve hattâ bulundukları yerlerde halkın en zengini olan Yehudîler bil’ahare Allaha ısyanları yüzünden darlığa ve sıkıntıya düşmüş olmalarından dolayı bu sözü Finhas ibni Azura söylemiş ve bu âyet bu sebeble nâzil olmuştur. Mukatil ise İbni Suriya ve Azir ibni Ebi Azırın dahi Finhas ile beraber olduklarını ve hattâ istikraz âyetlerine karşı «اِنَّ اللّٰهَ فَقٖيرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَآءُ» dedikleri gibi buhtü nassar ve Nesârâ tarafından beyti makdisin tahribi hadiselerine de «eğer Allahın eli bağlı olmasa idi bunları bizden men’ ederdi» dediklerini rivayet eylemiştir. Yehudun bu sözü eshabı Resulullahın şiddetli fakr-u ihtiyac içinde bulundukları sırada «Muhammedin ilâhî fakır, eli bağlıdır, onun için onları zaruretten kurtaramıyor» tarzında Müslimanlarla istihza etmek için söylemiş olmaları ihtimali de söylenmiştir. Âyette bunun edilmiş olması hasabiyle siyakı bize şunu iş’ar ediyor ki bu söz Yehudîlerin ahbarı tarafından söylenmiş olmak i’tibariyle umumuna nisbet edilmiştir. Ve demek oluyor ki bu söz Yehudîlerin ahbarı tarafından söylenmiş olmak i’tibariyle umumuna nisbet edilmiştir. Ve demek oluyor ki bu söz Yehudîlerin akide ve ahlâklarına müteallik bir düstur mahiyyetinde fezleke edilmiş ve umumun anlayabileceği bir ifade ile ifade olunmuştur. Binaenaleyh bunda başlıca iki mes’ele vardır. Birisi sonraki Yehudîlerin kudreti İlâhiyye hakkındaki felsefî nazariyyeleri, diğeri de buna müteferri’ olarak ahlâk ve iktısadda tutturdukları buhl ve imsak düsturları ki bunlar balâda zikr olunan seyyiâtın esbabından en mühimmini teşkil eder. Demek oluyor ki ulemai Yehud sonradan tabiat ve icab nazariyyesine saparak Allah tealânın tam ma’nasiyle faili muhtar olmadığı ve kudret ve iradei İlâhiyyenin kavanini tabi’ıyye ile mukayyed ve mahdud olub onun fevkine geçemiyeceği, tabiri âharle Allah kâinatı halk ettikten sonra artık istirahate çekilib huküm ve kudretini «نَحْنُ اَبْنَآءُ اللّٰهِ وَاَحِبّآَؤُهُ» dedikleri gibi mahlûkatına tevdi’ etmiş olmakla onlara dilediği gibi sevab ve ıkab yapamıyacağı ve bu suretle eli bağlanmış, cud-ü ihsanı gayet daralmış olduğu ve binaenaleyh Yehudîlerin bunu böyle bilib mucebince her hususta buhl-ü imsaki düsturi iktisad ittihaz etmeleri lâzım geldiği fikrine düşmüşler ve bu fikir altında Allahın hem rahmetinden me’yus ve hem gazabından emin olarak o fena san’ate sülûk etmişler velhasıl «يَدُ اللّٰهِ مَغْلُولَةٌ» demişler غُلَّتْ اَيْدٖيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا kendi elleri bağlanmış öyle söylenmişler ve söylediklerile mel’un olmuşlardır. Elleri bağlansın ve sözleriyle mel’un olsunlar.»- Bu fıkra, ya bu sözlerinin sebeb ve müsebbebini ıhbar veya bu sebeble aleyhlerine duayı ta’lim ve telkın eden bir inşadır.

بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ Hayır Allahın iki eli de açıktır. Yedi cemali de açık yedi celâli de. Hâşâ o behîl değil cevadı mutlaktır, âciz değil kadiri mutlaktır. يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ nasıl dilerse öyle infak eder, isterse verir, isterse vermez, isterse az verir isterse çok, isterse hisab ile verir, isterse hisabsız, isterse sebbe ile verir isterse sebebsiz -hem ganiyyi kerîm, hem kadiri mutlak hem faili muhtar, hem rezzakı alel’ıtlaktır. Ne vermeğe mecburdur ne vermemeğe, Ne vermekle gınası tükenir, ne vermemekle buhlü lâzım gelir. Ne kudretini tahdid edecek bir kudret vardır, ne de iradesini men’edecek bir kanun. Kudretleri takyid eden kayitler, iradeleri tazyık eyliyen kanunlar Allah üzerinde değil, ancak ve ancak mahlûkat üzerinde hâkimdir. Onların hududundan çıkmıya yol bulamıyacak olanlar hâlık değil, mahlûk olanlardır. «يَرْزُقُ مَنْ يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَآءُ وَيَقْدِرُ وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهٖ لَبَغَوْا فِى الْاَرْضِ وَلٰكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَايَشَآءُ قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَآءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَآءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ تُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتٖينُ»

TENBİH - Ânifen işaret ettiğimiz veçhile lisanımızda «fulânın elı açık» denildiği zaman ma’lûmdur ki bu

ta’birlerde el kelimesinin müfred olarak bir ma’nâsı kasd edilmez ve eli açık terkibi hey’eti mecmuasiyle bir kelime gibi «سخى» ma’nâsından me’caz, daha doğrusu kinaye olur. Ma’nâyı hakıkî mümkin olsa bile düşünülmez. Sahıy civanmerd olan kimsenin ihsan ve i’tâ sırasında daima elini uzatıb açmakta ve herkes ondan alacağını almakta olması gibi esasi isti’male sebeb olan mülâzeme kimsenin hatırına gelmez, hattâ o derecede ki ba’zan ma’nâyı hakikî mümkin bile olmaz. Meselâ iki kolu dibinden kesilmiş olan bir kimse bile haddi zatında sahıy olursa ona eli açık denilir. İşte Arabcada «يده مبسوطة» dahi tıbkı böyledir. «يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ» ise bunun te’kid ile bir mubalâgasıdır ki kendisinde buhulden aslâ eser olmayıb mütemadiyen ve son derece vergili olduğunu ifade eder. Ve bunlarda yed kelimesinin ne müfred ne tesniyesinde bir ma’nâyı mahsus aslâ maksud veya mütesavver değildir. Ve bunun lisanı Arabda bir çok misalleri vardır. Meselâ: جاد الحمى بسط اليدين بوابل شكرت ندآء تلاعه و وهاده Diyen şairin derelerinin tepelerinin feryadını meşkûr kılan kuvvetli bir yağmuru koruya ihsan eden «بَسْطَ يَدَيْن» ta’birinde aslâ el tasavvur etmeyib mahzâ bezli ni’met kasdettiği şübhesizdir. Kezalik Lebîd: و غداة ريح قد شهدت و قرة اذ اصبحت بيد الشمال زمامها Diye soğuğun yularını poyrazın elinde gördüğü rüzgâr sabahı mücerred bir istiarei temsiliyye ile poyrazın te’sirini ve soğuğun şiddetini anlatmıştır. Demek ki rüzgâr gibi el tasavvuru mümkin olmıyan şeylere bile lisanda el isnadı ve hattâ bir ma’nâyı müfred kasdedilmiyerek isnadı pek çoktur. İşte «بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ» nazmı celîlinde de «يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ» ma’nâsiyle cudı müekked kudreti baliğa ve iradei kâmile maksud olduğundan yedin ne hakıkî ne gayri hakıkî hiç bir ma’nâsı melhuz olmıyarak terkibin mecmuundan bir ma’nâyı kinaî murad edildiğinde tereddüde mahal yoktur. Ancak bundan yedin ma’nâyı ma’rufu mülâhaza olunmaksızın «يَدُ اللّٰهِ» ıtlakının memnu’ olmayıb caiz ve meşru’ olduğu anlaşılır. Filvakı’ Allah yed nisbet eden bir çok âyât ve ehâdis vardır ki bunların ba’zısı aded beyan olunmaksızın «يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْدٖيهِمْ» âyeti ve «يَدُ اللّٰهِ مَعَ الْجَمَاعَةِ» hadîsi gibi mutlaktır. Bu âyet, kezalik «مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ» âyeti, ve «كِلْتَا يَدَيْهِ يَمِينٌ» hadîsi gibi bazısında iki yed zikredilmiştir. Ba’zısında da cemı’ varid olmuştur «اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْدٖينَآ اَنْعَامًا» gibi. Bunlardan ise bir akaid mes’elesi hasıl olmuştur. Selef demişlerdir ki «Kur’anda Allaha yed isbat edilmiş olduğu ve «لَيْسَ كَمِثْلِهٖ شَىْءٌ» mucebince yedullahın bizim bildiğimiz cismi mahsus olamıyacağı da aklen ve naklen ma’lûm bulunduğu cihetle biz Allahın yedi vardır diye iyman eder ve hakıkatini ilmi ilâhîye tafvız eyleriz, tefsirine kalkışmayız ilh.». Ya’ni bunu müteşabihattan tanımışlar ve «مَا يَعْلَمُ تَاْوٖيلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُ» demişlerdir. Fakat sonradan ba’zı Mücessime zuhur ettiği cihetle mütekellimîn bunları muhkemata tevfikan her birinde makamına münasib bir ma’na ile te’vil ve izahı tecviz eylemişlerdir. Lugati Arabda «يد» kelimesi vücuhi muhtelife üzere isti’mal olunagelmiştir: 1- Ma’lûm olan uzvı mahsusun ismi ki kâh bileğe ve kâh koltuğa kadar ıtlak edilir.

2- Ni’met ma’nâsınadır ki cem’inde «ايادى» kullanılır. «كثرت ايادى فلان عندى لفلان عندى يداشكره عليها» denilir. Lisanımızda bu ma’nâ pek mütearef değildir. Fakat «efendim elinizin altında yaşıyayım» denildiği zaman da ni’metiniz ve ınayetiniz sayesinde demek olur.

3- Kuvvet-ü kudret ma’nâsınadır. Netekim «اُولِى اْلَايْدِى وَاْلَابْصَارِ» zevilkuvâ vel’ukul diye tefsir edilmiştir. Siybeveyhin naklettiği üzere Arablar «لَا يَدَلَكَ بِهٰذَا» derler ki maksad kemali kudreti nefiydir. Ya’ni «senin buna pek kudretin yoktur» demektir. Lisanımızda da bu ma’na çok müteareftir. Meselâ «el elden üstündür arşa varıncaya kadar» denilir ki «kudret kudretten üstündür. Ancak Allahın kudretinin üstünde hiç bir kudret yoktur» demektir. Kezalik «fülânın bunda eli var yahud parmağı var» denildiği zaman da te’siri, sun’-u dahli var demektir ki bu da kudret ma’nâsına müteferri’dir. Bu cümleden olmak üzere lisanımızda el âlet ve vasıtai icraiyye ma’nasına da kullanılır. «bu işte fülânın eli fülândır, fülân, fülânın eli ayağıdır» denildiği zaman bu ma’nâ kasdedilir. Bu isti’mal Arabcada da yok değildir.

4- Milk ma’nâsıdır. Şu erazı fülânın yedindedir» denilir ki tahtı milkinde veya tasarrufundadır demek olur. Netekim «الَّذٖى بِيَدِهٖ عُقْدَةُ النِّكَاحِ» demek nikâhı akdetmek salâhiyyetine malik olan demektir.

5- Şiddeti ınayet ve ıhtısas ma’nâsınadır ki «ben bunu elimle yaptım» demek kendim yaptım demek olduğu gibi ı’tina ettim, pek hususî surette ehemmiyyet verdim, binaenaleyh bence büyük bir kıymeti vardır demek de olur. Âdem hakkında «لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ» buyurulması bu veçhle bir şerefi mahsusu beyandır.

İşte Allah tealâya nisbet olan yedde evvelki ma’nâdan başka hepsi kabili mülâhazadır. Ebülhasenil’eş’arî rahmetullahi aleyh ba’zı akvalinde demiştir ki «yedullah zatullah ile kaim bir sıfattır ki kudretten başkadır. Ve ıstıfa tarikıle tekvin bunun şanındandır.» Ilh... Fakat Eş’arînin tekvin sıfatını kudret sıfatına irca’ ettiğine nazaran böyle demesi yed, mutlak kudret değil, bir kudreti hassadır ma’nâsına telakkı edilebilir. Ekser ulema da Allah tealâ hakkında yed, kudretten veya ni’metten ıbaret olduğuna kail olmuşlardır. Lâkin «بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ» de bu mebahısin cereyanına hiç de lüzum yoktur. Zira bu, Yehudun kinayesine yine kinaye ile bervechi ma’ruf bir cevab olduğu cihetle bunun te’vili bilinemiyecek olan müteşabihattan olmadığı ve binaenaleyh buradaki yedden bu ma’naların hiç biri mülahaza olunmıyarak cud-ü kudretin doğrudan doğruya terkibden ma’nayi kinâî olmak üzere anlaşıldığı unutulmamalıdır. Ve bundan dolayı bunda Allahın iki kudreti ne demektir? diye bir suale de mahal yoktur. Zira tesniye balâda ıhtar edildiği üzere ma’nayi terkibe nazaran mahzı mübalega ve te’kid içindir. Maamafih «كِلْتَا يَدَيْهِ يَمِينٌ» hadîsinde olduğu gibi burada da «yed» in kinayeden kat’ı nazarla bir ma’nasını mülâhaza etmek lâzım gelirse iki «yed» in biri yedi bast biri de yedi kabz olmak üzere kudreti ilâhiyyenin cemâl ve celâli haysiyyetlerini anlamak ıktıza eder. Netekim eseri celâli göstermek üzere buyuruluyor ki: وَلَيَزٖيدَنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ مَآ اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا Ve her halde rabbından sana indirilen bu âyâti Kur’aniyye o Yehudîlerden bir çoğunun tuğyanını ve küfrünü artıracaktır.- Ba’dema bunlar tagutlukta daha ileri gideceklerdir. Zira lâ’nete kesbi istihkak etmiş olanlar «لَمْ يُرِدِ اللّٰهُ اَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ» hukmüne mahkûm olmuş zalimlerdir. Kur’anın hidayeti fi’liyyesi ise müttekıler, mü’minler içindir. «هُدًى لِلْمُتَّقٖينَ يُضِلُّ بِهٖ كَثٖيرًا وَيَهْدٖى بِهٖ كَثٖيرًا وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنٖينَ وَلَا يَزٖيدُ الظَّالِمٖينَ اِلَّا خَسَارًا» Fakat bunların küfr-ü tuğyanından endişeye de mahal yoktur. Çünkü وَاَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَآءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ dir. Bunun için كُلَّمَآ اَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ اَطْفَاَهَا اللّٰهُ dir. -Binaenaleyh bunlar hiç bir zaman hakıkî bir kuvvet ve ızzet bulamazlar. وَيَسْعَوْنَ فِى الْاَرْضِ فَسَادًا yer yüzünde daima fesada çalışır durular. وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ Allah sie müfsidleri sevmez, sâıy bilfesad olanların cezasını verir. Ve vermek için yedi kudreti bağlı değildir. Onları tel’in, tazyık, tazib eder de eder. Bununla beraber yedi rahmeti de bağlı değildir. Bunun için