AyetSûreler

Mâide Sûresi 48. Âyet

Medine · Cüz 6 · Sayfa 116

وَأَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ مُصَدِّقࣰا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَمُهَيۡمِنًا عَلَيۡهِۖ فَٱحۡكُم بَيۡنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُۖ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡ عَمَّا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡحَقِّۚ لِكُلࣲّ جَعَلۡنَا مِنكُمۡ شِرۡعَةࣰ وَمِنۡهَاجࣰاۚ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمۡ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ وَلَٰكِن لِّيَبۡلُوَكُمۡ فِي مَآ ءَاتَىٰكُمۡۖ فَٱسۡتَبِقُواْ ٱلۡخَيۡرَٰتِۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرۡجِعُكُمۡ جَمِيعࣰا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ ۝٤٨

Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur’ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَاَنْزَلْنَآ اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ asıl kitabı, o kitabı kâmil olan Kur’anı da hakkile hakka mülâbis olarak ya’ni mazmunu hak, vasıtai hak, inzali hakkile sana indirdik مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ kitab cinsinden, kütübi münzele cümlesinden önünde bulunanı musaddık وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ ve onun üzerine müheymin, ya’ni sair kitablar üzerine emin bir nazır ve şahid, mürakıb ve hâkim olmak üzere hakkıyle indirdik -ki bu kitab hem müheymin olan Allah tealânın bizzat tahti hıfzında olarak tağyir-ü tafriften masun kalacak hem diğer kitabların vacibül’amel olarak muhtevi oldukları ahkâmı hakkı tayzi’ ve tahriften mahfuz tutacak, şehadetiyle hakayikı tashih ve tahrifati ibtal edecek ve bunun tasdikından geçmiyen yahud buna muhalif olan kütübi saire ve şerayi’ı mütekaddime ahkâmiyle amel caiz olmıyacaktır. Bu kitab onlar üzerinde tasdık ve te’yidine müracaat olunacak emîn bir merci’, bir muhafız ve mürakıb, bir şahidi hakkolacaktır. Ve artık Tevrat veya İncil ile hukmün ıtlakı da bununla mukayyed bulunacaktır.

MÜHEYMİN, «هَيْمَنَ» den ismi fail olarak bir şey üzerine rakıb ve hafız olan şahid ve emin demektir.

Diyorlar ki bu vezinde «هَيْمَنَ سَيْطَرَ بَيْطَرَ حَمْيَرَ كَيْقَرَ» beş lâfızdan başka yoktur, ba’zı lugaviyyîn bunun «اَرَاقَ» yerine «هَرَاقَ», «اِيَّاكَ» yerine «هَيَّاكَ» kabilinden olarak korkudan emîn kılmak ma’nâsına «اٰمَنَ» den bir ismi fail olduğuna zâhib olmuşlar ise de zikrolunan nazirler mevcud iken böyle bir tasavvurun lüzumsuz bir tekellüf olduğu beyan olunmuştur. İbni Kuteybe bunu «مُؤْمِنٌ» lâfzının ismi tasgıri zannetmiş ise de Ebül’abbas Mübberred bundan tahzir etmiştir. Zira müheymin esmai İlâhiyyedendir de.

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ Binaenaleyh sen onlar, o sana gelenler beynin de her kim olursa olsun Allahın bihakkın inzal eylediği kitab ile hukmet وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَ هُمْ عَمَّا جَآءَكَ مِنَ الْحَقِّ sana gelen haktan inhiraf ederek onların hevalarına, eğri arzularına uyma. Zira hevaya uyulmamak için لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا sizden her birine ya’ni siz ümmeti islâmiyyeden yahud siz ümmetlerden her birinizeb iz bir şir’a, maksudı hakka götürür hususî birer yol ve bir minhac, ya’ni bütün o şir’aları ıhtîva eden umumî bir cadde, bir tarikı vazıh ta’yin ettik.».

ŞİR’A, ŞERİA, MEŞREA aslı lugatte bir ırmak veya her hangi bir su menbından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda insanların hayatı ebediyye ve saadeti hakıkıyyeye vusulü için Allah tealânın vaz’u teklif ettiği ahkâmı mahsusaya ve mezhebi müstekıme bil’istiare ıtlak edilmiştir ki din demektir. Ya kapalı bir şeyi yarıb açmak ve beyan-ü tavzih etmek ma’nâsına «شرع» masdarından veya bir şeye duhul ma’nâsına «şuru’» dan me’huzdur. Evvelkisi şâria, ikincisi sâlike nazaran münasebeti demek olur.

MİNHAC, da vazıh, açık yol demektir. Şir’a, Fransızca «procédé» minhac da «méthode» kelimeleriyle

terceme olunabilir. Ba’zıları şir’a ile minhacın bir ma’nâdan ıbaret olub te’kid için tekrar edildiğine ve her ikisinden de murad «din» demek olduğuna kail olmuşlardır. Diğerleri ise tefrık etmişler ve demişler ki: şir’a mutlak şeriattan, tarikat da mekârimi şeriattan ibarettir. Minhacdan murad budur. Binaenaleyh şeriat evvel ve tarikat âhirdir demişler. Müberred, şir’a tarikın ibtidası, minhac da tarikı müstemirdir demiş. İbni Enbarî de şir’a o tarıktır ki ba’zan vazıh ve ba’zan gayri vazıh olabilir, minhac ise her halde vazıh olur demiştir. Tahkıkı budur ki âyette şir’a ve minhac da daima sabit ve vazıh ve müstemirrolan usuli dinidir ki şir’a bunun teşa’ubat ve tenevvuatı demektir. Her milletin mensub olduğu Peygambere indirilen ahkâmı mahsusa birer şir’a, Allaha Peygamberlere, Âhırete iyman gibi bunların hepsinin müşterek ve müttefık oldukları usulde minhacdır. Bu iki haysiyetledir ki ba’zı Enbiya ve şerayi’in noktai ıhtilâfını, ba’zan da «شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدّٖينِ مَا وَصّٰى بِهٖ نُوحًا وَالَّذٖٓى اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهٖٓ اِبْرٰهٖيمَ وَمُوسٰى وَعٖيسٰٓى اَنْ اَقٖيمُوا الدّٖينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فٖيهِ» gibi noktai ittifakını gösteren âyetler görürüz. Netekim burada da evvelâ biribirlerinin izlerinden gönderilen Enbiyanın ve kitabların sonrakileri öndekilerini tasdık ettikleri, saniyen bu tevali ve tasdık içinde şerayi’ ve ümemin muhtelif oldukları beyan olunmuştur. Bunun birisi «لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهٖ» birisi de «تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ» haysiyyetidir. İncilin önündeki Tevratı, Kur’anın önündeki Tevrat ve İncil bütün cinsi kitabı müsaddık ve yekdiğerinden aledderecat mütemayiz olarak nâzil olduklarını beyandan sonra bu âyet bize gösteriyor ki ümemi maziye ve hazıradan muhtelif ümmetlere hevâya uymamaları için evvelâ hallerine münasib birer şir’a ve bir minhac verilmiştir. Meselâ Hazreti Musâdan ba’si Isâya kadar olan ümmetin şir’ası Tevratta ve bı’seti Isâdan bı’seti Muhammediyyeye kadar olan ümmetin şir’ası İncilde, bı’seti Muhammediyyeden i’tibaren mevcud olan ümmetin şir’ası da Kur’andadır. Ve bütün bu şir’aların müttefık ve müntehi oldukları bir minhacı küllî vardır ki bunda hepsi müşterektir ve bu kur’andadır. Bu suretle Kur’an, dini islâm, şeriati Muhammediyye her kitabın, her şeriatin künhünü ihtiva eden ve mevcud olan her ümmetin harekâtına hâkim ve rehber olacak şir’asını cami’ bulunan bir minhacı haktır «وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ» binaenaleyh huküm herkesin keyf-ü hevasına tebe’ıyyetle değil, Allahın indirdiği şıra’a ve minhac ile olmak vacibdir. Mâdem ki Allah muhtelif zamanlarda muhtelif ümmetlere bir silsilei ıstıfa ve tekâmül ile birer şir’a ve minhac göndermiş ve muahharı mukaddeme musaddık ve hâkim kılmıştır. O halde muahhar olan şeriatin vürudundan i’tibaren mukaddem olan şariat ümmetinin de şeriati olduğunda, ya’ni Yehûdîlerin nasrâniyyeti ve her ikisinin islâmı tanımaları lâzım geldiğinde şüphe yok ise de mukaddem olan şeriat, muahhar olan ümmetin de şeriati midir değilmidir? Ulema, ilmi usulde ve bu âyetin tefsirinde bunun mevzuıbahs etmişlerdir. Bir kısmı mâdem ki bu minval üzere her ümmete bir şir’a tahsıs olunmuştur. O halde mukaddem olan şeriat, muahhar olan ümmetin şeriati değildir. Ve binaenaleyh «شَرِيعَةُ مَنْ قَبْلَنَا شَرِيعَةٌ لَنَا» değildir demişler. Diğer bir kısmı ise «شَرِيعَةُ مَنْ قَبْلَنَا شَرِيعَةٌ لَنَا مَا لَمْ تُنْسَخْ» ya’ni bizden evvelki ümmetin şeriati bizim de şeriatimizdir, fakat mutlaka değil, mensuh olmamak şartiyle demişlerdir. Buna göre İncil veya sünneti Isâ ile nesh edilmemiş olan ahkâmı Tevrat nesârânın da şeriatı olduğu gibi Kur’an veya sünneti Muhammediyye ile neshedilmemiş olan Tevrat ve İncil ahkâmı müslimanların da şeriati demektir. Ve binaenaleyh mensuh olmıyan, ya’ni nususı islâmiyyeye muhalif bulunmıyan ahkâmı Yehud ve Nesârâ ile müslimanların amel etmesi caiz olacaktır. Lâkin sh:1700

tahkıkı şudur ki «شَرِيعَةُ مَنْ قَبْلَنَا شَرِيعَةٌ لَنَا اِذَا قَصَّهَا اللّٰهُ وَ رَسُولُهُ= ya’ni bizden evvelki ümmetlerin şeriati bizim de şeriatimizdir, lâkin alel’ıtlak değil, Allah kitabında ve Resulü sünnette nakletmiş olmak şartile». Binaenaleyh neshedilmemiş olmak muhalif bulunmamak kâfi değil, Kur’anın veya Peygamberin tasdıkından geçmiş olması da şarttır. Bu suretledir ki şerayiı salife bizim şeriatimizden cüzdür ve bizim şeriatimiz hepsini muhıttir. Bunun için Kur’anın umemi salife ve Tevrat ve İncil hakkında naklettiği kısas-u ahkâmı onlardaki tafsılâta göre değil, Kur’anın ifadesine ve Resulullahın beyanına göre anlamak lâzım olduğu gibi «Kur’anda fülân huküm, Yehud veya Nesârâ veya diğerleri hakkındadır, meselâ «وَكَتَبْنَا عَلَيْهَمْ فِيهَا» Yehuda aiddir, binaenaleyh biz müslimanların şeriati değildir» demekle de kalmamalıdır. İşte Allah böyle her ümmete bir şir’a vermiş ve onların hepsini de ümmeti Muhammede tahsıs ettiği şir’ade «مَصَدّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَ مُهَيْمِنًا عَلَيْهِ» olarak nâzil bilhak olan bu kitabı ekmel ile, minhacı islâmda cem’eylemiştir.

Ey insanlar, ey ümemi muhtelife وَلَوْ شَآءَاللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً Allah dilese idi sizin evvel âhir hepinizi -ibtidai beşeriyyette olduğu gibib ir ümmet kılardı» -de silsilei tarihi beşerde muhtelif ümmetler yaratmaz, müteaddid Peygamberler, müteaddid şeriatler göndermezdi. Bütün insanlar envaı hayvanattan her birinde olduğu gibi muttarid, yeknesak bir hayat içinde geçer giderdi وَلٰكِنْ böyle yapmadı ve öyle dilemedi de müteaddid ümmetler ve zamanlarına, hallerine göre mütenevvi’ şeriatler yaptı, yapdı da evvel yokken Musâ ile ehli Tevratı ve ondan sonra Isâ ile ehli İncili ve nihayet Muhammed ile ehli Kur’anı vücude getirdi ve her birinize bir şir’a ve minhac verdi ki لِيَبْلُوَكُمْ فٖى مَآاٰتٰيكُمْ her birinizi size vermiş olduğu şeriatler da imtihan etsin, tarikı tecribeden geçirsin de o minhac üzerinde müsabaka ettirsin. Binaenaleyh فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ siz de hep hayır işlere, akıbeti en güzel olan şeylere koşunuz, yarış edinizd e hevalarınıza, keyiflerinize uyub kalmayınız ve bu minhacı hakta ihtilâf etmeyiniz. Zira bu gün ederseniz yarın اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فٖيهِ تَخْتَلِفُونَ dir.

Ya Muhammed, sana bu kitabı hakkı و bir de şu emri inzal ettik ki