AyetSûreler

Mâide Sûresi 32. Âyet

Medine · Cüz 6 · Sayfa 113

مِنۡ أَجۡلِ ذَٰلِكَ كَتَبۡنَا عَلَىٰ بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَ أَنَّهُۥ مَن قَتَلَ نَفۡسَۢا بِغَيۡرِ نَفۡسٍ أَوۡ فَسَادࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعࣰا وَمَنۡ أَحۡيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحۡيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعࣰاۚ وَلَقَدۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُنَا بِٱلۡبَيِّنَٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرࣰا مِّنۡهُم بَعۡدَ ذَٰلِكَ فِي ٱلۡأَرۡضِ لَمُسۡرِفُونَ ۝٣٢

Bunun içindir ki, İsrâiloğulları’na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَ Sırf bundan dolayı, ya’ni Adam oğlunun kardeşini hem de salih ve müttekı ve hayrıhah bir kardeşini bile bigayri hakkın öldürmesi bir emri vakı’ ve bu kıssa mazmununun Beni İsraîle bihakkın müntabık olmasından nâşidir ki كَتَبْنَا عَلٰى بَنٖىٓ اِسْرَآئٖيلَ Beni İsraîl üzerine şöyle yazdık: ya’ni onlara indirilmiş olan kitablarda emrimizle şu hukümler yazılıb farz ve kanun kılındı ki اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِى الْاَرْضِ her kim nüfusi insaniyyeden bir nefsi ne kısas icab eden bir katli nefis, ne de Yer yüzünde kanını heder edecek bir fesad mukabili olmıyarak, ya’ni bu iki sebebden biri bulunmıyarak katlederse فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمٖيعًا bunun kendisi de dahil olduğu halde -bütün nâsı katletmiş gibi olduğu muhakkak»- Çünkü bigayri hakkın birini katl eden katil, umumiyyet üzere hakkı hayatı tanımamış, kanların hurmetini, nefislerin ısmetini hetketmiş, katli nefse yol açmış, sairlerine de cür’et vermiş olur. Binaenaleyh bir kimseyi öldüren herkesi öldürmüş gibi Allahın gazabına ve azabı azîmine müstehık olur da hakkı hayatı kalmaz, demi heder ve katli vacib ölur. İşte bigayrı hakkın katli nefs böyle bir zararı ammdır, Bu gibi katillere bâis ve zararı âmmı müstelzim olacak ve asayişi umumîyi ıhlâl edecek fesad, şekavet ıhtilâl de böyledir. Bunun için böyle bir katil veya müfsidi katleden herkesi kalt etmiş gibi değil, belki ıhkakı hakketmiş veya bir tahlıs yapmış olur. وَمَنْ اَحْيَاهَا her kim de bir nefsi ihya eder ya’ni afvetmek veya katline mani’ olmak veya her hangi bir sebebi helâkten kurtarmak suretile bakai hayatına sebeb olursa فَكَاَنَّمَآ اَحْيَا النَّاسَ جَمٖيعًا sanki insanların cemi’sini ihya etmiş, birine yaptığını -kendisi de dahil olduğu haldeh epsine yapmış gibi olur.». Ma’lûmdur ki her hangi bir teşbih, muşebebeh ile müşebbehünbihin her cihette ve cemi’ı ahkâmda müsavi olmalarını ıktıza etmez. Binaenaleyh bundan umuma müteallık olan katil veya ihyanın bir kişiye müteallık katl-ü ihyadan hiç bir veçhile farkı yoktur demek anlaşılmamalıdır. Her iki fıkradeki teşbihlerden maksad, katli nefsin zararı, ihyai nefsin de menfaati âmm olduğunu vazıhan anlatmak ve binaenaleyh katle karşı kısasan ve yer yüzünde fesad cürmüne karşı cezaen katl-ü ı’damın meşruiyyetini tesbit ile katle taarruzdan terhib ve muhafazai hayata tergibdir.

Fakat burada iki sual vardır: Evvelâ Beni İsraîle bu ahkâmın yazılıb vacib olması niçin «مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَ» olsun? Vaktile Kabilin Habili o suretle öldürmüş olması Beni İsraîle bu ahkâmın vücubı için ne münasebetle sebeb-ü ıllet olabiliyor? Bunu Beni İsraîle tahsısın vechi nedir? «مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَ كَتَبْنَا عَلٰى النَّاسٍ» veya «عَلٰى بَنِى اٰدَمَ» buyurulmak lâzım gelmez mi idi? İşte bundan dolayı Hasen ve Dahhâk mezkûr kıssadaki katlin bizzat Hazreti Âdemin iki sulbî oğulları arasında değil, Beni İsraîlde vuku’ bulduğuna ve iki Âdem oğlundan murad Beni İsrâilden iki kişi demek olduğuna ve Beni İsraîlde böyle bir katil vak’asının vukuu bu ahkâmın nüzulü için bir sebebi mahsus teşkil ettiğine zahib olmuştu. Fakat Cumhurın beyanına göre kıssa böyle değildir. O halde bunu şöyle anlamak lâzım gelir: «مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَ» kıssaya değil, kıssanın manzumunundaki maanii müessireye raci’dir. Şöyle ki: insan öldürmek haddi zatında büyük bir zulüm ve netaici husran-ü nedametten başka bir şey olmıyan büyük bir cinayettir. İnsan olanların bundan son derece sakınmaları icab eder. Halbuki beşeriyyetle bu zulüm emri vakı’dir. Hattâ iki Âdem oğlunun biri iyi bir kardeşine bu zulmü pek hazîn bir surette yapmış ve felâketi dillere destan olmuştur. Bu evvelâ bir kasdi menfaatten değil, mücerred bir kasdi ızrardan, bir hased-ü nefsaniyyetten neş’et etmiş, hem de ihtirasın galeyanına müsaid bir hal içinde değil. Allaha arzedilen bir ibadetin, bir kurban takdim etmenin kabul edilib edilmemesinden ve Allahın iradesine razı olmamak daıyesinden neş’et eden bir hased, bir hased ki buna karşı en yüksek bir hissi takvâ ile ibraz edilen hayırhahlık, müsalemetperverlik ve insanlığın her türlü hissiyyatı necibesini gıcıklamaya kâfi gelecek olan en ahlâkî, en akılâne nasayıh ve tahziratı ma’neviyye asla müfid olmuyor. Bil’âkis bütün bunları cinayetin esbabı müşevvikası yerine koyuyor. Kendine karşı elini kaldırmiyan, kaldırmak istemiyen ve iyi bir kardeş olmaktan başka bir arzu beslemeyen o güzel kardeşine, «seni öldürmek ne kolay, ne tatlı şeymiş» diyerek saldırıb kıydırıyor. Sonra da husranlara, nedametlere düşürüyor ve öyle bir hali felâkete getiriyor ki mukaddema o yüksek kardeşinin sarıh ve vazıh nasayih-ü irşadatını dinlemiyen o kafa emri İlâhî ile en sonunda ciyfeler arkasında dolaşan bir karganın harekâtından eyvahlar çekerek dersi intibah almağa ve ona gıbtalar ederek nedametler çekmeğe mecbur oluyor. İşte beşeriyyette katli nefis cinayetinin bir emri vakı’ olmasından naşı buna karşı mukavemet ve kısas sureti umumiyyede bir hakkı meşru’ olduğu gibi bilhassa bu vak’a veya bu kıssada cinayete saik olan ve icrasını teshil eden haleti ruhiyye, ezcümle hased-ü nefsaniyyet ve mukavemeti fi’liyye olmadığı zaman tatvi’ı cinayet hasleti Beni İsraîlde pek bariz ve kıssanın mazmunu bunların ahvaline temamen mutabık olduğundan dolayı bunlar hakkında daha ziyade ahkâmı şedîde inzal buyurulmuş, hem kısas hem de «فَسَادٍ فِى الْاَرْضِ» cürmüne karşı i’dam cezası farz kılınmış, ferdin hakkı hayatı, umumun hakkı hayatına müsavi ve ferdi tahlıs umumu tahlıs ma’nâsında olduğu anlatılmıştır.

Acaba bunlarda hâlâ bu haleti ruhiyye mevcud mudur? Binaenaleyh bu şiddete hâlâ lüzum var mıdır? Ve bu huküm elyevm cari olmalı mıdır? Yoksa mücerred nasıhat kâfi midir? وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِ alimallah bunlara bizim nice Resullerimiz beyyinat ile geldiler, bu babda açık ve kat’î bürhanlarla beyanatta bulundular ثُمَّ اِنَّ كَثٖيرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ ba’dehu bunların bir çoğu bundan sonra da فِى الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ yer yüzünde hâlâ israf etmekte, fursat bulundukça katl-ü fesadda bîpervâ ifrat eylemektedirler.»- Hattâ bundan sonradır ki Peygamberleri öldürmeğe kalkıştılar ve nice nice ıhtilâller çıkardılar. Binaenaleyh Arz üzerinde bunlar ve bu gibi müsrifler mevcud oldukça bunlara karşı yalnız beyyinatı kavliyye ve Uhreviyye ile iktifa olunmayıb beyyinatı fi’liyye olan ahkâmı şedîde tatbikı umum insanların hakkı hayatın sıyanet ve yer yüzünde icrayı fesada mümanaat etmek için her zaman bir kanunı haktır.

Filvakı’: ٣٣ اِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذٖينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِى الْاَرْضِ فَسَادًا اَنْ يُقَتَّلُوٓا اَوْ يُصَلَّبُوٓا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْدٖيهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِ ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْىٌ فِى الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِى الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظٖيمٌ ٣٤ اِلَّاالَّذٖينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُوٓا اَنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ

Meali Şerifi